Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 19 Haziran 2018

Üste git

Üste

Yorum Yok

VIVE LA COMMUNE!

VIVE LA COMMUNE!

                                                                        (-Paris Komünü Sloganlarından-Yaşasın Komün!)

Prusya ve Fransız ordusu arasında gerçekleşen savaştan Prusya tartışmasız galip çıkarak Paris önlerine kadar gelmişti. Bu durumda Fransa tek çözümü teslimiyet olarak görüp ateşkes ilan etti. Ancak düşman orduları kapısına kadar dayanan daha çok cumhuriyetçi, sosyalist bir niteliğe sahip Paris halkı bunu korkakça bir tavır olarak nitelemekle birlikte her ne pahasına olursa olsun vatan müdafaasını sonuna kadar sürdüreceklerini belirtti. Paris’te işçiler, zanaatkarlar, esnafların hepsi Paris’i kurtarmak adına birleştiler ve yapılan belediye seçimlerinin ardından Paris’te 100 bin kişilik bir kalabalığın önünde “komün” ilan edildi.

Paris Komünü bütün yönetsel işlerde çalışanların seçimle gelmesini, seçilenlerin azledilebilmesini ve bunların en yüksek aylıklarının işçi ücretlerine eşitlendirilmesi kararını alacak kadar toplumun ekonomik ve sosyal alandaki etkinliklerini düzenleme noktasına varmıştı. Kısacası komün mevcut iktidarı ortadan kaldırmaya yönelik o zamana kadar gerçekleşen en büyük toplumsal hareketti.

Bütün bunlar olurken birçok üyesi Avrupa’da yaşamakta olan Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin cumhuriyetçi ihtilalcileri Mehmet, Reşat ve Nuri Beyler boş durabilirler miydi? Paris’te verilecek cumhuriyet mücadelesi Osmanlı’da devrimcilerin mücadelesini ateşleyecektir diyerek Ulusal Savunma Gücünün komutanı General Trochu’ya gönüllü birliğine katılmak üzere mektubu yazarlar:

“General.

Ben Türküm. Fransa’nın benim ülkeme yaptığı değerli hizmetleri unutmadım. Büyük bir ulusa güç veren demokratik bir ruhun uyandırdığı coşkunun doğrultusunda Fransız Cumhuriyeti’nin düşmanlarıyla savaşmak için gönüllü olarak hizmetlerimi kabul etmenizi rica ederim.

Cumhuriyetçi Fransa’ya ve vatanseverliğinize olan bağlılığımı belirterek saygılarımızla.”

Peki kimdi bu Mehmet, Reşat ve Nuri Beyler? Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin diğer üyeleri gibi Londra’da, Brüksel’de, İsviçre’de yayın çıkarıp Paris’te olanları izlemek yerine tutup da komün içerisinde yer almak için General Trochu’ya mektup yazmışlardı?

TERCÜME DAİRESİ’NDEN YAKILAN KIVILCIM

İskender Beyzade Reşat ve Menapirzade Nuri Beyler arkadaşlıkları çocukluk yıllarından, Muzika-i Humayun’dan başlamıştı. Orayı beraber bitirdikten sonra ise Fransızcayı geliştirip Tercüme Dairesi’ne girmişlerdi. Tercüme Dairesi’nde çalışırken Sağır Ahmet Beyzade Mehmet Bey’le tanışıp dost olmaları Reşat ve Nuri Bey’in hayatlarında dönüm noktası olmuştur. Mehmet Bey Paris’te okumuş; sosyal ve siyasal konulara hakim bir gençti. Reşat ve Nuri Bey’in dünya görüşlerini yönlendirmede Mehmet Bey’in büyük katkısı olmuş; Tercüme Dairesi’nden başlayan bu dostluk Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin kurulmasıyla büyük bir mücadele yoldaşlığına dönüşmüştü.

Cemiyet’in daha ikinci toplantısında Ayetullah Efendi’nin onları ihbar etmesiyle başta Namık Kemal ve Ziya Bey olmak üzere Mehmet, Reşat ve Nuri Beyler de Paris’e kaçmışlardı. Kendileri İstanbul’da olmamasına rağmen zat-ı şahaneyi devirmek ve cinayet girişimi suçlarıyla mahkemeye verilip haklarında gıyabında örgütün başkanı Mehmet Bey’e idam, diğerlerine ise 12’şer yıl hapis cezası verilmişti.

