Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 14 Aralık 2017

Üste git

Üste

Tarihini bilmeyenlerin coğrafyasını başkaları çizer

Tarihini bilmeyenlerin coğrafyasını başkaları çizer

 

Sayın Devlet Bahçeli, tarihi sil baştan yazmaya devam ediyor. 16 Mayıs 2017 “II. Abdülhamit ve Gazi Mustafa Kemal birbirini tamamlayan Türk tarihinin şerefli ve haysiyetli iki yüzüdür.” açıklamalarında bulunan Sayın Devlet Bey’e cevabı Mehmet Akif Ersoy şöyle vermektedir:

“Gölgesinden bile korkup bağıran bir ödlek,

Otuz üç yıl korkuttu bizi ‘Şeriat!’ diyerek.”

Tarih, asırlar geçtikten sonra değil yaşandığı an yazılır ve kendine bir şiirde, bir kayada, bir madalyonda yer edinir. Tarihçinin görevi ise tarihi gün yüzüne çıkarmaktan ibarettir. Biz de bu yazıda bu görevi yerine getireceğiz.

Cephede Komutanlık ve Saray’da Komutanlık

 

Evvela Mustafa Kemal Paşa’nın hayatını askerliğe adamış, cepheden cepheye koşmuş ve Anafartalar Kahramanı sıfatını kazanmış bir Osmanlı Mirlivası; II. Abdülhamit’in ise cephe yüzü görmemiş ve 93 Harbi’ni dahi saraydan yönetmeye çalışmış bir Padişah olduğunu aklımızın bir köşesine yazalım.

İmparatorluğun Çöküşü ve Anadolu’nun Kurtuluşu

Bir köşede cihan üstüne sürüsüyle akın ederken “Vatan milli sınırlar içerisinde bir bütündür, bölünemez.” ve “Manda ve himaye kabul edilemez.”  diyen Mustafa Kemal Paşa’nın; bir köşede Çarlık Rusya tehdidi karşısında Kıbrıs Konvansiyonu ile Kıbrıs’ı İngilizlerin idaresine teslim eden II. Abdülhamit olduğunu aklımızın bir köşesine yazalım.

Bir köşede, II. Abdülhamit’in 33 yıllık hükümranlığı boyunca Mısır, Bulgaristan, Bosna-hersek, Kıbrıs, Girit, Teselya ve Romanya’yı kaybetmiş Osmanlı Devleti’nin; bir köşede Mustafa Kemal Paşa’nın 19 yıllık liderliği boyunca Akif’in “Sonra mel’undaki tahrîbe müvekkel esbâb / Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.” dizeleriyle tarif ettiği işgal altındaki Anadolu’yu kurtarmış ve toplumsal ve ekonomik alanda aralıksız devrimler ile muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmak için koşar adımlarla ilerleyen, bütün devlet kurumları ve demiryollarını millileştiren ve kendi uçağını, bombasını üreten Türkiye Cumhuriyeti’nin olduğunu aklımızın bir köşesine yazalım.

“Vatan” kelimesinden rahatsız olan bir Sultan: Abdülhamit

  1. Abdülhamit döneminde gazetelere uygulanan sansür kapsamında “vatan, hürriyet, meşrutiyet, grev, suikast, ihtilal, anarşi, kıtal, sosyalizm, dinamit, kargaşalık, hal’, Makedonya, Girit, Kıbrıs, Yıldız, Murat” vs. birçok kelime yasak edilmiştir.1 Kelimelerin yasaklandığı gibi otuz yıl boyunca birçok kitap ve yazardan yasaklardan nasibi almıştır.

 

Türk tarihinin aydınlık isimleri olan Şinasi, Namık Kemal, Şemseddin Sami, Cevdet Paşa, Münif Paşa, Ahmet Vefik Paşa, Ahmet Midhat, Abdülhak Hamid yasaklılar arasındadır. Ayrıca Halk edebiyatının ölümsüz eserleri Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun, Köroğlu ve Aşık Kerem, Aşık Garip, Aşık Ömer divanları dahi yasaklılar arasında yerini almıştı. Yasak kapsamında, Victor Hugo, Machiavel, Hammer, Dante, Jules Verne, J. J. Rousseau, Emil Zola, Lamartine, Piere Lotti, Shakespeare gibi yabancı yazarlara da rastlanmaktadır.

