Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 11 Aralık 2018

Üste git

Üste

Yeni zaferlerin arifesinde tarih bilinci

Yeni zaferlerin arifesinde tarih bilinci

Tarih geçmiş olayların ve olguların belgesel düzlemde araştırılması ve bilimsel disipline uygun olarak ele alınmasıdır. Bu ele alış biçimi her anlamda ideolojiktir. Yani bir başka deyişle tarih, bilimsel disipline uygun olarak araştırılır, ancak sınıfların bakış açısına göre yazılır.

30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde kazandığımız Büyük Zaferin 96. Yıldönümünü kutladık. Bu zaferin hem Kurtuluş Savaşı’mızı kesin sonuca ulaştıran rolü hem de bağımsızlık özlemiyle mücadeleye girişen bütün mazlum milletlere umut veren konumu eşsizdir.

Büyük Zaferimizin eşiğinde bir 29 Ağustos gününde kaybettiğimiz Genel Başkan Yardımcımız Hasan Yaçın ağabeyimizin “Tarih siyasetin laboratuvarıdır” diye ifade ettiği büyük gerçeğin sıcak biçimde hissedildiği bir süreçten geçiyoruz. 26-30 Ağustos Zafer Haftası içerisinde AKP hükümetinin yaptığı Malazgirt Zaferi’ni kutlama hamlesi tartışma yarattı. Malazgirt Zaferi, Türklerin Anadolu topraklarına girişini ve bu toprakları yurt olarak benimsemeye başlamasının sembolik bir tarihidir. Kendisini ilerici sayan isimlerin bu kutlamaların Büyük Taarruz ve Atatürk’ün örtbas edilmesi için yapıldığını iddia etmesi bizi de tartışmaya katılmaya sevk etti. Sosyal medyada yükselen bu tepkiler hep aynı kesimden geldi ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Malazgirt konuşmasında Atatürk’ü anması da bu tepkileri dindirmedi. Yurt edinmenin tarihi ile yurdu kurtarmanın tarihi güncel bir siyasi tartışmanın malzemesi olarak ilginç bir biçimde karşı karşıya konmuş oldu.

TARİHE BAKIŞ İDEOLOJİK VE SİYASAL BİR TAVIRDIR

Tarih geçmiş olayların ve olguların belgesel düzlemde araştırılması ve bilimsel disipline uygun olarak ele alınmasıdır. Bu ele alış biçimi her anlamda ideolojiktir. Yani bir başka deyişle tarih, bilimsel disipline uygun olarak araştırılır, ancak sınıfların bakış açısına göre yazılır. Güncel siyasal mücadeleler de tarihin nasıl ele alınacağını belirler. Çünkü güncel tartışmalar ideolojinin somutlanması, dışa vurumudur. Bugün yaşadığımız bazı tartışmalar oldukça berrak dışa vurumlar içeriyor.

VATAN SAVAŞININ DAYANAĞI MİLLİ KURTULUŞ TARİHİMİZ

24 Temmuz 2015 itibariyle başlayan vatan savaşımız PKK ve Fethullahçı Terör Örgütü’nün ezilmesi hedefiyle milletimizin büyük çoğunluğunu birleştirdi. Terörle mücadele herkesin gündemine girdi. Bu mücadelenin aslında Amerikan emperyalizmine karşı çetin bir savaş anlamına geldiğini ise geniş kitleler kendi pratikleri içerisinde kavradı. Bunun bir varlık yokluk savaşı, moda deyimle “beka sorunu” haline gelmesi her sınıftan halkımızı ve aydınlarımızı tarih içerisinde dayanaklar aramaya itti. Bu arayış zorlu bir arayış değildi çünkü milletimizin tarihi aslında bir milli kurtuluş tarihidir.

1800’lü yılların ortalarından bugüne uzanan süreçte Türk milleti, vatan savunması ve demokrasi mücadelesi pratiklerinden geçti ve olgunlaştı. Bu mücadelelerin pişirdiği hatta yarattığı bir millet olarak Türkler bağımsızlık ve özgürlük kavramlarını en başa yazdı. Dolayısıyla yarım asıra yaklaşan bir bağımlılık ilişkisinden (Atlantik Kampı) kopuş için gerekli moral unsurlar hemen yeniden su yüzüne çıktı. 93 Harbi’nin efsanevi savunma savaşı Plevne’den, Trablusgarp’ta verilen gerilla savaşına, 1. Dünya Savaşı’nın yüz akları olan Çanakkale ve Kut’ülamare’ye ve son olarak da kesin zaferi kazandığımız İstiklal Savaşı’na kadar gelen zorluklarla, kahramanlıklarla ve destanlarla dolu süreç yeniden ve güçlü biçimde hatırlandı.