İstanbul’daki yönetimle ters düşen Mustafa Fazıl Paşa Paris’te bulunduğu için öncesinden Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ne Paris’e gelmeleri halinde maddi destekte bulunacağını belirttiğinden cemiyetin buraya çekilmesi normaldi. Ancak Paşadan destek almayı sadece üç örgüt kurucusu kabul etmemişti:Mehmet, Reşat ve Nuri Beyler. Onlar Mustafa Fazıl Paşa’nın kendilerine vermek istedikleri parayı reddederek Paris’e onun için gelmediklerini söyleyip ömürleri boyunca devrimle parayı bağdaştıramamışlardır. Namık Kemal ve birçok cemiyet üyesi aldıkları yardımlarla Paris’te rahat bir yaşam sürerlerken onlar ucuz bir apartman dairesinde birlikte günlerini geçirmişlerdir. Hatta Namık Kemal babasına yazdığı bir mektubunda Mehmet Bey ve arkadaşlarının binbir zorlukla çıkarttıkları İnkılab adlı yayın için şöyle demiştir:

“İnkılab’ı çıkaranlar vallahi benden daha muhtaçtırlar ve can burunlarına gelmiştir…”

1867 yılında Paris’e geldiklerinde Mehmet Bey 24, Nuri Bey 26, Reşat Bey 21 yaşlarındaydı ancak aldıkları tutumlar mücadelenin önemini ne kadar doğru bir şekilde kavradıklarını yansıtmaktaydı.

Polis tutanaklarında “zayıf, soluk benizli, az ve seyrek sakallı, biraz kamburumsu bir tarzda yürüyen, elinde hemen her zaman Fransızca bir kitap bulunur” diye ismi geçen Mehmet Bey, cemiyetin üyelerinin Avrupa’ya kaçmasına sebep olan ihbarcı Ayetullah Efendi’yi bulmak üzere cemiyetin kararıyla İstanbul’a yola çıkar. Boynunda idam fermanı olan birinin böyle bir karar vermesi kaç defa, hangi tarihte görülmüştür? Mehmet Bey’in cesaretini ve gözüpekliğini çok net bir şekilde bu tavrından anlayabiliyoruz. Mehmet Bey, İstanbul’a gelip Ayetullah Efendi’yi bulur ancak canına kıymayıp ömrü boyunca yaptığı bu ihanetle yaşamasını ister. Bunun ardından tekrardan Paris’e dönerken ilk kaçışlarında veda dahi edemediği nişanlısı Salika Hanımı görememenin burukluğunu da Paris’e giderken yanında götürür.

PARİS KOMÜNÜ BARİKATLARINDA ÜÇ TÜRK

Tekrardan Paris Komünü’ne dönecek olursak üç yiğit devrimci komünün onay vermesi üzerine Paris’e gelip askeri üniformalarını giyip direnişe katılırlar. Askeri kıyafetleri haricinde onları diğerlerinden farklı kılan hiç başlarından düşürmedikleri fesleri ve üçünün de sakallı ve bıyıklı olmasıydı. Diğer direnişçiler onlara “Kırmızı fesli Türk gönüllüleri” demişlerdir.

Prusya Şansölyesi Bismarck’ın elindeki 60 bin savaş esirini Fransa Cumhurbaşkanı Thiers’in emrine vermesiyle 130 bin kişiye ulaşan bir ordu Paris’teki komünü bitirmek amacıyla acımasız bir saldırı başlattı. Komüncüler 30 bin kişilik bir orduya sahip olmalarına rağmen Paris’i iyi bir şekilde savundular ancak savaş komüncüler için ağır bir yenilgiyle sonuçlandı ve komün dağıtıldı.

Mehmet, Reşat ve Nuri Beyler komünün en kanlı zamanlarında dahi bulunmuşlar ve mücadeleden geri adım atmamışlardır. Paris’teki üç yiğit Türk devrimcisi kanlı çatışmalar boyunca barikatların en önünde yaralananların yardımına koşmuş ve Ebüzziya Tevfik’in “Yeni Osmanlılar Tarihi”nde de ‘her nereye bir şarapnel, bir obüs düşüp de birçok askeri yaralasa, bu üç arkadaş derhal orda hazır bulunarak yaralılarla meşgul olup…’ şeklinde ifade edilmişlerdir.

