Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 11 Aralık 2018

Üste git

Üste

Tarihi Eserleri Koruma ve Türkiye’de Restorasyon

Tarihi Eserleri Koruma ve Türkiye’de Restorasyon

Dünyanın kültürel bakımdan en zengin topraklarından birisidir Anadolu. Üzerinden pek çok medeniyet geçmiş, her biri de birbirinden güzel, estetik, farklı anlamlar taşıyan, döneminin ruhunu çok iyi yansıtan, özgün ve kaliteli eserler bırakmış. Sonuçta ortaya öyle bir tablo çıkmış ki, Anadolu’nun her bir karışında ayrı bir güzellik oluşmuş. Hakkında ne kadar kitap, tez ve makale yazılırsa yazılsın, o güzellikler anlatmakla bitirilemez.

Peki günümüzde bu tarihi miraslara sahip çıkma konusunda, eserleri bizlere bırakanlar kadar özenli davranıyor muyuz? Bu sorunun çok net bir cevabı var, baştan söyleyelim: Hayır!

Başta İstanbul olmak üzere Anadolu’nun her yeri tarihi eserlerle doludur. Öyle ki, İstanbullular bu eserlerin farkında dahi değildirler ve günlük hayatta bunlara fazlasıyla zarar vermektedirler. Kullanılmayan çeşmeler, Roma döneminden kalma sütun parçaları, ara sokaklarda kalan tarihi yapılar vb. bir çok tarihi eser, günlük yaşamın bir parçası olmuş ve hatta yok olmaya yüz tutmuş vaziyette.

Günlük yaşamda zarar gören bu tarihi eserleri kurtarmaya yönelik hiç mi çalışma yapılmıyor? Özellikle İstanbul’da yitip giden o kadar çok eser var ki, bizi kurtarın dercesine bakıyorlar her gün İstanbullulara. Bununla ilgili gerek Kültür ve Turizm Bakanlığının gerekse İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yetkililerine ulaşmaya çalıştığınızda konuyu geçiştirip başlarından savıyorlar. Görülen o ki, çalışma falan yapıldığı yok. Fakat tabloya bu kadar karamsar bakmamak lazım. Çünkü önemli tarihi eserlerin korunması için büyük maliyetli restorasyon çalışmalarının yapıldığını da biliyoruz. Ayasofya, Süleymaniye Camisi, Sultanahmet Camisi, Üsküdar Mihrimah Sultan Camisi, Selimiye Camisi, Topkapı Sarayı gibi birçok yapı düzenli restorasyonlarla ayakta tutulmaya çalışılıyor. Fakat bu yapılan restorasyonlarda da bir takım zararların verildiğine rastlıyoruz.

ŞİLE KALESİNDEN SÜNGER BOB YAPMAK

Şile Kalesinin tarihi 2000 yıl öncesine dayanmaktadır. Kalenin son yapılan restorasyonu, herkesçe alay konusu haline geldi. Restorasyon bittiğinde kale, çizgi film karakteri Sünger Bob’a benzemişti.

Bu işte altın kural, eserin aslına sadık kalmaktır. Aslında sadık kalmaktan kastımız sadece eserin mimarisi ile ilgili değil, kullanılan malzemesi ve mühendisliği için de geçerlidir. Yoksa ortaya komik restorasyonlar çıkar, alay konusu olur. Daha kötüsü, o eser artık yok olmuş demektir.

TEKFUR SARAYINA ASANSÖR

İstanbul Fatih’te bulunan, Roma döneminden günümüze dek ayakta kalan Tekfur Sarayı, bir faciayla karşı karşıya kalmış durumda.

800 yıllık olduğu tahmin edilen sarayda bir süredir restorasyon çalışması var. Bu çalışmada sarayın etrafına “modern” eklemeler yapılmakta. Sarayın şehir içine bakan, doğu tarafındaki duvarlarının dibine beton pompalarıyla girilerek büyük zararlar verilmiş.

“Yeni Kullanım ve Çevre Düzenlemesi Projeleri” kapsamında Tarihi Çevre Koruma Müdürlüğü’nce yapılan sözde çevre düzenlemesi ve Yapı İşleri Müdürlüğü’nce yapılan restorasyonla saray, korunmaktan ziyade tarihi dokusunu kaybetmekte. Öyle ki, eserin dokusu hiçe sayılarak bir asansör de yapılmış durumda.

İBRAHİM PAŞA SARAYI’NIN AVLUSU BETONA BULANDI

Ülkemizdeki bir başka restorasyon katliamı da Sultanahmet’te bulunan İbrahim Paşa Sarayında mevcut.

Kanuni Sultan Süleyman dönemi sadrazamlarından Pargalı Damat İbrahim Paşa’nın yaptırdığı Saray, günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Türk ve İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılıyor.

Restorasyon öncesi sarayın avlusu

Restorasyon sonrası sarayın avlusu

Sarayda yapılan son restorasyon çalışmasında, avlusunun dokusu ciddi oranda bozulmuş. Yeni haliyle “modern” bir görünüme sahip olan İbrahim Paşa Sarayı, avlusundaki yeşil zemini kaybetmiş, yerini beton zemine bırakmış. Tıpkı İstanbul ve diğer büyükşehirlere son 30 yıldır yapıldığı gibi. İbrahim Paşa Sarayının avlusu, binlerce yıllık kültürleri bir arada bulunduran İstanbul’a yapıldığı gibi betonla kapatılmış. Fakat bu yetkililerce restorasyon olarak nitelendiriliyor.