MÜZMİN MUHALİFLERİN ÇARPIK BİLİNCI

Hükümetin, ülkemizin tarihsel başarılarını öne çıkaran hamleler yapması da önemli bir anımsatıcı işlev gördü. Ancak AKP’nin yaptığı bu hamleler, bilinen tarihsel olguların başka bir biçimde okunması anlamına geliyor. Tarih içerisinde vatan savunmamıza dair olayları, süreçleri ve liderleri öne çıkaran yaklaşımları özü itibariyle yanlış olmasa da başka bir ideolojik yaklaşıma dair motifler içeriyor. AKP’nin Osmanlıcı veya İslamcı kodlar içerek yaklaşımı kendisini Atatürkçü, ilerici sayan kesimleri rahatsız ediyor. Fakat bu kesimlerin ürettiği tepkiler öylesine yanlış ki AKP’yi eleştirmeye fırsat kalmıyor. Çünkü söz konusu kesimlerin -onlara “müzmin muhalifler” diyelim- ifadelerinin altında yatan siyaset iflas etmiş bir siyasettir.

Müzmin muhaliflerin, AKP’yi yıkabilmek için ABD ile dahi [I1] işbirliğinde beis görmeyen siyasetlerinin tarihe bakışı da oldukça sorunlu oluyor. Temel yaklaşımları içerisinde “Atatürk” geçmeyen hiçbir tarihsel hadiseyi sahiplenmemeleri, Atatürkçülüğü Batıcılığa eşitlemeleri ve ucube bir Tanzimat ideolojisine sahip olmalarıdır. Bu sorunlu kavrayışları nedeniyle Atatürk’ü hiç mi hiç anlamadıkları için kendilerini milletimizin tarih içerisinde yarattığı ortak başarılara muhalefet ederken buluyolar.

ATATÜRK’TEN TANZİMATÇI ÇIKARTAMAZSINIZ!

Tarihe bakarken savrulmamak için bazı yanlışları düzeltmemiz lazım. Birincisi Atatürk’ün öncelikli meselesinin tam bağımsızlık olduğunu kavramamız gerekiyor. Hayatı emeryalizme karşı mücadeleyle geçmiş olan ve bu toprakların yarattığı en büyük devrimci olan Atatürk’ü Recaizade Mahmut Ekrem’in romanlarındaki ucube Batıcı karakterlerle eşleyen müzmin muhaliflerin tekelinde değildir!

İkincisi, Tanzimat ideolojisinin çocukları olan bu müzmin muhaliflerin yanılgısının temelini doğru saptayalım: sınıfsız ve emperyalizmsiz dünya tahlili. Dünyanın geleceği, dincilerle laikler arasındaki bir savaşın sonucuna göre şekillenmeyecek! Tıpkı sahte solcuların dünyayı emek-sermaye çelişmesinden ibaret sanmasına benziyor sosyal demokrat, tatlı su muhaliflerimizin bu yaklaşımı ki bu benzerlik onları aynı yerde buluşturuyor. Görüyoruz ki tarihimize yan bakan, halkımızı aşağılayan, emperyalist merkezleri çağdaşlık mabedi sayan sosyal demokratlar ve sahte solcular yan yana mevzileniyor. Ancak onlar kavramasa da gerçek tektir: Dünya ezen ve ezilen/gelişen milletler arasında bir savaşa sahne olmaktadır ve Türkiye bu milli bağımsızlık savaşlarının dün olduğu gibi bugün de en ön cephesindedir.

Üçüncüsü ise müzmin muhaliflerin halk düşmanlığına varan Türk milleti aşağılamalarıdır. Ne Atatürk’le ve de Türk Devrimi’nin başka bir karakteriyle açıklanamayacak olan bu tutum Tanzimtçıların, Damat Feritlerin vb. tavrıyla uyuşuyor. Yoksul halkın, emekçilerin hiçbir başarıya imza atamayacağını düşünen bu ezik yaklaşım hep Batı karşısında hayranlık ve hizmetkarlık karışımı bir politika izlemişti. Onun bugüne yansımaları 24 Temmuz’dan beri kazandığımız başarıları “yalan”, “hayal” ve “komplo” saymaktadır.

ORDUYA ATATÜRK ÜZERİNDEN SALDIRMA REZİLLİĞİ

Yukarıda söz ettiğimiz maddelere en yakın örnek bu hafta içerisinde yaşandı. Genelkurmay Başkanlığı 30 Ağustos Zaferi’ne giden tarihsel sürece dair bir video hazırladığında müzmin muhaliflerin gözleri yine eleştirecek bir şeyler aramaya başladı. Bulunmuştu, zira videoda Atatürk yoktu! Çünkü ordu, zaten AKP’nin ordusu olmuştu, Atatürk’e sırt çevirmesi doğaldı ve müzmin muhalifler hemen bu minvalde tivitler döşemeye başladı. Halbuki videoların bir seri halinde olacağı, yani devam edeceği açıklanmıştı ancak müzmin muhalif vakit kaybedemezdi. Serinin devamının yayınlanmasını beklemeden hamle yapanların içerisinde “büyük tarihçiler” dahi vardı ama tamamı rezil oldu. Çünkü Genelkurmay Başkanlığı 26 Ağustos mesajında baştan sona ulu önder Atatürk vardı.

