Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 21 Nisan 2018

Üste git

Üste

Türk Devrimi Önderlerinin Kaleminden II. Abdülhamit İstibdatı

Türk Devrimi Önderlerinin Kaleminden II. Abdülhamit İstibdatı

“Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet
Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten”

Namık Kemal

“Önce Abdülhamit’i anlamamız lazım” sözlerine istinaden; II. Abdülhamit’in karanlık ve gerici yüzüne; o istibdat günlerini yaşamış ve buna karşı hürriyet yolunda mücadele vermiş Türk Devrimi öncülerinin şiirleri ve hatıratları ışık tutuyor.

“Padişahım çok yaşa!” sloganına karşı “Milletim çok yaşa!” diyen Ziya Gökap’ten Kazım Karabekir’e, Talat Paşa’ya, Mehmet Akif Ersoy’a, Enver Paşa’ya, Namık Kemal’e, Nakkaş Efendi’ye kadar II. Abdülhamit’e karşı hürriyet mücadelesi vermiş pek çok vatanperverin söylediklerini sizler için derledik:

BU İSBAT EDER Kİ…

93 Harbi’nin sürdüğü günlerde, yine savaşa ilişkin bir celsede gerçekleştirilen bir dizi söylevin ardından kendisi Maruni olan Suriye mebusu Nakkaş Efendi şöyle bir konuşma gerçekleştirmiştir: “Şu irad eylediğimiz nutuklar hemen birdenbire söylendi. Bir gün, beş gün evvel malum olub da, düşünülerek, taşınılarak söylenmedi. Herkes hissiyat-ı hazırası ne ise onu arzeyledi; bu isbat eder ki, işin içinde iğva ve teşvik yoktur.”

Nakkaş Efendi’ye söz gelmeden evvel gayrimüslim mebuslar, mecliste yaptıkları konuşmaların tamamında Rus korumasını reddettiklerini, Osmanlı hakimiyeti altında kardeşçe yaşadıklarını üstüne basa basa ilan etmişlerdir. Nakkaş Efendi ise bu sözleriyle gayrimüslim mebusların Osmanlı’ya sadakatlerinin samimi olduğunu ortaya koymuştur. Rusya’nın ilan ettiği savaş, tam tersi bir etki yaratarak mecliste kenetlenmeyi beraberinde getirmiştir. Sonuna kadar devletinin yanında yer alan Meclis-i Mebusan ne olmuştu da birden Abdülhamit tarafından süresiz tatil edilmişti? Gayrimüslim mebuslar Rusya’ya yüz vermeyip, kışkırtmaya gelmediklerine göre fatura neden Meclise kesilmişti?

MECLİSİN KAPATILMASI: ABDÜLHAMİT, VATANPERVER MEBUS VE PAŞALARI SUSTURUYOR

Müşir Süleyman Hüsnü Paşa, 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı sırasında Meclis-i Mebusan’da Mebus olan Mustafa Bey’e bir telgraf çekerek şu uyarıda bulunmuştu: “Zırhlı istiyorum, göndermiyorsunuz. Bu durumda bir gün Kale-i Sultâniye’ye çok miktarda Rus askeri geçtiğini haber alacaksınız. Bu telgrafnâmenin size erişmesinde zırhlı göndermezseniz ben kendimi hâlen bulunduğum me’muriyetten düşmüş sayacağım. Hâsılı iki güne kadar zırhlı gelmediği halde isti’fa ediyorum. Kumandayı kime verirseniz veriniz. Din ve vatan kardeşlerimi gözümün önünde eli bağlı düşmana teslim edemiyeceğimi ve buna râzı bulunanlardan olmadığımı arz ve isti’fay-ı lütf-u merhamet eylerim. 2 Kânûn-u-sâni 93.” (1)

