Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 19 Kasım 2018

Üste git

Üste

Teröre Karşı Mücadeleden Devrime: Makedonya ve Jöntürkler Örneği

Teröre Karşı Mücadeleden Devrime: Makedonya ve Jöntürkler Örneği

“Bulgar komitacıların hikayelerini masal gibi dinleye dinleye büyüyorduk. Onların tabancalı, kılıçlı yeminlerini duyardık. Babam ile subay arkadaşları onlar gibi komitacı mıydılar? Dağa çıkmaya mı hazırlanıyorlardı? Çocuk aklımla aylarca çözemedim bu soruyu.”[1]

 

Günümüzde vatan topraklarımızda ve komşu ülkelerde yaşanan emperyalist parçalama planlarının çok uzun bir tarihsel süreçten geldiğini bilmek gerekiyor. Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’miz ile Suriye ve Irak’ın kuzeyinde yaşanan terör olayları, ABD emperyalizminin piyonları aracılığıyla yaratılmıştır. Bu durum Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi olarak karşımıza çıksa da daha 1920’de Sevr olarak bize dayatılmıştı! Sevr Anlaşması yazılırken, Fransız devlet adamlarının önerisiyle Makedonya örneğinin model alınması benimsendi.

Bugünü anlamak için Makedonya’ya iyi bakmak gerekiyor. Çünkü BOP’un hedefleri ile 130 yıl önce Makedonya’daki sistemi kuranların hedefleri aynı. Kürt Sorunu ile benzerlikleri bakımından Makedonya’da yaşanan sorunlu dönemden dersler çıkarmalıyız. Bu dersler ışığında da emperyalizmi bölgede yenilgiye uğratmamız gerek!

Berlin’de kurulan düzenek: Mekedonya sorunu

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda aldığımız ağır yenilginin ardından imzaladığımız Ayastefanos Antlaşması’nın temel sonucu, bir “Büyük Bulgaristan” devleti kurmaktı. Çünkü, Rusların savaş sırasında bu bölgede kazandığı üstünlüğü, savaş sonrası devam ettirmek istemesi de en doğal hakkıydı. “Büyük Bulgaristan”, Makedonya ve Trakya’yı içine alan geniş topraklara sahip bir devletti. Ancak gel gelelim, Batılı devletler Rusların (Slavların) bu denli hakimiyetine göz yumamazlardı. Çünkü bu antlaşmayla Ruslar, yüzyıllardır planladıkları sıcak denizlere inme hedeflerine belli bir ölçüde varmış oluyorlardı.

Hemen yeni bir konferans için girişimlere başlanıldı ve yer olarak Berlin belirlendi. Burada, savaş sonrası durum tekrardan tartışıldı ve Rusların ağır maddelerle Osmanlı’nın elinden aldığı bazı topraklar geri verildi. Berlin Antlaşması olarak tarihe geçen bu antlaşmaya göre, Kosova, Manastır ve Selanik vilayetleri Makedonya (Vilayat-ı Selase) adı altında birleştiriliyor ve Osmanlı İmparatorluğu’na bırakılıyordu; fakat özel ve Batılı devletlerin kontrolünde bir yönetim modeli uygulanması koşuluyla. Bulgaristan da Osmanlı’ya bağlı özerk devlet haline getirildi.[2]

Bununla birlikte, antlaşmada yer alan bazı maddeler de var ki; bu durum, ileride Balkanlar’da yaşanacak bunalımda Jöntürkler’le işbirliğini beraberinde getirecektir. Arnavutluk, senelerdir Avusturya ve İtalya’nın üzerinde emellerinin olduğu bir bölgeydi. Bu antlaşmayla bazı Arnavut köyleri buradan koparılıp Karadağ’ın bünyesine katıldı. Karadağ, Makedonya’yla sınır komşusu olması sebebiyle burada meydana gelecek gelişmelere doğrudan müdahale etmek adına güçlü tutulmaya çalışılıyordu.