Paris’teki komünün sert bir şekilde dağıtılmasıyla sayısı kesin olmamakla birlikte 30 bin dolaylarında olduğu tahmin edilmektedir. 8 gün boyunca süren, komüncülerin ciddi kayıplar vererek yenilgiye uğradığı bu hafta “Kanlı Hafta” olarak tarihe geçmiştir.

“EĞER KOMÜNCÜLERİN AMACI PARİS’İ YIKMAK OLSAYDI…”

Komün harekatı bitmiş; Mehmet, Reşat ve Nuri Beyler orada yapılan zulümlere yakalanmadan kurtulmuştu. Ancak Paris’te yaşadıklarını bir macera olarak ele almayıp tüm Osmanlı halkına duyurma, onları bilinçlendirme görevleri olduğunun farkındaydılar ve öyle de yaptılar. Reşat ve Nuri Bey, Namık Kemal’in yönettiği İbret gazetesinde Paris Komünü’nü ve Enternasyonal’i savunan yazılar yazmışlardır.

Reşat Bey “İbret”te yayınlanan yazısında şöyle diyordu:

“…Fransa Merkez bankasında milyonlarca akçe vardı, bu para onların elindeydi, bir akçesine mi dokundular? Parayı gerektiği zaman Paris kenti adına senet vererek aldılar…Mösyö Thiers devrimin başlarında Paris Komünü’nden gönderilen temsilcilerle görüşmelere girişmedi mi? Komün yönetimini esasında kabul ettiğini söylemedi mi? Bu davranış onların çapulcu olmadıklarını göstermez mi? Eğer Komüncülerin amacı Paris’i yıkmak olsaydı Montmartre’da ellerinde bulunan seksen pare topla iki saatte bu işi başarabilirlerdi; yapmadılar…”

Namık Kemal İbret gazetesinde Reşat Bey’in yazısından sonra yazdığı “Reddiye” başlıklı makalesinde açıkça Reşat Bey’i ve Paris Komünü’nü savunmuştur.

Nuri Bey de Reşat Bey’in yazısının ardından “Medeniyet” başlıklı bir yazı kaleme almış ve İbret gazetesinde yayınlayarak Enternasyonal’i savunmuştur:

“Avrupa’nın hemen her yerinde amele sınıfı yürekler dayanamayacak bir haldedir. Bir fabrikacı elindeki sermayenin gücüyle birkaç bin kişiyi köle gibi kullanıyor. Gördükleri işin onda biri

değerinde bile ücret vermiyor. Öyleyse niçin çalışıyorlar? Ne yapsınlar? Ücretin azlığından dolayı bir amele bir fabrikadan ayrılırsa öteki fabrikalar o ameleyi işe almıyorlar; aralarında anlaşma var.

Ya emekçiler neden böyle bir anlaşma yapmıyorlar? Evet, işte Enternasyonal cemiyeti öyle bir anlaşmayı öneriyor…”

KOMÜN, SÜRGÜNLER VE ZORLUKLARLA GEÇEN ÜÇ YAŞAM

Mehmet, Reşat ve Nuri Beyler Paris’ten sonra ne mi yaptılar? Abdülaziz’in 42. doğum günü olması sebebiyle çıkarılan aftan yararlanıp İstanbul’a döndüler.

Nuri Bey ve Reşat Bey İbret gazetesine yazı yazmayı sürdürdüler. Nuri Bey’e Namık Kemal ve Ebüzziya Tevfik’le birlikte tutuklama kararı verilerek Akka’ya sürgüne yollandı. Sürgüne yollananlar arasında durumu en kötü olan Nuri Bey’di ve Akka’da çok zor günler geçirdi. Sürgünden döndükten sonra Reji komiserliğine yani Tekel genel müdürlüğüne atandı ve yaşamının sonuna kadar burda çalıştı.

