Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 19 Kasım 2018

Üste git

Üste

Yorum Yok

Varlık Vergisinin Yıl Dönümünde Cahit Kayra Röportajı

Varlık Vergisinin Yıl Dönümünde Cahit Kayra Röportajı

Türkiye’de 1942 ile 1943 yılları arasında İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği olağanüstü koşullar sebebiyle uygulanan Varlık Vergisi’nın yıl dönümünde, o dönem vergiyi bizzat uygulayanlardan, Maliye Teftiş Heyeti üyesi, 100 yıllık Cumhuriyet Çınarı Cahit Kayra ile gerçekleştirdiğimiz röportaj:

İnciraltı Tarih Cemiyeti: Varlık Vergisi 1942-1943 yılları arasında uygulanıyor. Bu verginin uygulandığı siyasi ve ekonomik koşullar nasıldı?

Cahit Kayra: 1942 yılı İkinci Dünya Savaşı’nın en kritik yılıdır. Aslında 1941 yılında başlar ama 1942’de belli olur. Tabi Almanlar, savaş makinesi, büyük bir güç. Yani 1942’de de Almanlara ters düşmek olmazdı. Ama ondan da başka bir şey vardı Sovyetlerdi. Sovyetler de daha sonra göreceğimiz gibi Türkiye’den bazı taleplerde bulunmak istiyorlardı. Türkiye’nin de savaşa girmesini istiyorlardı. Bunu hem İngilizler hem Ruslar istiyordu. Bu sırada tabi İngilizlerin ve Amerikalıların bize yardım etmeleri diye bir şey yoktu. Şimdi bu dış görüntü.

İç görüntü asıl içler acısıdır. Nüfusumuz o zaman 18 milyon. Bu nüfusun 1 milyonu sınırlarda. Bu 1 milyon, 20-25 yaşlarında insanlar. Ben de 25 yaşındayım, ben de sınırdayım. Sınırlarda bunlar ve tabi tüketici. Bizim askerlerde bir gelenek var. Askere silah değil yiyecek ver diyor, askeri aç bırakma diyor. Askeri aç bırakırsan bırakıp gidiyor. Biz de bu insanlara ekmektir, şekerdir, çaydır vermek istiyoruz. Ben de onları yaşadım. Yine bizi aç bırakmadılar. Ama bu ordu tüketici bir ordu, beslemek mecburiyetinde Türkiye.

Genç adamları üretimden çekmişsin, üretimin azalmış tüketimin artmış. Bu tüketimi de mecburen sınırdaki askerlere veriyoruz. Şehirler bundan büyük bir sıkıntı çekiyorlar. Bu sıkıntıdan kurtulmak mümkün değil fakat sıkıntının da anlaşıldığını sanmıyorum. Halk bu sıkıntıyı kabul etmiyor ve haklı buluyorlar.

Şimdi o tarihte bir de Türkiye’nin ekonomisine bakın. Ne var o dönem ekonomisinde? Çok büyük tarım ekonomisi, Cumhuriyet’in devletçi ekonomisi ile kurduğu fabrikalar var. Şeker fabrikası, çimento fabrikası, cam fabrikası, kimya fabrikası, dokuma fabrikası ve Karabük demir çelik fabrikası var. Sanayi bu… Peki ulaşım araçları? Bir tren yolu var. Başka da bir şey yok. Bir tren yolu Kayseri’ye, Sivas’a gidiyor, hepsi o kadar. Kara yolu hemen hemen yok gibi. Var tabi de biliyorsunuz Hitler’in ordusunu Türkiye’den geçirmeye karşı çıkmasının sebebi, Türkiye’de ulaşımın olmayışıydı. Ulaşım araçlarının olmayışı Türkiye için çok büyük bir zorluk. Çünkü üretim yapıyorsunuz; Konya’da buğday 25 kuruş, İstanbul’da 2,5 lira. Buna da şaşırmamak lazım çünkü İstanbul’a gelmesi büyük mesele. Şimdi Türkiye’nin ekonomisi bu. Savaş sırasında da olduğu gibi Türkiye’de de büyük karlar elde ediliyor. Kıtlık var, fiyatlar artıyor. Zahireciler, Modalı Vitor da zahireciydi, çok büyük paralar kazanıyordu. Tabi onlarla ilgili değil savaş içinde her şey olur. Sadece yiyecek maddeleri değil her şey pahalı. Bunlardan da büyük karlar sağlıyorlar.