Ruslar’ın Ayastefanos’una karşılık, Batılılar’ın da Berlin Antlaşmasını imzalatmalarında haliyle çıkarları vardı. Bulgaristan’ın elinden alınan Makedonya’ya reformlar adı altında, bugünkü deyime göre “özgürlük ve demokrasi” getirilecekti. Aslında bu reformlarla amaçlanan, Makedonya’nın Osmanlı’dan adım adım koparılmasıydı.

Tanzimat ve Islahat Fermanları ile Batılı tarzda reformların uygulanmasıyla azınlıklara belli bir takım ayrıcalıklar zaten uygulanmaya başlanmıştır. Berlin Antlaşması ile birlikte de Makedonya ve Osmanlı tebaasındaki Ermeniler konusunda bazı reform ve ayrıcalıklar getirilmiştir. Ermeniler’e verilen ayrıcalıklar ileride dönemin emperyalist devletlerinin el altından Osmanlı İmparatorluğu’nu bölmek için verdiği desteğe dönüşmüştür. Bu da, Birinci Dünya Savaşı sırasında emperyalizm destekli isyanlara ve yaşanacak acılara giden süreci başlattı. Zaten Berlin Kongresi sırasında Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermeni devleti bile talep edilmiştir.

Diğer taraftan reformlarla yaratılacak algı ve yine burada da el altından ayrılıkçı hareketlerin desteklenmesiyle Makedonya’nın Osmanlı İmparatorluğu’ndan koparılması hedefleniyordu. Ama bu parçalama Rus çıkarlarına göre değil, Batılı emperyalist devletlerin çıkarları doğrultusunda olacaktı.

Bulgar çetelerin ayrılıkçı hareketi hızlandırması ve Osmanlı’nın bölgeyi güçlendirme çabası

1850’lerden itibaren Bulgarların Balkanlar’da başlattığı ayrılıkçı hareket, Makedonya’nın belli kesimlerine yayılmıştı. Ayastefanos Antlaşması’yla elde ettiği toprakların ellerinden çıkmasını kabul edemiyorlardı. Her şeye rağmen Makedonya’yı geri alınabilecek bölge olarak değerlendiriyorlardı.[3] Makedonya’da kargaşa ortamı yaratabilmek için ayrılıkçı çetelerin sayısını ve faaliyet alanını arttırmayı planlıyorlardı.

Bu zamana kadar buradaki ayrılıkçı hareketleri ve gelişmeleri büyük bir sorun olarak nitelendirmeyen Osmanlı Hükümeti, sorunun maddi sebeplerden kaynaklanan idari eksikler olduğu kanısındaydı. Fakat sorun, idari tedbirlerle çözülemeyeceği anlaşıldığında, Türk tarihinde büyük bir yer tutan devrimin yolu açılacaktır.

1885 yılıyla birlikte Bulgarlar tam anlamıyla harekete geçmişler ve ayaklanmaları başlatmışlardır. Osmanlı Hükümeti ise burada büyük bir sorunla karşı karşıya olduklarını ancak anlayabilmiştir.

O andan itibaren Osmanlı’nın da bölgeye dair reform politikası işlemeye başladı. Bu politika, genel itibariyle bölgenin asayişiyle alakalıdır. İleride 3.Ordu’nun kurulacağı Balkanlar’a ilk kuvvetlerin gönderilmesine başlandı. Hatta, ilerleyen ayrılıkçı hareketler sonucu Girit özerkliğini ilan etti. Girit’in özerklik ilanından sonra Osmanlı yöneticileri, buradaki askeri gücün ihtiyaç fazlası olduğuna karar verdi ve buradaki kuvvetleri de Balkanlar’a gönderdi.

