Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 29 Mayıs 2017

Üste git

Üste

Yorum Yok

ZAMAN TRENİ: TARİHİN RENKLİ VAGONLARINDA BİR SEYAHAT

ZAMAN TRENİ: TARİHİN RENKLİ VAGONLARINDA BİR SEYAHAT

Mehmet Perinçek ve Özlem Kumrular’ın yayın hayatına kazandırdığı “Zaman Treni”  kitabı, çok merak edildiği halde üzerinde az konuşulan konuların gün yüzüne çıktığı bir eser.  Öncesinde Ulusal Kanal’da televizyon programı olarak ortaya çıkan Zaman Treni, önde gelen akademisyen ve araştırmacıların katılımıyla kısa zamanda benzerlerinden farklı bir tarih programına dönüştü. Meraklı tarih izleyicisini bilgilendiren, yer yer şaşırtan Zaman Treni; ocak ayında daha kapsamlı bir şekilde kitap haline gelerek okuyucuların huzuruna çıktı. 21 tane söyleşinin yer aldığı Zaman Treni’nin her vagonunda bizleri birbirinden değerli isimler karşılıyor: Yaşar Çoruhlu, Halil İnancık, Semih Tezcan, Tolunay Sandıkçıoğlu… Bizler İnciraltı Tarih Cemiyeti olarak bu kıymetli isimler ile gerçekleştirilen söyleşilerin çözümünü kağıda dökerken büyük bir keyif duymuştuk.

Kitapta birbirinden ilginç tarihi gerçekler, doğru bilinen yanlışlar gün yüzüne çıkıyor. Kitabın kendi alanındaki benzerlerinden ayrıldığı en önemli nokta da burası. Konuyla ilgili uzmanlar, yazarlarımızın sorularını cevaplandırıyor. Yani bizler 17. yüzyıl Osmanlı Tarihi hakkındaki hurafelerin aslını Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık hocamızdan öğreniyoruz.

Kitap için seçilen konu başlıkları oldukça ilginç ve merak uyandırıcı. İlk konumuz Hitit Mutfağı. Bu yemek kültürünü okudukça bin yıllar öncesindeki geleneklerin hala devam ettiğini görüyoruz. Örneğin; kaburga dolması, lokma tatlısı ve yufka ekmeğinin Hititli atalarımızın biz Anadolu çocuklarına bıraktığı bir miras olduğunu ve ekmeksiz kurulmayan  o sofraların, Hitit mutfağının 200 çeşit ekmeğine borçlu olduğumuzu biliyor muydunuz ?

Kitabın gerçekten her köşesi ayrı bir detayı barındırıyor. MÖ 2000’lere kadar dayanan Türk Mitolojisi’nde ejderhanın, Batı kültürünün aksine tıpkı Çin kültüründe olduğu gibi bolluk ve bereketi temsil ettiğini ve bu öğenin Türk kültüründe önemli bir yere sahip olduğunu öğreniyoruz. Farkında olmadan bugün de söylemlerimize yansıyan mitolojimiz, karşımıza Sarı Kız adıyla çıkıyor. İneklerimizin en irisine taktığımız bu adın aslında Bereket Tanrıçası Umay’ın diğer adı olduğunu öğreniyoruz. Bu kıymetli söyleşide Yaşar Çoruhlu hocamız bizlere Türk Mitolojisi’nin ülkemizde yeterince bilinmediğinden, üzerinde çalışılmadığından bahsediyor.

Bir diğer durağımız Japon Tarihi ve Samuraylar. Erdal Küçükyalçın’ın cevapladığı sorularla Japon Tarihi hakkında ilginç detaylar öğreniyoruz. Tayfunlar ülkesi olan Japonya’da bu doğal afetin nasıl bir avantaja dönüştüğünü görüyoruz. Kamikaze’nin (Tanrı’ nın Rüzgarı) düşman donanmalarını nasıl yerle bir ettiği ve bu kavramın II. Dünya Savaşı’nda evrilerek intihar pilotlarına verilen sembolik bir isim haline geldiğini anlıyoruz.