İTC: Haksız kazançlar sağlıyorlar.

C.K.: Bunun yanında, az önce bahsettik, bir bütçe var. Devlet ne yapar? Vergi toplar. En büyük geliri o. Doğru dürüst bir gelir vergisi yok. Kazanç vergisi var, getirdiği şey mühim değil. Muamele vergisi var, malların üzerinden alınan vergi, KDV falan gibi vergiler var. Gümrükler fazla çalışmıyor çünkü ithalat fazla değil ve ihtiyaçlar da fazla. Borçlanmak da mümkün değil. İthalat ve ihracat düşmüş. İlginç e bir şey var, yaptığınız ihracat da ekonomide devreye girmiyor. Çünkü yaptığınız ihracatın büyük kısmı Almanya’ya. Almanya’ya halbuki ihracatımız yasak antlaşmaya göre. Bu yasak ihracatın paraları da altın olarak geri dönüyor. Bu da ekonomiye girmiyor. Yani kapılar kapalı ve de bütçede açık var. Bu ne
demek? O sınırdaki insanlara yeteri kadar şey gönderemeyeceksiniz. Yani bir devletin görevlileri vardır. Onları ödeyemeyecek ve daha da masrafları vardır devletin. Onlar da ödenemeyecek. Bir tarafta Almanlara karşı, bir tarafta da Sovyetlere karşı tetikte bekliyoruz. Oradaki insanlara da bir şey veremiyoruz.

Şehirlerdeki insanlara da veremiyoruz. Şehirde iki türlü insan var; birisi bundan, savaş ekonomisinden ve ortamından çok yararlanan ve birisi de zarar gören insanlar. Rakam verdim az önce ekmek zor bulunuyor. Şimdi bu durumda bırakırsak eğer, cephedeki askerleri doyuramazsak, cephedeki askerlere mermi de vereceksin, şehirlerdeki görevlileri de çalıştıramazsan kaos çıkar ve dağılırız. Bu görülmemiş bu durum değildir.

İTC: Varlık vergisi böyle bir ortamda çıktı.

C.K.: Böyle bir ortamda çıktı ve yanlış da değil. İnsanların varlıklarına müracaat ediyoruz. Kartaca’da kadınlar saçlarını vermişlerdi, gemilerde halat yok diye. Varlık vergisi, insanların varlıklarına müracaattır.

İTC: Peki nasıl uygulandı varlık vergisi? Kimlerden alındı?

C.K.: Başlangıçta bize böyle bir vergi alınsın dendi. Yüksek kazançlar vergisi falan hazırlık ama bunlarım hiçbiri yeterli olmazdı. Doğrudan doğruya varlıklı insanların varlıklarına müracaat edecektik. Şimdi burada şu sorun var, varlık kimde var? Varlık İstanbul’da… İstanbul’da varlıklıların %85’i gayri müslim. İthalat onlarda, ihracat onlarda, zahiri ticareti onlar yapıyor. Giyim kuşam onların elinde. Buna itiraz etmeyiz ama varlık onlarda. Bundan dolayı böyle bir vergi konulduğu zaman onlardan alınacak. Sakın aklınıza Türklerden alınmayacak diye gelmesin, Türklerden daha çok alınacak oran olarak konulduğunda.