Mustafa Bey bu telgrafın suretini Mebusan Meclisi’nin 13 Şubat 1878 tarihli celsesinde ayağa kalkıp “ağlayarak” okuyunca hazır mebuslar arasında 50 imzalı bir mazbata hazırlanmış, Serasker Rauf Paşa’nın 14 Şubat 1878’de Meclis’e çağrılarak açıklama yapması ve Bahriye Nâzırı Said Paşa ile birlikte görevlerinden alınıp mahkemeye gönderilmeleri istenmiş ve aksi hâlde mebusların hep birlikte istifa ederek Meclis’in dağıtılmasına oybirliğiyle karar verilmişti. (2)

Rauf Paşa bu kararı duyunca Padişaha koştu ve Süleyman Paşa’nın Meclisi alt-üst ettiğini yana yakıla anlattı. Zaten Padişah da Süleyman Paşa’ya karşı iyi niyet beslemediğinden, Meclis-i Mebusan’ın dağıtılmasını ve Süleyman Paşa’nın Gelibolu’da tutuklanmasını emretti. (1)

*MUSTAFA KEMAL PAŞA: “EĞER MEŞRUTİYETLER OLMASAYDI…”

Mustafa Kemal Paşa, “Eğer meşrutiyetler olmasaydı. Cumhuriyet olamazdı. Resneli Niyazi gibi Meşrutiyet önderlerine çok şey borçluyuz.”

MEHMET AKİF ERSOY: “NE MEL’UNSUN Kİ…”

Milli Şair, Safahat’ine eklediği İstibdat şiirinde o dönemi şu dizelerle anlatmıştı:

“Kardeşim Midhat Cemâl’e

Yıkıldın, gittin amma ey mülevves devr-i istibdâd,
Bıraktın milletin kalbinde çıkmaz bir mülevves yâd!
Diyor ecdâdımız makberlerinden: «Ey sefîl ahfâd,
Niçin binlerce ma’sûm öldürürken her gelen cellâd,
Hurûş etmezdi, mezbûhâne olsun, kimseden feryâd?

Otuz milyon ahâlî, üç şakînin böyle mahkûmu
Olup çeksin hükûmet nâmına bir bâr-ı meş’ûmu!
Utanmaz mıydınız bir, saysalar zâlimle mazlûmu?
Siz, ey insanlık isti’dâdının dünyâda mahrûmu,
Semâlardan da yüksek tuttunuz bir zıll-i mevhûmu! »

O birkaç hayme halkından cihangîrâne bir devlet
Çıkarmış, bir zaman dünyâyı lerzân eylemiş millet;
Zaman gelsin de görsün böyle dünyâlar kadar zillet,
Otuz üç yıl devâm etsin, başından gitmesin nekbet…
Bu bir ibrettir amma olmayaydık böyle biz ibret!

Semâ-peymâ iken râyâtımız tuttun zelîl ettin;
Mefâhir bekleyen âbâdan evlâdı hacîl ettin;
Ne ’âlî kavm idik; hayfâ ki sen geldin sefîl ettin;
Bütün ümmîd-i istikbâli artık müstahîl ettin;
Rezîl olduk… Sen ey kâbûs-i hûnî, sen rezîl ettin!

Hamiyyet gamz eden bir pâk alın her kimde gördünse,
«Bu bir cânî! » dedin sürdün, ya mahkûm eyledin hapse.
Müvekkel eyleyip câsûsu her vicdâna, her hisse,
Düşürdün milletin en kahraman evlâdını ye’se…
Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun rûh-i İblîs’e!

Değil kâbusun artık, devr-i devlet intibâhındır.
Gel ey nâzende hürriyyet ki canlar ferş-i râhındır.
Emindir mevki’in: En pâk vicdanlar penâhındır.
Serâpâ mülk-i Osmânî müeyyed taht-gâhındır.
Serîr-ârâ-yı ikbâl ol ki: Bir millet sipâhındır.”