Peki ya Canavarlar, onların da bir tarihi var mı? Pelin Batu ile gerçekleştirilen röportajın sonunda insanların korkularının da bir sonucu olarak ortaya çıkan canavarların incelenmesinde felsefe, psikoloji ve sosyolojinin ne denli önemli olduğunu görüyoruz. Canavarlar Tarihi konusunda en dikkat çekici unsur ise konuya diyalektik bakmak. Her çağın canavarı, bizim bir aynamız. Korkularımızdan oluşuyor. Örneğin Drakula, Avrupa’da alt tabakanın gelip üst tabakayı ele geçirmesi gibi sınıfsal bir nitelik taşıyor.

Osmanlı Tarihi son yıllarda üzerine yoğun çalışan bir konu. Ancak tarihçilik anlayışımızın emekleyerek bir yerlere gelebildiği bu dönemlerde doğru bilgiye ulaşmak oldukça meşakkatli. Osmanlı Tarihi’nin Heredot’u Halil hocamız ile yapılan “17.yüzyılda Osmanlı” söyleşisi konuyla alakadar olan herkesin zevkle okuyacağı bir bölüm. Konunun duayeni Halil hocamız; Fatih Kanunnameleri’nin Osmanlı Devleti için olan önemini, 17. yüzyılda başlayan kadın saltanatını ve takriben bozulan devlet yapısını bizlere detaylarıyla açıklıyor. Bu değerli söyleşide “Kıbrıs şarap için mi fethedildi?” tarzındaki spekülatif soruların da cevaplarını buluyoruz.

Son günlerin en çok tartışılan konularından bir tanesi olan “Osmanlıca bir dil midir?” sorusunun cevabı da Zaman Treni’nde karşımıza çıkıyor. Osmanlıcanın karşılığının aslında, 14.-20. yüzyıllar arasında Osmanlı coğrafyasında Arap alfabesiyle yazılmış ilmi, edebi ve resmi Türkçe metinlere denk olduğunu görüyoruz. Osmanlıca öğrenmenin zorluğu ve Arap alfabesinden Latin alfabesine geçişteki tartışmaları, konunun uzmanı Orhan Sakin ile birlikte cevaplandırıyoruz.

Yukarıdaki bölümler o şahane konulardan sadece birkaçı. Zaman Treni, çıktığı bu renkli yolculukta Okçuluk Tarihi, Kadın Tarihi, Türk-Rus ilişkileri gibi konulara değiniyor. Tarihte cevabı merak uyandıran: “Türk Ütopyaları var mıdır? Türk-Yunan İlişkilerinde Tük dizilerinin rolü nedir? Baltacı-Katerina karşılaşması gerçekten yaşandı mı? Osmanlı sarayında hangi dil konuşuluyordu? Pantolonu Türkler mi buldu? Türkiye’de batı müziğinin gelişmesinde Beyaz Rusların etkisi nedir?” sorularının yanıtlarını tüm gerçekliğiyle öğrenebiliyoruz.

Bereketli topraklarımızın gizem dolu geçmişinde, cevabını merak ettiğimiz bir çok soruyu Özlem Kumrular ve Mehmet Perinçek bizler için araştırıyor. Sade anlatımıyla okuyucuyu ile adeta konuşan, farklı konularıyla çok geniş bir okuyucu kitlesine hitap eden Zaman Treni, meraklı tarih okuyucusunu eğlenceli, bilgi dolu bir maceraya çıkarma iddiası taşıyor. Kitap, okuyucuları tarihin renkli vagonlarından hiç inmeyecekmişçesine bir yolculuğa çıkarıyor. İyi okumalar…

İNCİRALTI TARİH CEMİYETİ

Sema ODACIL