Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 22 Eylül 2018

Üste git

Üste

Sultan II.Abdülhamit Gerçeği-2

Sultan II.Abdülhamit Gerçeği-2

Toprak kaybına, çürümeye ve istibdat yönetimine karşı mücadele eden İttihatçılar, 23 Temmuz 1908 günü İkinci Meşrutiyet’i ilân ederek tekrar Anayasal düzene geçilmesini ve Meclis-i Mebusan’ın açılmasını sağladılar. ‘31 Mart’ 1909 tertibiyle İttihatçı yönetime son vermeyi amaçlayan gerici isyana destek veren Abdülhamit,27 Nisan 1909 günü tahttan el çektirildi.

Sultan Abdülhamit’in istibdat yönetimi 33 yıl sürdü. Ülkeyi onun zulmünden kurtarmak isteyen aydınlar ve özellikle yüksek okul gençleri meşrutiyeti yeniden kurmak için gizli çalışmalara başladılar. Bunlar 1889’da Terakki ve İttihat adıyla siyasi bir cemiyet kurdular. Bu cemiyet padişahı parlamentoyu açmaya ve daha sonra çekilmeye zorlayacaktı.

Meslek yaşamları ne olursa olsun istibdatçı yönetime son vermeye kararlı, inançlı gruplar, önceleri yurt içinde çalışmalarını sürdürüp, sonra yurt dışına çıkmak zorunda kaldılar. Bulgaristan, Romanya, Arnavutluk, Mısır ve İsviçre’de şubeler açarak gazeteler yayımladılar. Abdülhamit Avrupa’da zaman harcayanlara öfke besliyor, Avrupalıların onlara baskı yapması için zorluyordu. Aleyhindeki komploların endişesi, azınlıkların terörist saldırıları ve bürokratlara güvensizlik duyması onu idari görevlerinden biraz daha uzaklaştırmaktaydı. Rüşvet ve yolsuzluk artmış, hükümet yapısı yavaş yavaş çökmeye başlamıştı.

İsyan hareketi çoğunlukla subaylar arasında olmak üzere taşrada başladı. Şam’da içlerinde Mustafa Kemal’in de bulunduğu bir grup genç subay ve sivil Vatan Cemiyeti adlı bir örgüt kurdu. Cemiyetin Kudüs ve Yafa’da şubeleri açıldı. Grubun adı kısa süre sonra Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ne dönüştürüldü. Örgüt, Paris’teki Genç Türklerle, genellikle Ahmet Rıza fraksiyonuyla ilişki kurdu. İki örgüt İttihat ve Terakki adı altında birleşti. İmparatorlukta mali durum giderek kötüleşti. Vergi toplamakta güçlük çekildiğinden aylıklar ödenemiyor, terfiler yapılamıyordu. Makedonya’daki askerler arasında mutsuzluk başlamış, disiplin bozulmuştu. Abdülhamit durumu yerinde incelemek ve huzursuzluğun nedenini anlamak için Makedonya’ya ajanlar gönderdi. Bunlardan biri olan Nazım Bey raporuyla İstanbul’a dönmeden Selanik’te vurularak yaralandı. Padişah suçluların tespiti için bir komisyon gönderdi. Subaylar arasındaki ihtilalci davranışları öğrenmek için de ajanlar gönderildi. Bunlardan biri, Kolağası Ahmet Niyazi Bey’in İttihat ve Terakki hücresini öğrenince Niyazi Bey adamlarıyla 3 Temmuz 1908’de dağa çıktı ve yöneticilere karşı gerilla direniş hareketini başlattı. İçlerinde Enver Bey’in de bulunduğu subaylar onu izlediler. Padişah isyanı bastırmak için Şemsi Paşa’yı gönderdi. Ancak Şemsi Paşa da bir isyancı tarafından Manastır’da öldürüldü. Padişah taraftarları moral çöküntüsüne uğradılar.

MEŞRUTİYET İLAN EDİLDİ

İş çığırından çıktı. Anadolu’dan isyanı bastırmak için gelen askerler, İttihatçılara katıldı. Padişahın yaverleri yakalanıp öldürüldü. Makedonya’da asker-sivil ortak ayaklanmalar oldu. Halk yaptığı mitinglerde anayasayı desteklediğini padişaha bildirdi. Abdülhamit, asker-sivil halkın taleplerini yerine getirerek, 23 Temmuz 1908’de kan dökülmeden yeniden parlamentoyu açmış ve anayasayı yürürlüğe koymuştu.

Meşrutiyet halk arasında büyük bir coşkuyla kutlandı. Böylece herkes bir barış döneminin geldiği, gerilimin sona erdiği ve devletin korunacağı inancındaydı. Oysa bu sevinç çok zamansızdı. Değişik çıkarlara sahip koalisyonun beklentileri, çok geçmeden koalisyonun dağılmasına ve eski düşmanlıkların canlanmasına neden oldu.

“İhtilâl”, üyelerinden çoğunun asker olduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından yapılmıştı. Ancak İttihatçılar’ın parlamentonun açılması dışında, gerçek bir programı yoktu. Padişahın geleceği ile ilgili bir karar birliği yoktu. Abdülhamit Meşrutiyet’i ilân ettiği için, Anayasasını yürütmeye kararlı olarak tahtında kaldı. Cemiyet üyeleri yeni rejimin başarısı için arka plânda, genellikle Selânik’te kalmayı yeğlediler. İttihatçılar’ın uygulamanın sorumluluğunu almadan iktidara sahip olma kararı güç bir politik durum yaratıyordu. İktidar ve otoritenin kimde olduğu belli değildi. Hükümet birçok demokratik kararlar aldı ve uyguladı.