Yine Sefahat’te geçen şu dizeler, Abdülhamit’in korkaklığını gözler önüne seriyor:

“Çoktan beridir vardı benim bir derdim
Gideyim zalimi ikaz edeyim isterdi
Kafes ardında hanımlar gibi Saikliydi Hamid
Âl-i Osmandan bu korkaklık edilmezdi ümid”

“Gölgesinden korkup bağıran bir ödlek
Otuz üç yıl bizi korkuttu “şeriat” diyerek”

KAZIM KARABEKİR: “VATAN VE MİLLET DEMEK YASAKTI”

Kazım Karabekir, İttihat ve Terakki Cemiyeti kitabında şöyle aktarıyor: “Batan ve millet kelimelerini söylmek ve yazmak yasaktır. Dinlemezseniz mahvınıza kâfi bir sebeptir. Bunu bize Kuleli’de kitabet imtihanında zabit hocalarımz şöyle ihtar etmişlerdi: Patrie ve Nation kelimelerinin Türkçelerini katiyen yazmayacaksınız! Mesul olursunuz!”

ENVER PAŞA: “HAMİD’İN ZALİM İDARESİNE KARŞI…”

Enver Paşa, Rumeli’de genç bir yüzbaşı olarak görev yaptığı sırada kaleme aldığı günlüğünde, Abdülhamid ile ilgili düşüncelerini şu cümlelerle ifade eder: “Hamid’in zalim idaresine karşı zihnimde ortaya çıkan düşünce kemâle ermişti. ‘Bu hâin herif, istese bir anda her şeyi yapar; memleketi bahtiyar eder, etrafındaki alçakları dağıtır, hem memleket ve millet bahtiyar olur, hem kendisi’ diyordum. Fakat bu adamın senelerden beri kan içmeğe alışmış olduğunu ve insanın alışkanlıklarından vazgeçemeyeceğini hatırladıkça, şahsına karşı fevkalâde bir düşmanlık hissediyor ve vücûdunun ortadan kalkmasının en doğru çâre olacağını düşünüyordum.”

TALAT PAŞA: “ABDÜLHAMİT’İN KEYFİ YÖNETİMİ…”

Talat Paşa, anılarında Abdülhamit hakkında şu sözlere yer vermektedir: “Abdülhamit’in keyfi yönetimi merkezde ve illerde özel bir zümre yetiştirmişti. Bunlar büyük ölçüde kendi çıkarlarını kolluyorlar; bu sırada da zavallı halk tamamıyla eziliyordu. Bu zümreyi, ortak çıkarları birbirine bağlıyordu. Hükümet merkezinde nazırlar ve saray mensupları, İstanbul’daki omuzdaşlarıyla nasıl sıkı sıkıya birleşmişler ve karşılıklı olarak birbirlerine yardım etmekte idiyseler, illerdeki zenginler ve eşraf da nazırlar ve saray mensuplarıyla sıkı ilişkide olup halkı istismar etmeyi sürdürüyorlardı.”

ZİYA GÖKALP’İN KALEMİNDEN HÜRRİYET MARŞI

“Yaklaştı Yıldız’ın inkirâz günü
Bozuldu yaldızı, çıktı düzgünü
Siyaset mahkûmu, jurnal sürgünü
Germeğe gelecek şanlı düğünü.

Toplanın kardeşler, bayrak açalım
Yıldız’ın üstüne ateş saçalım!

Bir millet efradı hep me’yûs oldu
Ya mahbûs ya menfî ya casus oldu
Padişah millete bir kâbus oldu
Vücûdu vatana çok menhus oldu,

Toplanın kardeşler, bayrak açalım
Yıldız’ın üstüne ateş saçalım!

Kükreyen arslana zincir takılmaz
Adalet zalime merhamet kılmaz
Vatanın mahvına sessiz bakılmaz
Bir saray yakılır, bir mülk yakılmaz.

Toplanın kardeşler, bayrak açalım
Yıldız’ın üstüne ateş saçalım!

Daha mı zalimler bidâd edecek?
Bir millet zincirde feryad edecek?”

Arif BALTÜRK

İnciraltı Tarih Cemiyeti Katib-i Umumisi

Kaynakça:

  1. Dr. Fethi Tevetoğlu, Süleyman Paşa, 1988
  2. Erol Özbilgen, Osmanlının Balkanlardan Çekilişi, 2006

inciraltitarih.com