Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 23 Şubat 2018

Üste git

Üste

Yorum Yok

Tam Bağımsız Türkiye için Misak-ı iktisadi

Tam Bağımsız Türkiye için Misak-ı iktisadi

“Siyasi, askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsunlar, iktisadi muzafferiyetler ile taçlandırılamazlarsa, husule gelen zaferler payidar olamaz, az zamanda söner. Bu itibarla en kuvvetli ve parlak zaferimizin dahi temin edebildiği ve daha edebileceği faydalı semereleri tespit için iktisadiyatımızın, iktisadi hâkimiyetimizin temini ve sağlamlaştırılması ve genişletilmesi lazımdır.” [1]

Milli Kurtuluş Mücadelesi hem bir sonu hem de bir başlangıcı ifade eder. Son yarı-sömürge Osmanlı’nın ve ona ait bütün eski yaşam tarzının sonudur. Başlangıç ise yok olmaya yüz tutmuş imparatorluğun içinde gelişen serpilen bağımsız müstakil bir devlet fikri. Son ve başlangıç birbirinin içindeydi. Osmanlı’nın sonu aynı zamanda Türkiye’nin başlangıcını yaratıyordu. Bu süreç Türk devrimcileri için derslerle doluydu, büyük zaferin hemen peşine iktisat, eğitim gibi temel konularda çalışmaların başlaması doğrudan hayattan alınan derslerin sonucuydu. Bu yazıda bahsedilen çalışmaların başlangıcı diyebileceğimiz İzmir İktisat Kongresi’ni inceleyeceğiz.

Kongre’nin toplandığı tarihle başlayalım. 17 Şubat 1923, saltanat kaldırılalı dört ay olmuş ve bütün dünyanın Türkiye’yi bağımsız bir devlet olarak tanıyacağı Lozan görüşmelerinin ilk turu hiçbir sonuç alınmadan sona ermişti. Kongre’nin toplandığı yerde ve aldığı kararlarda Lozan’ın etkilerini görüyoruz. Mesela yabancı sermaye meselesine karşı ılımlı yaklaşım ve bazı konulardaki liberal tutumlar kuşkusuz Lozan’a verilen mesajlardı. Kongre’nin tabii olarak eksikleri ve hataları vardı ancak en önemli mesele olan tam bağımsızlık kavranmış ve bütün işler bunun üzerinden düşünülmüştü. Osmanlı’nın Türkiye’ye mirası, borçlar ve içeride de neredeyse tamamı yabancılara ait işletmelerdi: Bankacılık, demiryolları, belediye işletmeleri, tatlı su işletmeleri kısaca iç ve dış pazarın büyük bölümü yabancıların elindeydi. Ermeni ve Rum sermayedarlar, Milli Kurtuluş Savaşı sırasında işgalci Yunan ordusuna maddi/manevi destekte bulunmuşlardı [2]. Atatürk’ün Türkiye’nin iktisadi kalkınmasında bu Yunan işbirlikçisi sermayedar sınıfa güvenmesi herhalde söz konusu değildi. Kalkınmayı sağlamak için devlet sermayesinin yeterli olmadığı yerde yerli ve bağımsızlıktan yana olan sermayeyi destekledi ancak Atatürk hiçbir zaman sermayeye bel bağlamadı baştan itibaren devletçi bir program izledi; 1925 yılında Reji devletleştirildi, Sanayi ve Maadin Bankası kuruldu. Devletin elindeki sanayi kuruluşları bu bankaya devredildi. İstiklal Savaşı sürerken, 1921 yılında, Ankara’da Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü kuruldu. Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde ulusal savunma sanayinin kurulması için büyük yatırımlar yapıldı. 1926 yılında Kayaş Kapsül ve İmla Fabrikası kuruldu. Elmadağ Barut Fabrikası 1928 yılında TEKEL tarafından kuruldu. 1923 yılında kabul edilen bir yasayla, Türkiye’de bundan sonra inşa edilecek demiryolu hatlarının devlet tarafından inşa ve işletilmesi kararlaştırıldı. 24 Mayıs 1924 tarihinde kabul edilen bir yasayla da demiryollarının devletleştirilmesi kararı alındı. Devletleştirmeler 1928 yılında yapıldı. 14 Nisan 1925 günlü Limanlar Kanunu, Türkiye’deki limanların idare ve bakımını devletin sorumluluğu altına veriyordu.[3]

İktisat Kongresi kararlarında, çiftçi ve tarım sorunlarına 95 madde tutan geniş bir yer ayrılmıştı. Bu kararların en önemlileri Aşar Vergisinin kaldırılması kararı ve Ziraat Bankası’nın kurulması kararlarıdır. Aşar Vergisi devlet gelirlerinin %21.3 ünü oluşturuyordu, Cumhuriyet’in iktisadi zorluklar altında aşarı kaldırma cesareti bu nedenle çok önemliydi. Aşar Vergisi kongre kararının ardından 1925 yılında kaldırıldı. [4] Kongre için diğer önemli nokta işçi haklarıydı. Verilmesi oy birliği ile kabul edilen hakların neredeyse hiçbiri Sovyet Rusya hariç dünyada örneği olmayan haklardı. Örneğin, işçilere sendika kurma hakkı, 8 saatlik iş süresi, 1 Mayıs’ın İşçi Bayramı olması, maden ocaklarında çalışma süresinin 6 saate indirilmesi gibi toplam 34 maddelik İşçi Grubunun İktisat Esasları kabul edildi. [5]

Misak-ı İktisadi’nin özü yukarıda da ifade edildiği şekliyle tam bağımsız ve kalkınmış Türkiye’dir. Bu ortak amaçla bütün sınıfların işbirliği içinde devlet denetiminde çalışması ortak düşman olan emperyalizme ve feodal kalıntılara karşı zaferin şartıdır.

Mert GEZİCİ
AYDINLIK

Kaynakça:
1. ATABE, C.15, S.144
2. Kafaoğlu, A.B. , Varlık Vergisi Gerçeği, Kaynak Yay. , İstanbul, 2002, s.59
3. Koç, Yıldırım, Aydınlık Gazete, 7 Ocak 2014
4. Aydemir, Ş.S., Tek Adam, C.3, s.333
5. Koç, Yıldırım, İZMİR İKTİSAT KONGRESİ (1923) VE İŞÇİLER, Egiad Yarın Dergisi, Ağustos 2009 sayısı