MEHMET AKİF VE ABDÜLHAMİT

Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun rûh-i İblis’e!”

İstiklal Marşı’mızın yazarı, Vatan Şairimiz Mehmet Akif Ersoy da II. Abdülhamid’in istibdat rejiminin şiddetli bir muhalifi, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın bir üyesiydi. Akif, o günleri “İstibdat” şiirinde şu dizelerle anlatmaktadır:

“Hamiyyet gamz eden bir pâk alın her kimde gördünse,

“Bu bir câni!” dedin sürdün, ya mahkûm eyledin hapse.

Müvekkel eyleyip câsûsu her vicdâna, her hisse.

Düşürdün milletin en kahraman evlâdını ye’se…

Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun rûh-i İblis’e!”

 

Yani Akif, şöyle bir şey demektedir: Devletin her bir köşesine ajanlar saldın ya da milleti ajana çevirdin, hür düşünceyi ve ilericiliği ayaklar altına aldın. Nerede kendi fikirlerine ters bir şekilde ilerici, hürriyet ve vatanperver bir insan gördüysen; devletin her yerine saldığın ajanların jurnalleriyle ya sürgüne ya da zindana yolladın, ümitsizliğe düşürdün. Öyle lanetlisin ki Şeytan’dan betersin…

Bu dizelere örnek olarak Cumhuriyet’in yolunu açacak Meşrutiyet’in ve ilk anayasamız Kanun-u Esasi’nin mimarlarından Mithat Paşa’nın Taif’e sürgün edilmesi ve ardından bir suikastle katledilmesi gösterilebilir.

Mehmet Akif, Kurtuluş Savaşı yıllarında diğer Mustafa Kemal Paşa tarafından Ankara’ya davet edilmiş ve Sebil’ür-Reşad’ı Ankara’da çıkarması istenmiştir.  Akif de TBMM’nin açılışının ertesi günü 24 Nisan 1920’de Ankara’ya varmış ve Kurtuluş Savaşı’na şair, hatip, seyyah, siyasetçi ve gazeteci olarak katılmıştır.

SONUÇ: Bu öfkeniz ilericiliğe midir Sayın Bahçeli?

Daha önce de “Özellikle 141 yıldır yönetim ve istikrara musallat olan darbeci bir gelenekle karşı karşıya olduğumuz açıktır.” ifadesinde bulunmuş Sayın Devlet Bahçeli, 1876’da Abdülaziz’in tahtan indirilmesi ve Kanun-u Esasi’nin ilan edilmesiyle sonuçlanan ve Cumhuriyet’imizin de önünü açan sürece açıkça kin kusmuştu.

Bugün de onu geçici olarak askıya almış gibi ortadan kaldıran II. Abdülhamit ile her daim anayasa ve hukukun üstünlüğünü savunan, Kurtuluş Savaşı’nı Saray’dan tek başına değil milletin oluşturduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi ile idare eden Mustafa Kemal Paşa’yı birbirinin tamamlayan iki kahraman gibi göstermek tarih bilmemezliktir.

Burada tek bir kahraman vardır! O da gerici 31 Mart Ayaklanması’nı bastıran ve ayaklanma karşısında kılını dahi kıpırdatmayan II. Abdulhamit’in saltanatına son veren Hareket Ordusu’na ismini vermiş ve Kurmay Başkanlığını üstlenmiş Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Tarihini bilmeyenin coğrafyasını da başkaları çizer.

Arif BALTÜRK

İnciraltı Tarih Cemiyeti Üyesi

TLB İstanbul İl Sekreteri

 

KAYNAKÇA:

 

  1. Meşrutiyet Dönemi Siyasi Olayları, Yrd. Doç. Dr. Erhan METİN