Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 21 Kasım 2017

Üste git

Üste

Ya hürriyet, ya ölüm

Ya hürriyet, ya ölüm

                                                                     
               Tarık Zafer Tunaya’nın deyimiyle II.Meşrutiyet Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘‘siyaset laboratuvarı’’dır. Bu laboratuarda kuşkusuzdur ki Atatürk Devriminin rotası çizilmiştir. Yine kuşkusuzdur ki Türk Devriminin köklerinden beslenen bir gençliğin kendi tarihini bilmesi en başta devrim yapacak bir kuşak olma iddiasının bir karşılığı olmalıdır. Bu yazıda dünyanın herhangi bir köşesinde varolan gençlik hareketine  ismini veren  ‘‘Genç Türk Devrimi’’ne giden süreci ve bu sürece etki eden nesnel koşulları anlatmaya çalışacağım. Sina Akşin’in deyimiyle dönüşümler arasında bir derecelendirme yaptığımız vakit ‘kopuş-dönüm noktası-devrim’ demiş oluruz. Yazıda 1908 Hürriyet Devrim’ine giden süreci yani ‘dönüm noktalarını’ işleyeceğiz.
19.yy’ın sonlarına doğru artık güç, İngiltere ve Fransa desteğinde konumlanan, Tanzimat’ın Fransızca bilen, Tercüme Odası’nda yetişmiş Ali ve Fuat Paşaların eline geçmişti.
Fuat Paşa durumlarını şöyle anlatmıştır: ‘‘Bir devlevlette iki kuvvet olur. Biri yukarıdan, biri aşağıdan gelir. Bizim memlekette yukarıdan gelen kuvvet cümlemizi eziyor. Aşağıdan ise bir kuvvet oluşturmaya olanak yoktur. Bunun için pabuççu muştası gibi yandan bir kuvvet kullanmaya muhtacız. O kuvvetler de sefaretlerdir.’’
Paşanın dediği gibi aşağıdan bir kuvvet uygulanamazdı, çünkü bu takdirde taşra adına konuşacak olan ayanlara söz hakkı verilmiş olacaktı.
Bu çıkmazların üstüne Hersek ve Bulgaristan isyanlarının çıkmasıyla birlikte Osmanlı Devleti Rusya karşısında yapa yalnız kaldı. Abdülaziz’in tahttan indirilmesi, 1.Meşrutiyet’in ilan edilmesi de duruma çözüm olmadı. Meşrutiyet’in ve İngilizciliğin bir yarar sağlamamasını gören Abdülhamit baskı ve zor kullanmakta, meşrutiyeti tasfiye etmekte hiç zorlanmadı. Bu baskılar ve Babıali Paşalarının geride kalması 1908’e değin sürecekti.
Bu baskı sürecinde ise devrimci subaylar yetişmekteydi Harbiye sıralarında. Fakat Abdülhamit gibi baskıcı bir padişahın dahi bu gerekçe ile bu okulları kapatması olanaksızdı. Çünkü devletin iyi eğitim görmüş subaylara da ihtiyacı vardı. Durum ortadaydı. Bu yüzden çoğunluğu Makedonya olmak üzere genellikle İstanbul dışındaki bölgelere atandılar. Hem tehlikeli bölgelere atanıp tehlikeyi yok ediyorlar hem de saray ve çevresinden dolayısıyla siyaset merkezinden uzakta oldukları için Abdülhamit’i rahatsız etmiyorlardı. Üstelik ödül törenlerinde ise alaylı, padişaha yakın subaylar ödül almaktaydı. 1 senede yalnızca 6 ay maaş almaları da emekçi karakterlerini yansıtmaktaydı.
Adeta bir ‘ortak sömürge’ ülkesi olan Osmanlı Devletinin parasal olmayan sistemi yeni dünyadan akıp gelen altın ve gümüşün karşısında çaresizdi. Tüm bunların bir sonucu olarak sayabileceğimiz gibi celali isyanlarının nedenlerini de buralarda aramak gerekir.
AŞAĞIDAKİ KUVVETİ GÜNYÜZÜNE ÇIKARMA ARAYIŞI:
Ali ve Fuat Paşaların kendi tabirleri ile ifade ettikleri yandan kuvvet arayışlarının bir sonucu olan Avrupa’ya taviz verilmesini ve buna rağmen Osmanlı bütünlük ve egemenliğinin korunamadığını ifade eden altı genç 1865’te Belgrat Ormanı’nda İttifak’ı Hamiyyet adında gizli bir dernek kurdular. Devleti kurtarmanın ve demokratik bir devlet yapılanması oluşturmanın yolunun meşrutiyet mücadelesinden geçtiğini savunan bu gençler, Pariste sürgün olan Mısır Prensi Mustafa Fazıl Paşa’nın kendisini bu meşrutiyetçi gençlerden göstermek amacıyla çektiği telgrafta kendisini Genç Türkiye Partisi’nin temsilcisi olarak tanıtmasıyla teşkilat Paris’te Namık Kemal, Ziya, Ali Suavi’nin katılımıyla yeniden kuruldu. Yeni Osmanlılar Cemiyeti adını benimsedi. İlk devrimci kuşak Türkiye’de daha çok Yeni Osmanlılar olarak, ikinci devrimci kuşak(II.Meşrutiyetçiler) ise Jön Türk(Genç Türk) hareketi adıyla anılmaktadır.