Pek tabii bu olay müzmin muhaliflerin ne ilk rezilliğidir ne de son olacaktır. Hükümete yakın bir gazetenin Büyük Taarruz videosu yaparak Atatürk’ü anması bile bu muhalif arkadaşlara hiçbir şey anlatmaz. “İşte böyle, herkes adam olacak, doğru yolu bulacak” türünden milleti birleştirmekten fersah fersah uzak, kırıcı ve amiyane tabirle höyküren yaklaşımlarını sürdürdüler.

AKP’NİN GÖREMEDİĞİ: DEVRİMCİLER OLMADAN MİLLİ KURTULUŞ OLMAZ

AKP’nin vatan savaşına ilişkin politikaları sulandıran ve toplumun ilerici, çağdaş ideolojik kodlarıyla oynayan yaklaşımları da onların tarihe bakışını sakatlamıştır. Örneğin Kut’ül Amare Zaferi’ni öne çıkarmak çok doğrudur, fakat onun komutanının adını saklayarak bir yere varamazsınız. O zaferin komutanı Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcasıdır ve AKP’nin çok sevdiği II. Abdülhamit’i deviren kadro içerisindedir.

AKP’nin katlanamadığı gerçek şu ki, Türkiye’de vatan savaşına girişen bir hükümet olarak tarihi karıştırdıklarında hep karşılarına devrimciler çıkıyor. En büyük örneği Atatürk’tür. Atatürk’ün resmine de sözlerine de yer açmaya başladılar çünkü O’nun programı hayata geçmeye başladı. Bu program elbette sadece Atatürk’e ait değil, çünkü ülkemizin Namık Kemallerden başlayan bir devrimci geleneği var. Tam da burada vatan savunmasıyla, devrimin iç içeliğini gören AKP’nin dayanılmaz çelişkisi başlıyor.

Çünkü vatan savaşı dediğinizde Silistre’yi anarsınız ve orada Namık Kemal’i görürsünüz, Abdülaziz’i değil.

Vatan savaşı dediğinizde Trablusgarp’ı, Çanakkale’yi, Kut’ül Amare’yi anarsınız ve orada İttihat ve Terakki devrimcilerini görürsünüz; meclisimizi kapatan, topraklarımızı, hazinemizi yabancılara peşkeş çeken II. Abdülhamit gericisini değil.

2. Kurtuluş Savaşı veriyoruz dediğinizde -ki bu doğrudur- 1. Kurtuluş Savaşı’nı anarsınız ve orada onun lideri Gazi Mustafa Kemal’i görürsünüz, ülkenin anahtarlarını İngilizlere teslim eden Vahdettin ve Damat Feritleri değil.

Daha eskilere gitmek istediğinizde de yine tarihi ilerleten çağ açan liderleri görürsünüz, Sultan Alparslan’ı, Fatih’i ve diğerlerini. Ortaçağ ile bugünü karıştırmaya başladığınızda da kafanız karışır. Bir insan hem Fatih’i savunup hem de onun torunu II. Abdülhamit’e karşı dağa çıkan devrimcilere nasıl sahip çıkabilir diye sorarsınız kendinize.

SONUÇ YERİNE…

Bu sorunu çözmenizi çok isteriz ama nasıl müzmin muhalif Batıcılıktan kurtulamayacaksa siz de bu Yeni Dünya Düzeni kalıntısı ideolojinizden kurtulamayacaksınız ve soruya cevap veremeyeceksiniz.

Bu soruya kaçmadan göçmeden yanıt verebilecek olan bir tek ideoloji, tek bir program vardır. O ideoloji emekçilerin bilimsel sosyalizmidir, program da Vatan Partisi’nin programıdır.

Bağımsızlık savaşımızı başarmak için kim gelirse onunla aynı gemideyiz ama geminin rotasını tarih çoktan çizmiştir. O rotada seyerecek geminin kaptanı da belirmiştir önümüzdeki kriz döneminde dümeni eline alacaktır.

Tarihi kavrayan ve gerçeğin yanında saf tutan dümeni de tutar çünkü Amerika’nın, paranın ve gericiliğin dümenleri çoktan kırıldı. Türkiye gemisi tarihi ve rotayı kavrayan kaptanını bekliyor.

Uğurcan Yardımoğlu

İnciraltı Tarih Cemiyeti Merkez-i Umumi Üyesi

inciraltitarih.com