Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 27 Mayıs 2018

Üste git

Üste

Sultan Abdülhamit Gerçeği-1

Sultan Abdülhamit Gerçeği-1

II. Abdülhamit döneminde en büyük toprak kaybına uğradık. Tahta geçer geçmez Ruslarla çıkan 93 Harbi sonrası Kars, Ardahan, Artvin ve Batum’u kaybettik. Balkanlarda ise Sırbistan, Karadağ, Bosna Hersek ve Bulgaristan’ın İmparatorluktan kopuşu hızlandı. Ağır borç nedeniyle mali bağımsızlığımızı kaybettik. Baskı yönetimine karşı çıkan Jön Türkler ise hızla örgütlenerek Hürriyet’in meşalesini yaktılar

Osmanlı devletinin 34. padişahı ve 113. halifesi olan II. Abdülhamit (1842-1918), Sultan V. Murat’tan sonra devletin en bunalımlı bir döneminde 1876’da tahta geçti. Padişahlığının otuz yılı (1878-1908) istibdat devri olarak anılır. Bu sırada Bulgaristan, Bosna-Hersek ve Girit’te isyanlar çıkmış, savaş tehlikesi ufuktaki mali iflas görüntüsüyle birleşmişti.

Tahta geçmeden önce Meşrutiyet yönetimini kabul edeceğini Mithat Paşa ve arkadaşlarına vaat eden II. Abdülhamit, 1876’da Kanunu Esasi (Anayasa)’yi İstanbul Konferansı’nın açıldığı gün ilân etmiş, Mebusan ve Âyan (Senato) Meclisi’ni kurmuştu. Böylece Osmanlı devleti anayasalı bir monarşi olmuştu. Ancak açılan Meclis-i Mebusan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı bahane edilerek süresiz kapatıldı. Mithat Paşa sadrazamlıktan indirilerek sürgüne gönderildi.

AĞIR RUS YENİLGİSİ

Ruslar doğuda ve batıda başarılar elde ederek, doğuda Erzurum önlerine, batıda Edirne’ye kadar geldiler. II. Abdülhamit’in bir başkomutan atamaması, savaşı Yıldız Sarayı’ndan yönetmesi, ordular arasında işbirliğinin sağlanamaması nedeniyle, yerel bir iki başarı dışında ordu büyük bir yenilgi aldı. Durumun kötüleştiğini gören Babıâli, İngiltere’den yardım istedi. İngiltere’nin müdahalesi ile Rusların Çanakkale Boğazı’ndan geçmesine izin verilmedi. Barış görüşmeleri sonucu 1878’de Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması imzalandı. Antlaşma uyarınca Osmanlı devleti Tuna’dan Ege denizine öyle parçalanıyordu ki; Bulgaristan beyliği kuruluyordu. Sırbistan ve Karadağ tam bağımsız olacak, Bosna-Hersek ise özerklik elde edecekti. Savaş tazminatı yerine Babıâli Kars, Ardahan, Artvin, Batum ve Beyazıt dolaylarını Rusya’ya verecek, ayrıca 300 milyon ruble de tazminat ödeyecekti. Ermeni azınlığın bulunduğu Doğu illerine de özerklik verilecekti.

Bu önbarışın asıl barışa dönüşmesi, Osmanlı Devleti’nin yaşamasına hiçbir olanak bırakmayacaktı. Ortadoğu ve Akdeniz’deki çıkarlarının tehlikede olduğunu gören Batılı devletler duruma müdahale ettiler. Bulgaristan’daki Türk halkı, Bulgarlara isyan etti ve gerilla savaşına girişti. Jöntürkler’in ileri gelenlerinden Ali Suavi, İstanbul’a akın etmiş olan Rumeli göçmenlerinin yardımıyla, devleti görülmemiş toprak kayıplarına uğratan II. Abdülhamit’i tahttan indirip yerine V. Murat’ı geçirme girişiminde bulundu; ancak başarılı olamadı.

KIBRIS’A İNGİLİZLER YERLEŞTİ

Rusya’nın Ege denizine indiğini, Kars ve dolaylarını alarak İskenderun’a yaklaştığını gören İngiltere, Doğu Akdeniz’deki durumunu güçlendirmek için ideal bir üs olan Kıbrıs adasını ele geçirmek istiyordu. Osmanlı devleti de Rusya’ya karşı kendisini ancak İngiliz donanması ve Hindistan yolu politikasının koruyacağını bildiğinden iki devlet arasında gizli bir antlaşma imza edilerek Kıbrıs adasının yönetimi, Padişahın egemenlik haklarına dokunulmamak koşuluyla İngiltere’ye verildi.

Çok geçmeden 1878’de Ruslar ile imzalanan Berlin Antlaşması sonucu Osmanlı Devleti’nin elinden birçok ili çıkmış; Rumeli’ndeki topraklar güneyde ve kuzeyde paylaşılmıştı.

Savaştan yenik çıkan, Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları ile ağır hükümleri kabul emek zorunda kalan Babıâli’nin durumu, yalnız Hıristiyan uyrukluların değil, Müslüman uyrukluların karşısında da sarsılmış bulunuyordu.