Nasıl uyguladık? Şimdi maliye teftiş heyeti yok. Bu heyet ülke genelinin ekonomisini ve maliyesini denetleyen bir heyettir. Bu çok da ciddi ve çok da yanlışkarhane bir işti. Çok suiistimal yapılabilirdi. 40-45 kişilik bir heyetti. Bu heyetin de en genç ve en son heyete giren de bendim. 1942’de müfettiş oldum, ondan önce müfettiş muaviniydim.

Çok kapsamlı bir bilgi alma faaliyetine giriştik. Kimlerin özellikle İstanbul’da, tabi İzmir’de de var da onlar kolay, varlıklı oldukları hakkında bilgi toplamaya çalıştık. Varlık hakkında nasıl bilgi toplanır? Ticareti kayıtlarına bakarsın, bir de gayri menkullerine bakarsın, bir üçüncü de yaşamlarına bakarsın. Bu konularda bilgi toplandı. Tabi bilgi çeşitli kanallardan, ticaret odalarından, sanayi odalarından bilgi toplandı. Bu bilgilerle sınıflandırıldı vergi mükellefleri. Bu sınıflandırmada dedikodusu çıkan en büyük olay da, bazı kişilere gayri müslim, dönme diye kayıt kondu. Türk insanına
bu kadar entegre olmuş kişileri ayırdılar. O tarihte kapalı bir toplum Türkiye. İnsan insan tanıyoruz. Kim kim biliyoruz. Bu türlü şeyler oldu.

Burada iki müessese var. Biri maliye müfettişleri, uygulayıcı. Biri de bu rakamları tespit eden. Yukarıda bir topluluk vardı, ticaret odasından gelen kişiler, tanınmış insanlar. Bunlar da listelere bakıyorlardı. Şu adama 20 bin koyalım, Nuri Bey çok zengindir ona 180 bin koyalım… Şimdi bu üzerinde durulan rakamlar Ankara’ya da sorulurdu.

Bir de verginin kendisine mahsus olmayacak bir tarafı vardı. 15 gün içerisinde verilecekti. Zaten ellerinde olan paraydı. Hemen vereceklerdi. Bu konuda çok gürültü patırtı olmasına rağmen bankalar çok yardımcı oldu. Verebilen verdi. Biri dedesinin malını sattı verdi. İkinci bir şey de veremeyenler için sürgün cezası getirildi. Dünya’nın her yerinde vergi ödemeyenler cezalandırılır. Nasıl? Hapis… Amerika’da büyük taş ocaklarına gönderirler. Aşkale’ye sürdüler. Elbette güzel bir şey olmadı ama gidenler de orada perişan olmadılar. Bizzat Faik Bey (Ökte) kendi yazdığı kitapta sürgüne gidenler için kahvehanelerde oturuyorlar diyor. Kar kış vardı, bir şey yapamıyorlardı, kahvehanelerde oturuyorlardı.

O kadar ki, burada büyük yanlışlıklar yapıldı. Dönemin en meşhur avukatı Gad Franko… Onu da alıp götürdüler. Adam da bir miktarını ödedi vergisinin, kalanını da satayım dedi. Dinlemediler gönderdiler. Ama Gad Franko orada yattı, hiç bir şey yapmadı.

Bir de Türk avukatımız vardı, İbrahim Ali Bey… Ona öyle bir vergi koydular ki, Gad Franko’nun iki katı. Caddebostan’da sahilde muazzam bir köşk vardır. Onu da aldılar elinden. Ona Ankara’dan çok kızılırdı. Devlet aleyhine olan tüm davaları o alırdı. Ona da çok ağır vergi koydular.

Bir gemiciye de çok vergi kondu. Tam 2 milyon… Olacak iş değil. Ödeyemedi, gemiler Haliç’te kaldı. Öyle olunca Ereğli’den kömür gelemez oldu. ve İstanbul kömürsüz kaldı.

