Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 19 Kasım 2018

Üste git

Üste

Yorum Yok

Türkiye’nin ilk Özgürlük Bayramı – 1 / İstibdat Nasıl Yıkılır?

Türkiye’nin ilk Özgürlük Bayramı – 1 / İstibdat Nasıl Yıkılır?

Hakikatler kendiliğinden görünür olsa bilime gerek kalmazdı. Hakikatleri görünür kılmaya devam edelim. Sitemiz üzerinden devrimin özel örgütü Teşkilat-ı Mahsusa üzerine yazılar yayınlamıştık. Ara sıra da tarihi çarpıtmaya kalkışan saray soytarılarına yanıtlar üretmiş idik. Tarihin en müstebit hükümdarının yaldızlanarak anıldığını görünce, şarlatanların milletin hafızasına yaptıkları operasyona bir karşılık vererek başlıyoruz. O müstebitlerin nasıl yıkıldığına ise daha çok yer ayıracak, bugünün devrimcilerin yürüttüğü tartışmalara ışık tutmayı deneyeceğiz.

‘Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun ruh-u iblise’

Mehmet Akif’in edebiyatçı duyarlılığıyla kağıda döktüğü dizeler ne türden bir müstebitle karşı karşıya olduğumuzu ortaya koyar niteliktedir. Korkak, korkak olduğu kadar şüpheci, baskıcı ve baskıcı olduğu kadar da tutucu ve gerici bir hükümdardan söz ediyoruz. İmparatorluk çağının bitmek üzere olduğu ve milli devletlerin kurulduğu bir çağa girerken toplumların ilerlemesine set çekmeye çalışan tarihin coşkun ırmağına baraj kuranlar da mevcuttu. 2. Abdülhamit, sözü edilen noktaya en yakışan hükümdardır diyebiliriz. Elbette her ülkenin devrimcisi kendi müstebitinin daha korkunç olduğundan bahsedecektir. Devreye Lenin giriyor ve Sultan Hamit için, “Nikolay’ın dengi bir despottu” diyor. Rus Çarı’na benzemesi, içinde bulunduğu sınıf kültürü açısından doğaldır. Çar için zaruri olan Sultan Hamit için de İran Şahı Nasreddin için de zaruri idi. Baskı… Kitlelerin rızasını alamadıkça baskı yapmak…

Türkçü fikir adamı Ahmet Ağaoğlu Fransa’da öğrenim gördüğü yıllarda İran Şahı’nın Paris ziyaretini çağı geçmiş bir monarkın ibretlik gösterisi olarak anlatır. Fransa Cumhurbaşkanı ile Başbakanı şahı ve sadrazamını karşılarken şah, üstünden düşen pelerinini alması için sadrazama seslenir: ‘Berdar!’ Saygıyla eğilerek pelerini alıp omuzlarına koyar usulca sadrazam. Durum Paris halkına bir müzenin canlanışı gibi gelir, ortaçağın dönüşü gibi. Bizim Sultan Hamit’te farklı değildir, zamanın karikatüristlerinin yaygın deyimiyle İstanbul’un en uzun burnu olan padişah basılmamış kitaplardan tutun da Buhari’nin hadislerine kadar cümle yayını yasaklatacak denli ceberruttur. 78 Tıbbiye’liyi Fizan’a sürecek kadar vicdansız, Girit’i ve Kıbrıs’ı adım adım düşmana teslim edecek kadar millet düşmanı, memleketi tarikat yuvasına çevirecek kadar da modernzim karşıtı bir siyasal islamcıdir. Evet tiyatro temsillerini ve operayı çok sever ancak kendi sarayında gösterildiğinde! Halkın mahkum olduğu ise yoksulluk ve şeriattır. Tabii bir de komşunun komuşuyu ihbar ettiği bir jurnal ağı. Tutuculuk ve paranoya tüm toplumun ortak psikolojisi haline gelmiştir. Gazeteler yalnızca suya sabuna dokunmayan günlük bahislerden haber verir. Sansür ve jurnal Sultan Hamit’in kod isimleridir.