BASKI REJİMİ KURDU

Saltanatının ilk iki yılının şokunu atlatan II. Abdülhamit, barış ortamında baskıcı yönetimini uygulama olanağı buldu. Sık sık değiştirdiği sadrazam ve nazırları birer kukla gibi kullanarak devletin ve İstanbul’un en önemsiz sorunlarıyla bile doğrudan ilgilenmeye başladı. 1879’da İstanbul’daki inşaat amelelerinin greve gitmeleri padişahı daha da ürküttü. Benzeri hareketleri önlemek için, hafiyelik ve jurnal örgütlerini kurdu. Güvenli görmediği Dolmabahçe Sarayı’nı terk ederek Yıldız Sarayı’na çekildi. Devlet işlerini de Babıâli’den alarak saraya nakletti. Yıldız Sarayı’nın çevresini büyük bir duvarla çevirtti. Kışlalar yaptırarak kendisini sıkı bir koruma altına aldırdı. Hassa alaylarını Türk olmayan Müslümanlardan seçti.

Abdülhamit devlet yönetimini eline aldıktan sonra, ülkede söz, yazı ve toplanma özgürlüklerini kaldırdı. Gazetelere sansür koydu. Mizah dergileri, padişahı eleştirmek yasaklandı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi “hain” yazarlarla, Racine, Rousseau, Voltaire, Hugo ve Zola gibi Avrupalı yazarların eserleri yasaklandı. Yasalar zalimce ve keyfi olarak öyle uygulandı ki; anarşi, özgürlük, anayasa, grev, suikast, Murat gibi birçok kelimenin kullanılması yasaklandı. Meşrutiyet yanlılarının yok edilmesi amacıyla, özel bir mahkeme kurulup yargılatıldı. Başta Mithat Paşa olmak üzere birçok kimse idam cezasına çarptırıldı. Padişah, Kanunu Esasi’nin kendisine tanıdığı yetkiye dayanarak bunların cezalarını sürgüne çevirdi. Mithat Paşa ve arkadaşları Yemen’de Taif Kalesi’ne sürgün edildi. Fakat bir süre sonra gizli bir emirle onu boğdurttu.

Bu olaydan sonra istibdadı daha çok arttı. Hürriyet ve meşrutiyet düşmanı oldu. Hafiyelerin verdikleri jurnallere dayanarak meşrutiyet ve hürriyet için çalışanları zindanlara attırdı, ya da ülkenin Fizan, Yemen, Irak, Suriye gibi uzak yerlerine sürgün etti. Okulları sıkı bir kontrol altına aldı. Osmanlı tarihinden başka bütün tarihlerin okutulmasını yasakladı. Ulusal ve vatani roman ve tiyatroların yayınlanmasını yasak ettirdi.

MALİYE İFLAS ETTİ

Bu kadar kötü koşullar ve tam bir istibdat altında bulunan ülkede, maliye, adliye alanlarında bazı reformlar yaptırdı. Bir Mecelle (Medeni Kanun) hazırlattı. Ülkenin birçok yerinde askeri ve sivil okullar açtırdı. Yeni bir ordu örgütü yaptırdı. Doğu Anadolu’daki Kürt ve Türkmen aşiretlerinden oluşan Hamidiye Süvari Birliği’ni kurdu. Fakat Sultan Abdülaziz döneminde güçlendirilen donanma hemen hemen çürümeye terkedilmiş, devlet top ve diğer silahlar için Alman sanayiine dayandırılmıştı.

Devletin maliyesi iflas halindeydi. Kırım Savaşı’ndan sonra Batılı devletlerden alınan borçlar ödenememiş, yüksek faizle katlanarak artmıştı. Uzun görüşme ve pazarlıklardan sonra II. Abdülhamit’in 1881’de onayladığı Muharrem Kararnamesi ile borçların ödenmesini sağlayacak uluslararası bir örgüt oluşturuldu. Devletin önemli gelirleri (tuz, tütün, damga…) borçların ödenmesine ayrıldı. Vergileri toplamak ve alacaklılara dağıtmak için de Düyunu Umumiye (Genel Borçlar) Komisyonu kuruldu.

Oysa Abdülhamit, servetini danışmanı banker Zarifi’ye teslim etmiş, borsada “hava oyunları”yla servetine servet katmıştı. Kazandığı paraları, Avrupa bankalarında altına ve tahvile yatırdı. Bunlarla yetinmeyen Abdülhamit, Hazine-i Hassa Müdürü Agop Kazasyan sayesinde büyük çiftlikler satın aldı. Çiftliklerinin sayısı 150’yi aşıyordu. Musul petrollerini, bazı madenleri ve Hereke Halı Fabrikasını özel mülkiyetine geçirdi. Bu yolsuzluklara ilave olarak, kardeşi Sultan V. Murat’ın emlakını zapt ederek idaresini Hazine-i Hassa’ya devretti. O’nun menkul eşyalarıyla mücevherlerine de el koyan Abdülhamit, alacaklılarına hiçbir şey ödemedi.

Yazı dizisinin devamı yayınlanacaktır.

Prof. Dr. Oğuz Aytepe

inciraltitarih.com