İttihat Ve Terakki’nin Doğuşu:
1877 yılının başında Abdülhamit’in Mithat Paşa’yı sürmekle başlattığı baskı hareketi, Rus ordularının Ayestafanos’a değin gelmeleri üzerine Mebusan Meclisi’nin dağıtılmasıyla devam etti(1878) Bu baskının sebebi V.Murat’ı tahta çıkarma girişimiydi. Bunlardan ilki Ali Suavi’nin önderliğinde gerçekleşen Çırağan vakası, ikincisi ise Cleanthi Scalieri Aziz Bey komitesinin hazırlıklarıdır. Her iki girişimin de İngiliz desteğiyle, Masonlarca yapıldığı anlaşılmaktadır.
1881’de Fransa, Tunus’u korumasına almış, ertesi yıl İngiltere, Mısırı işgal etmişti. Öte yandan Berlin kongresi ile özerk bir il haline getirilen Doğu Rumeli, 1885’te isyan etti ve Bulgaristan’la fiilen birleşti. Bu olaylar karşısında hürriyetçi bir muhalefetin ‘devletin kurtarılması’ gerekçesine de dayanmasını olanaklı kılıyordu. Sonradan İttihat ve Terakki adını alacak bu dayanmanın teşkilatının kuruluşu 1889 yılına rastlar. Bu tarihe kadar görülen muhalefet hareketleri:
1-Mithat Paşa’nın sürülmesi üzerine üç Harbiyeli öğrencisinin kurduğu fakat pek az şey bildiğimiz gizli örgüt.
2-Çırağan olayı.
3-Scalieri Aziz Bey komitesi.
4-Bu komiteden önce çıkarılan İstikbal gazetesi.
1895 yılına değin derneğin üye kazanmak, toplantı yapmak dışında bir faaliyetinin çok olmadığını görüyoruz. Nitekim 1889’da, 1893’te ve 1895’te Ermenilerin Babıali yürüyüşünden önce tutuklanan İbrahim Temo, her seferinden mutlakiyet yönetimi için hayli hafif sayılabilecek muamele görür ve kısa zamanda affedilerek salıverilir.
1895’e değin İttihat ve Terakki’nin neredeyse olmadığını söylemiştik. 39 maddelik örgüt nizamnamesine göre adalet, eşitlik, özgürlük gibi insan haklarını ihlal eden, bütün Osmanlıları ilerlemeden alıkoyan ve vatanı yabancı tasallutu altına düşüren yönetimine karşı İslam ve Hıristiyan yurttaşları uyarmak için kurulmuştu(madde 1) Cemiyet kadın ve erkek bilcümle Osmanlılardan oluşacaktı.  Hükümete ‘‘muavenet ve müzaheret’’ etmesinin kutsal bir görev olarak öngörülmüş olmasıdır.(madde 5) Bu da 1908’de göreceğimiz, iktidara gelmeden, iktidarı denetim altında tutmak modelinin özüdür.
İlan-ı Hürriyet
Hürriyetin ilanının yakın nedeni, İngiltere’nin 3 Mart 1908 genelgesiyle Makedonya konusundayaptığı girişim oldu. İngiltere’nin 3 Mart 1908 genelgesi kısa zamanda Paris’teki İttihat ve Terakki merkezinde duyuldu ve bu merkezin Selanik’teki iç merkeze yazdığı 16 Mart 1908 yazısına konu oldu.
17 Temmuz’da Padişah’ın fermanı okunurken Manastır Mıntıka Kumandanı Osman Hidayet Paşa vuruldu. Son olarak da Niyazi Bey’in Resne Milli Taburu ile 20 Temmuz’da dağa çıkmış olan Eyüp Sabri Bey kumandasındaki Ohri Milli Taburu 22/23 Temmuz gecesi Manastır’da birleşerek Şemsi Paşa’nın yerine atanmış bulunan Müşir Tatar Osman Fevzi Paşayı 2000 kişilik kadar bir kuvvetle gelip dağa kaldırıldı.
23 Temmuz günü 21 pare topla Manastır’da Meşrutiyet, Terakki ve İttihat tarafından ilan edilir. Yine o gün, Terakki ve İttihat, Rumeli’nin birçok merkezinde Meşrutiyet’i törenlerle ilan eder ve durum, bir telgraf yağmuru halinde Yıldız’a duyurulur. Kapıkulu zihniyetindeki vezirler, bir türlü beklenen kararı vermeyince, Abdülhamit bu işin sorumluluğunu kendisi göğüslemek zorunda kalır ve meşrutiyeti ilan eder. İlan renksiz ve heyecansız gazetelerde resmi ilan gibi basılır, dağıtılır. Oysa, o sabah, Selanik, Hürriyetin ilanını 101 pare topla kutlamaktadır.

TGB Antalya İl Sekreteri