Hem Girit’in özerkliğini ilan etmesine hem de Batılı devletlerin Ermeniler’le ilgili reform taleplerine (dini, sosyal, ekonomik/vergilendirme vb.) Osmanlı’dan olumlu dönüşlerin gelmesi, Bulgarlar’ın faaliyetlerini artırmalarına daha da etki etmiştir.

Artan ayrılıkçı faaliyetlere karşılık Avusturya ve Rusya bir tasarı ortaya koydular. Aslında asayişi sağlamak istediklerini söyleseler de, buradaki ayrılıkçı hareketleri kendileri yönetmek istiyorlar, diğer Batılı devletlerin karışmasından rahatsız oluyorlardı.

Tasarıya göre; burada görevli olan polis, jandarma ve korucuların yeniden düzenlenmesi gerekiyordu. Düzenleme, yabancıların gözetiminde gerçekleştirilecekti. Buradaki askeri kuvvet, yörenin nüfusuyla orantılı olarak Müslüman ve Hristiyanlarla oluşturulacaktı.

Tasarıyla birlikte Bulgarlar, Hristiyan bir vali istemeye başladılar ve burada en çok ön plana çıkan söylem de valinin padişahtan bağımsız yetkilerle donatılmasıydı. Bu isteğin arkasında bağımsız Bulgaristan’ın olduğu çok açıktır. Önce Ayastefanos’la bağımsız bir devlet haline getirilen Bulgaristan, Berlin Antlaşması’ndan hoşnut olmamış ve Avusturya ile Rusya’nın destekleriyle tekrardan bağımsızlık sürecine girmiştir.

Makedonya’da devam eden ayrılıkçı hareket 1903 yılına dek büyüyerek devam etti ve Osmanlı hükümetinin hayli başını ağrıttı. Buradaki sorun büyüdükçe, Osmanlı hükümeti buraya daha fazla askeri kuvvet gönderdi. Bu da bütçeden çıkan fazladan maliye demekti.

1903 yılına gelindiğinde, o zamana kadar görülmüş en büyük ayaklanma meydana geldi. Bu genel bir ayaklanma niteliğindedir ve oldukça kanlı bir şekilde sonuçlanmıştır. Ölü sayısı yaklaşık 2000’dir. 16.000 kişi de evlerini terk etmek zorunda kalmıştır.[4] (Bu ayaklanma bugün Suriye’de yaşananları hatırlatmaktadır. Emperyalizmin beslediği terörle hem Suriye bölünmeye çalışılıyor hem de burada yaşayan vatandaşlar ülkelerini terk etmek zorunda bırakılıyor.)

Ayaklanmanın ardından yeniden kolları sıvayan Avusturya-Macaristan ve Rusya Hükümetleri, ilk tasarıda güncellemeler yaparak yeni halinin uygulamaya sokulmasını istediler. Mürzsteg Reformları olarak anılan bu tasarıda, Müslüman bir vali ile iki Avrupalı temsilcinin vilayetlere atanması önerilirken, bölgedeki askeri dengeleri denetlemesi için Avrupalı generallerin atanması da isteniyordu.

Bu tasarının ardından sadece Bulgarlar değil, Sırplar ve Yunanlar da mutluluk duymuşlar, hatta ayrılıkçı faaliyetlerini onlar da artırmaya girişmişlerdir.

Tıbbiye’de çakılan kıvılcım Makedonya dağlarında devrim ateşine dönüşüyor!

Makedonya’daki ayrılıkçı hareket nedeniyle Osmanlı hükümetinin burada oluşturduğu askeri güç, 1908 yılına kadar bir orduya dönüşmüş ve büyüklüğü de yaklaşık 200.000 askeri bulmuştur. Bu, İttihatçılar’ın yönettiği, devrimi ilan eden ve ileride istibdatçı Sultan Abdülhamit’in tahttan indirilmesiyle sonuçlanan 31 Mart gerici ayaklanmasını bastıran meşhur 3.Ordu’ydu.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin, baskıcı ve gerici padişah Abdülhamit’e karşı verdiği hürriyet mücadelesinde dikkat çeken bir husus mevcut. Resneli Niyazi, ihtilal için beraberindeki birlikle dağa çıktığında ilk anlaşmayı Arnavut hareketiyle yaptı. Çünkü Batılı devletler, Makedonya’yı parçalama planının yanına Arnavutluk’u da katıyorlardı. Bu sebepten dolayı, ortak düşmana karşı birlikte mücadele vermek adına anlaşıldı.