Osmanlı devletinde o güne kadar hiç görülmemiş bir basın özgürlüğü ve politik yaklaşım nedeniyle gazeteler ve siyasal partiler birden çoğaldı. Ancak yeni rejimin başarı şansı çok azdı. Azınlık temsilcileri çalışmaları aksatmak için ellerinden geleni yaptı. Hazırlanan yasalar sonu gelmeyen tartışmalarla tıkanıp kaldı. Abdülhamit bu duruma müdahaleden kaçınmadı.

31 MART İSYANI

İttihatçılara karşı güçlü bir muhalefet başladı. Hafız Derviş Vahdeti, Volkan adlı bir gazete çıkararak hükümetin etkinliklerine ve laikliğine güçlü muhalefet göstererek mistik bir İslâmcı cereyanı başlattı. Çok geçmeden İttihadı Muhammedi Cemiyeti’ni kurdu ve hükümet aleyhinde kampanyaya girişti.

31 Mart’ta (13 Nisan 1909) Selanik’ten getirilen Avcı Taburları ayaklanmayı başlattı. Birinci Ordu askerleri din öğrencilerine katılarak Sultan Ahmet Camii önünde toplandılar. Ayaklanma, ordudan tasfiye edilen alaylı subayların kışkırtması ve katılmasıyla isyana dönüştü. Birçok asker-sivil aydın gericiler tarafından yaralandı, öldürüldü. İttihatçılar isyancılara direnemediler. Her biri bir tarafa dağıldı. Abdülhamit yeniden iktidarı ele aldı.

Selânik’te olayları yakından takip eden Üçüncü Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa bu durumun tek çaresinin askeri bir müdahale olduğu kararını aldı. Mustafa Kemal Makedonya’da Hareket Ordusu adını verdiği birliği, İstanbul’a yürütmek üzere hazırladı. Hareket Ordusu, Hüseyin Hüsnü Paşa’nın komutası, Mustafa Kemal’in Kurmay Başkanlığı’nda İstanbul’a hareket etti. Halkın ve muvazzaf askerlerin de katıldığı Hareket Ordusu kısa sürede düzeni sağladı. Gericiler yakalanarak, yargılanıp cezalandırıldılar. Her biri suç işledikleri yerde asıldı. Hareket Ordusu silahlı kuvvetler adına hareket ettiğinden Abdülhamit ilk başlarda bunu kabul etti.

GÖREVDEN EL ÇEKTİRİLDİ

Ancak Hareket Ordusu beklediğinin aksine eylemlere başladı. Hareket Ordusu’nun başına geçen Mahmut Şevket Paşa İstanbul’da sıkıyönetim ilân etti. Böylece, Anayasa ve demokrasi adına ordu yönetime el koydu.

Parlamento, Meclis-i Umumi-i Milli adıyla, Sait Paşa’nın başkanlığında 27 Nisan’da toplandı. Karşı ihtilâle katılmak ve bunun sonucundaki ölümlerden suçlu olmak, devlet hazinesini çalmak nedenlerine dayanan bir fetva çıkartılıp Abdülhamit’in tahttan indirilmesi ve yerine V. Mehmet Reşat’ın getirilmesi kararı alındı. Parlamentonun ve Şeyhülislâm Mehmet Ziyaeddin Efendi’nin fetvasıyla tahttan indirilen Padişah ve ailesi, Ali Fethi Bey (Okyar) gözetiminde özel bir trenle Selânik’e gönderildi. Tahtta 33 yılını (1876-1909) geçiren Abdülhamit, 1912’de Balkan Savaşları sırasında düşman eline geçmesinden korkularak İstanbul’a getirilene kadar Selânik’te Alâtini Köşkü’nde kaldı. İstanbul’a geldikten sonra 10 Şubat 1918’de ölene kadar Beylerbeyi Sarayı’nda yaşadı. Böylece Osmanlı padişahlarından en önemlilerinden birinin yaşamı gözden ırak, lekeli bir halde sona erdi.

Birinci Meşrutiyetle başlayan II. Abdülhamit dönemi siyaset ve idare tarzından dolayı, Osmanlı devleti tam bir başarısızlığa uğramıştır. Başarısızlığın asıl nedeni, Abdülhamit’in yönetim tarzı, devlet yönetimini tek bir şahsın elinde tutması, ülkede ehliyet sahibi kimselerden endişe edilerek onlardan faydalanılmaması, askeri kuvvetlerin başına getirilen şahıslarda liyakat yerine sultana sadakat ve tehlikeli olup olmamak vasfının aranması, ordu da dahil, her yerde güvensizlik, korku ve endişenin hâkimiyeti, hafiyelik ve jurnalcilik usullerinin bütün şiddetiyle uygulanması, kelimenin tam anlamıyla istibdat ve mutlakiyetin yurdun her yanında bütün kuvvetiyle hâkim bulunmasıdır.

Devlet, sahip olduğu toprakların büyük bir bölümünü bu dönemde kaybetmiş; Balkanlar’da, Akdeniz’de, Kuzey Afrika’da ve Doğu Anadolu’da kaybedilen topraklar Türkiye’nin iki katına ulaşmıştır.

Prof. Dr. Oğuz Aytepe

inciraltitarih.com