I. MEŞRUTİYET’İN MECLİS BİNASI

Sultanahmet’e gidenler, 1500 yıllık görkemli Ayasofya’ya bakmadan ayrılmazlar. Ayasofya’nın denize bakan sağ tarafında ise bir boş arazi vardır. Burada yürüdüğü iddia edilen bir restorasyon çalışması var. Restore ettikleri eser günümüzde mevcut değil. Yani eser yeniden inşa edilecek. Bu bina, 1908 Hürriyet Devrimiyle birlikte ilan edilen II. Meşrutiyet’in Meclis binası.

Meclis binası Ayasofya’nın sağında bulunuyor.

Bina, Meşrutiyet öncesi Osmanlı hanedanına ait bir saraydı. Tıpkı günümüzde Fındıklı’da bulunan I. Meşrutiyet binası gibi (Bu bina şu an Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi tarafından kullanılmakta). Devrimle birlikte saray, meclis binası haline getiriliyor.

Ancak 1934 yılında talihsiz bir yangında zarar gören bina, herhangi bir kurtarma çalışması yapılmadığı için zamanla yıkılıp yok olmuş. Şu anda da binanın aslına uygun yeniden inşa edildiği söyleniyor. Fakat inşaatta senelerdir bir ilerleme söz konusu değil.

Kültür ve Turizm Bakanlığını arayıp konuyla ilgili bilgi istediğinizde sizi İstanbul Büyükşehir Belediyesine yönlendiriyor, Belediyeyi aradığınızda size bilgi vermiyor. Restorasyon alanına gidip yetkililerden bilgi almak istediğinizde ise sizi bir güvenlik görevlisi apar topar uzaklaştırıyor. Tüm bunlar akıllara, binanın yeniden yapılıp otel olarak kullanılacağı düşüncesini getiriyor.

OTEL YAPMAK UĞRUNA YOK EDİLİYOR!

İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1908 devriminden sonra meclise girmesiyle İstanbul Cağaloğlu’da yer alan Kızıl Köşkü (Boyası döküldükçe Pembe Köşk olarak da anılmıştır) genel merkez binası olarak kullanmaya başladı. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından bina İttihat ve Terakki’nin kullanımından çıkmış, Cumhuriyetin ilanının hemen ardından 1924 yılında Cumhuriyet gazetesine devredilmiş.

Gazete, Bab-ı Ali Baskınından Birinci Dünya Savaşına birçok olaya ve karaktere tanıklık etmiş bu ahşap yapıyı tam 80 sene kullanmış. 2004 yılında Şişli’de yeni binasına geçerken arkasında tam bir harabe bırakmış. Öyle ki, Uğur Mumcu bile kendi gazetesini yazılarında eleştirerek bu tarihi binaya zarar verdiğini dile getirmiş.

İTC Genel Merkezi olarak kullanılan Kızıl Köşkün son durumu

Gazetenin kurucusu Yunus Nadi’nin oğlu Nadir Nadi’nin mirasçılarının binayı paylaşamamasından ötürü köşk, bir müteahhite yüklü miktarlar karşılığında satılır. Köşkün restore edilip otel olarak kullanılacağı en büyük iddia… Ancak köşkün son durumu ise içler acısı… Yapı yıllardır kurtarma adına tek bir adım atılmadığından her gün dökülmekte, anılarıyla birlikte yok olmakta. Köşkün böylesine bir sona terk edilmesi kabul edilir iş değil! Yetkilileri en kısa sürede bu yanlıştan dönmeye davet ediyoruz.

SONUÇ YERİNE

Tarihimizin önemli eserlerini restorasyon uğruna böyle zararlar verilmesinin hiçbir mazereti olamaz. Ülkemizde restorasyonun yapılamadığı apaçık ortada. Peki bu sadece restorasyonu yapanların suçu mu? Elbette hayır… Bu konuda yeterli eğitimin ve imkanın verilmemesi de bu sonucu doğuruyor. Bunun için gerekirse, Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi, dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, konunun uzmanları getirtilip onların eşliğinde iyi işler çıkarılmalı, bir taraftan da nitelikli isimler yetiştirilmelidir. Aksi takdirde gelecekte yapılacak çalışmalar için de kuşku uyandırmaktadır. Örneğin Bizans’tan günümüze çok az bir kalıntısı taşınan Bukhaleon Sarayının aslına uygun yeniden inşa edileceği söylenmişti. Tüm bu restorasyon faciası düşünülecek olursa, yapılacak olan bu restorasyon akıllarda birçok soru işareti bırakıyor.

Kültür varlıklarımız, bizim tarihimizdir. Bizi biz yapan, o tarihin kendisidir. O tarihe sahip çıkmazsak, birileri gelip kendi tarihimizle istediği gibi oynar, yeniden yazar, çizer. Buna mahal vermek istemiyorsak, geç olmadan zarardan dönmeliyiz.

Kaan Arslan
İnciraltı Tarih Cemiyeti Merkezi Umumi Üyesi

inciraltitarih.com