Anlaşmanın ardından Hürriyet Devrimi’nin ilan edildiği 24 Temmuz 1908 tarihine kadar, Makedonya dağlarında ayrılıkçı çetelere karşı, birlikte mücadele verildi. Bu anlaşmada en çok payı olanlardan biri de, 1889 yılında İnciraltı buluşmalarının ardından Mektebi Tıbbiye’nin bodrumunda İtthadı Osmani Cemiyeti’ni kuranların arasında olan İbrahim Temo’dur. Temo’nun Arnavut asıllı olması ve o sırada Romanya’dan ihtilali desteklemesi, anlaşmanın gerçekleşmesine fayda sağlamıştır.

İttihatçı-Arnavut işbirliği sayesinde Makedonya’da bütün Müslümanlar ihtilali destekledi. İhtilalin gerçekleşmesinde millet ordu birlikteliği gözden kaçırılmamalı. Devrimin başarısında bu birlikteliğin ağırlıklı bir yeri vardır.

Bir taraftan Resneli Niyazi ihtilal için Arnavut hareketi lideriyle görüşürken, diğer taraftan da Enver Bey (Paşa) ayaklanmayı Makedonya köylerine yaydı. Buradaki halkın desteğini aldı. Askerlik yapmış bütün köylülerden bir kuvvet oluşturdu. Ayrıca 15 yaşını geçen gençleri de ayaklanmaya dahil etti.[5] Yine ihtilali, Anadolu’da bulunan Osmanlı’nın ihtiyat askeri teşkilatı olan redifler desteklemişlerdir.

Sonuç

Makedonya’nın ayrılıkçı terör kaynaklı, neredeyse yarım asra yakın yaşadığı bunalım, bir devrimle sonuçlanmıştır. Dönemin mecburiyetlerine göre hareket eden fedailer ve ihtilalciler örgütü İttihat ve Terakki, bulanımı bir nebze olsun sonlandırmıştır. Bu süreçten sonra, Osmanlı’yı el altından yürüttüğü faaliyetlerle parçalamaya çalışan emperyalist Batı, bu sefer cephe savaşlarıyla amacını açık bir şekilde belli etmiştir. Ancak girilen vatan savaşı yine bir devrimle sonuçlanmış ve millet egemenliğinde bir Cumhuriyet kurulmuştur.

Bugün yine emperyalistlerin dayattığı parçalanma sürecine TSK müdahale etmiştir ve kararlı bir şekilde emperyalizmin piyonlarını yok etmeye devam etmektedir. Süreç, Atatürk Devrimleri’nin mecburiyet olduğunu bir kez daha gördüğümüz bir süreçtir.

Dün olduğu gibi bugün de sömürücüler kaybedecek, mazlumların birlikteliği ve emperyalizm destekli ayrılıkçı teröre karşı mücadele devrimi getirecek!

Kaan Arslan

İnciraltı Tarih Cemiyeti Üyesi

 

Dipnot:

[1] Necati Cumalı, Makedonya 1900, Çağdaş Yayınları, 7. Basım, İstanbul: Kasım 1995, s.15.

[2] Gül Tokay, Makedonya Sorunu, Jöntürk İhtilalinin Kökenleri (1903-1908), AFA Yayınları, İstanbul: Ocak 1996, s.13.

[3] a.g.e, s.31.

[4] a.g.e., s.47.

[5] a.g.e, s.171.

inciraltitarih.com