Bu yanlışlar olmaması gereken şeylerdir ancak oldu. Fakat bunların arkasında çok mühim bir şey var. Türkiye savaşa girmedi. Bizim karşımızda duruyordu Alman tankları. 24 saat bile sürmezdi, İstanbul’a girerlerdi.

İTC: Hocam Faik Ökte’nin de bir kitabı var, Varlık Vergisi Faciası… Cumhuriyet’e saldırmak isteyen, Varlık Vergisi’ne eleştiri sunmak isteyen herkes bu kitabı kaynak göstererek eleştiriyor. Aslında Faik Ökte’nin Cumhuriyetçilik ve Devletçilik ilkelerine yaptığı bir eleştiri. Toptan bir ekonomik sisteme karşı eleştiri…

C.K.: Faik Ökte o tarihte teftiş kurulu başkanı. Faik Ökte o kadar keskin bir adam ki, Maliye Bakanlığı’nda herkes ondan korkardı. Ben Faik Ökte’nin yanında müfettiş muavini olarak çalıştım ve beni de yedi bitirdi. Faik karakter olarak da acımasız bir adam. Bu münasebetle bu vergilendirmelerin ve cezalandırmaların arkasında da o var.

İTC: Ama kendisi de eleştiriyor…

C.K.: Tabi… Ancak bu arada çok büyük bir yanlışlık yaptı. Bu satışlardan kendisine bir ev aldı. Bir Ermeni’nin evini satın aldı. Şimdi bu iş bitince biz bir de toprak mahsulleri vergisini çıkardık, çok daha zalim ve acımasız bir vergi. Sadece zenginden değil fakirlerden de alındı.

1950’de iktidar değişti. Faik Bey de telaşa düştü. Çünkü Varlık Vergisi konusunda Şükrü Saraçoğlu’ndan bile daha fazla sorumlu tutuluyordu ve Faik Bey bir kitap yazdı. 1952’de çıktı. Hiç ses getirmedi. Daha sonra Maliye Bakanlığı Faik Bey’i aforoz etti, ama kitap bir etki yaratmadı. Ta ki 1990’lara kadar. 90’larda patladı asıl. Tabi bunu Yahudiler harekete geçirdiler. İstanbul’da alınan verginin benim hesaplarıma göre 75 milyonu Yahudi, Ermeni ve Rum. Bunun 25-30 milyonu Yahudilerden. Ancak bu para Yahudilerin varlıklarına göre çok küçük bir miktar. O zaman Amerikalı bir yazar bu durumu yazdı İsmet Paşa’ya ve vergiyi durdurttu.

Eğer dünyada yeniden krizler olursa Varlık Vergisine yeniden gidilecektir.

İTC: Bir sonraki sorumuz zaten bu olacaktı size…

C.K.: Böyle gelir vergisi, kurumlar vergisi ile bu savaş masraflarını kapatmak mümkün değildir. Çünkü dünyada insanlar daha çok harcamaya başlıyorlar. Eskiden daha çok kanaatkardılar. Bunların karşılanması için bütçelerin de ona göre hazırlanması gerekir. O da mevcut vergilerle olmaz. Bütün dünyada insanlar arasında dengesiz bir servet dağılımı vardır. Yine aynı durum yaşanırsa bu vergiye gidilecektir.

İTC: Siz kitabınızda diyorsunuz ki; kuralsızlık zorunluluk olduğu zaman kural haline gelir. O yüzden de tıpkı Mustafa Kemal’in savaş dönemi çıkarmış olduğu Tekalifi Milliye gibi bütün halkı seferber eden vergilere gidilmiştir.

C.K: Evet öyle. 2 çift çorabı varsa birini verecek. O zaman da o var. Toprak mahsulleri vergisinde adamın öküzünü aldık. Bir tane öküzü varsa aldık, iki öküzü varsa birini aldık. Kurallar değişebilir.

İTC: Çok teşekkür ederiz bu değerli bilgileri bizimle paylaştığınız için.

C.K.: Ben teşekkür ederim…