Reşat Bey ise Nuri Bey’in Akka’da sürgünde olduğu günlerde Mersin Kaymakamlığına getirildi. Sürgün olarak saydığı bu görevden sonra Reşat Bey Rumeli beylerbeyliğine, Biga mutasarrıflığına ve ardından Kudüs mutasarrıflığına atandı. Burada paşa ünvanını alan Reşat Bey dürüst bir siyaset izlediğinden çok düşman edindi ve Abdülhamit onu 1889’da görevinden aldı. Beş yıl sonra da hayata gözlerini yumdu.

Mehmet Bey ise İstanbul’a döner dönmez nişanlısı Salika Hanım’a kavuştu ve evlendi. Ancak bu kavuşma yalnızca iki sene sürdü ve vereme yakalanan Mehmet Bey 1874 yılında 30 yaşındayken yaşamını kaybetti. O, çok kısa süren ömrü boyunca hiçbir zaman Saray’a bağlı olmadan, memuriyette bulunmadan hayatını sürdüren tek cemiyet üyesiydi. Mehmet Bey öldüğü zaman Namık Kemal Magosa’da sürgündeydi ve orda bu haberi aldı. Şemsettin Sami’ye yazdığı bir mektupta şöyle diyordu Namık Kemal:

“Mehmet’in ölümünden o kadar gönlüm sarsıldı, o derecede kanım başıma sıçradı ki, şiddetli bir göz hastalığına uğradım; az kaldı kör oluyordum. Elden ne gelir?…”

Paris Komünü’ne katılan Mehmet, Reşat ve Nuri Beyler sürgünlerde, Avrupa’da diğer cemiyet üyelerine göre daha çok sıkıntı çekmişlerdi. Ama her daim orda yaptıklarının arkasında durup savunmuşlardı. Mehmet Bey hariç Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin birçok üyesi gibi sonrasında önemli devlet memurluklarında bulunmuşlardı ancak bu üç vatansever Türk devrimcisi ardından gelen İttihat Terakki Cemiyeti ve Cumhuriyet Devrimi kadrolarına ışık olmuşlardır.

Mehmet, Reşat, Nuri Beyler isimlerini tarih sayfalarına büyük vatanseverler olarak geçirmişlerdir. İçine girdikleri eylemlerle birlikte de mücadeleyi sıcak koltuklarında oturup dünya meselelerini tahlil etmekten ibaret görmeyip her nerede olurlarsa olsunlar en ön safta katkı sunmayı kendilerine görev bilmişlerdir. Paris Komünü başlamışken General Trochu’ya mektup yazıp orduda yer almayı talep etmeleri bunun göstergesidir. İşte bu aldıkları tutumla Mehmet, Reşat ve Nuri Beyler enternasyonalizmin ancak vatansever olmakla gerçekleşebileceğini kanıtlamıştır. Paris’e kaçışlarında, sürgünlere gönderildiklerinde her defasında vatan toprağının özlemini duymuşlardır. O yüzdendir ki Komün dağıtılır dağıtılmaz gözlerini İstanbul’a dikmişler ve Abdülaziz’in haklarında af çıkarması üzerine hemen İstanbul’a gelip –sonrasında devlet memurluklarında yer alsalar dahi- mücadeleyi burada omuzlamış, Osmanlı’daki yanlış algıları dağıtmak üzere Komünü ve Enternasyonal’i öven yazılar yazmışlardır. Reşat ve Nuri Beylerin sonraki yaşamlarında devlet memurluğu altında merkezden uzak yerlerde görevlendirilmeleri dahi hürriyet mücadelesinden asla vazgeçmediklerini ortaya koymaktadır.

Dün bizden önceki devrimci kuşakları besleyen bu üç Türk vatanseveri bugün de bizim yolumuza ışık tutarak yokluk, sefalet içinde bulunulsa dahi, nasıl önemli mücadelelerin verilebileceğini gözlerimizin önüne sermektedir.

İbrahim Okan Özkan

İnciraltı Tarih Cemiyeti

 

Kaynakça:

*TOPUZ, Hıfzı, Paris’te Son Osmanlılar, 7. Basım, Ocak 2000, Remzi Kitabevi

*TEBER, Serol, Paris Komünü’nde Üç Yurtsever Türk Mehmet, Reşat ve Nuri Beyler, Kasım 1986, De Yayınevi

*NTV Tarih, Paris Komünü:Barikatlarda Üç Türk Aydını, Mart 2011, Sayı 26