Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 18 Ekim 2017

Üste git

Üste

Sina Akşin ile Historia dergisi ve Ermeni Sorunu üzerine ropörtaj

Sina Akşin ile Historia dergisi ve Ermeni Sorunu üzerine ropörtaj

1- Türkiye’de tarih alanında çıkmakta olan dergileri gerek işlevsel olarak gerekse siyasi açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca Historia 1923 Tarih dergisini ne amaçlar doğrultusunda çıkarmaya başladınız? Derginin yazar kadrosu hangi hedeflerle bir araya geldi?

Sina Akşin: 12 Eylül darbesi tarih alanında çıkmakta olan dergiler üzerinde tabiri caizse bir cinayet işlemiş oldu. Dil ve Tarih kurumları kapatıldı, Dil Kurumu’nun yerine Dil Derneği kuruldu. Dil Derneği çıkartmış oldukları “Türk Dili” adlı dergiyle bu açığı iyi-kötü doldurmaya çalıştı. Zaten tam olarak dolduramazdı. Bunun nedeni Türkiye’de 1950 yılından beri iktidar karşı devrimcilerin elinde olduğu için Dil Derneği’nin de Atatürkçü-devrimci mevzide olması beklenemezdi.

Tarih kurumlarının kapatılmasıyla doğan boşluk “Tarih Vakfı” ile doldurulmaya çalışıldı. Fakat Tarih Vakfı’nın çıkarmakta olduğu “Toplumsal Tarih” dergisi zamanla İkinci Cumhuriyetçilerin eline geçti. İkinci Cumhuriyetçilik bildiğiniz üzere Atatürk Devrimleri düşmanlığı üzerine kurulu. Ardından gerici cenahların “Derin Tarih”  dergisini çıkarmasıyla Atatürk düşmanlığı hat safhaya ulaştı.  Toplumsal Tarih dergisi tarih yine ciddi ve nesnel bir şekilde yorumlanırken Derin Tarih dergisi tarihi polemikler şeklinde ele alarak işi daha da kötü bir noktaya sürükledi.

Mao Zedong’ın çok esaslı bir sözü vardır: “Herhangi bir mesele de, meseleyi anlamak için temel çelişkiyi yakalamak gerekir.” Türkiye’deki temel çelişki de Atatürk devrimi bir tarafta, Karşıdevrim öbür tarafta, yani temel çelişkidir. Türkiye’yi tahlil etmek için mutlaka bu çelişkiyi göz önüne almak lazım. Bu tarih ve yayıncılık alanı içinde geçerli.  Atatürkçü-devrimci çizgide olan bu boşluğu görünce  “Tarih Topluluğu” adı altında bir platform kurduk. Bir takım etkinlikler yaptıktan sonra da bir Historia Dergisi’ni çıkarma kararı aldık. Historia Dergisi, dosya usulü çıkmakta ve her sayısında farklı bir konuyu işlemekteyiz. Dosya şeklinde çıkması tarihi yorumlama anlamından konuların daha sağlıklı bir şekilde ele alınmasını sağlıyor.

2-  100 yıldır Ermenistan ve Avrupa Ülkeleri tarafından sürdürülmekte olan Ermeni Soykırımı iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sina Akşin: Fransız İhtilali’nden sonra Sırpların, Bulgarlar vs. isyan edip bağımsızlıklarını kazanmasından sonra Ermeniler de bir devlet kurmanın hayaline girdiler.  Ama bu hayali gerçekleştirmek için çok geç kalmışlardı çünkü 1908 devriminden sonra Osmanlı devleti köklü değişikliklere girişmişti. Gerileme dönemindeki yanlış uygulamalarını yapmayıp, çağa ayak uydurmaya başladılar.

Ermenilerin bir diğer şanssızlığı hiçbir kentte çoğunluk değillerdi, tüm Ermeniler Güneydoğu Anadolu’nun farklı kentlerinde dağınık bir şeklide yaşamaktaydı. Dağınık yaşamalarının en önemli sebebi de; Ermeniler birçok meslek alanında çok iyi işler çıkarttıkları için bu meziyetlerini ülkenin farklı bölgelerinde de sürdürmüşlerdir.

Ermeniler bir de asimile olmuş bir millet. Ana dilleri Türkçe idi. Kendi aralarında, aile ortamlarında vs. Türkçe konuşuyorlardı. Sadece kilise de ibadet ederken Ermenice dualar ediyorlardı. Rumlarda keza Ermeniler gibi Türkler arasında asimile olmuşlardı. Örnek olarak ilk Türkçe Seyahat-Macera romanını Evangelinos Misailidis adlı bir Rum yazmıştır.

Ermenileri esas kışkırtan Amerikan Misyoner Okulları idi. “Sizler Hristiyan dinine mensupsunuz, bu barbar Türklerin hâkimiyetinden kurtulun” tarzı söylemlerle Ermenileri dolduruşa getirmişlerdir. Tabi Tehcir Kanunu’na gelirsek Tehcir askeri bir önlemdi ve gerekliydi. Bunu bu kadar gündemde tutan ve sürekli yeni haberlerle kışkırtan ise Batılılar. Çünkü amaçları Türkiye’yi psikolojik savaş argümanları ile parçalamak. Onları nezdinde “Anadolu ve Rumeli Hristiyan topraklarıdır. Türklerde Orta Asya’dan gelen hödüklerdir ve Anadolu’dan ve Rumeli’den atılmaları lazım.” Bir diğer durumsa Batılı devletlerin aşılı ırkçı politikalarıydı, Avrupa’daki tüm devletler etnik milliyet üzerinden örgütlenmişlerdi. Örnek olarak, İngiltere – İngilizlerin yaşadığı bir devlet. Fransa – Fransızların yaşadığı bir devlet. Ama Osmanlı Devleti Büyük İskender’in “Birlikte Yaşamak” ilkesiyle örgütlenmişti ve tüm milletleri kucaklamaktaydı. Doğal olarak Batılı devletler açısından tehdit oluşturuyordu.

3-Ermeni Tehciri fikrini destekleyen Almanya daha sonraki süreçte Talat Paşa suikastı davasını bir oldu bitti ile sonlandırıp katili serbest bırakmıştır.   Burada oluşan ikili durumun sebebi neydi?

Sina Akşin: Talat Paşa suikastı davası Almanya açısından bir yüz karası. Çünkü güpegündüz sokakta cinayet işleniyor, katil belli, katil daha sonrasında itiraf da ediyor. Ama Almanya katili serbest bırakıyor. Halbuki Talat Paşa, Osmanlı-Alman ittifakını oluşmasını sağlayan, müttefik ülkenin 1 numaralı siyasetçisi.  Bunun altında iki neden yatmakta; ilki Avrupa ve Almanya’da da bulunan Türk karşıtlığı, ırkçılık. İkincisi ise; Almanya’nın da Ermeniler üzerinde bir takım planları olması ve bu sebeplerden ötürü Talat Paşa’nın katilini tutuklayıp Ermenileri karşısına almama isteği.

4- Abdülhamit’in kurdurduğu Hamidiye Alaylarının kurulmasının amacı neydi? İddia edildiği gibi işin ucunun kaçırılıp Ermeni halkına bir katliamda bulunulduğu doğru mudur?

Sina Akşin: Hamidiye Alayları Ermeni isyanlarına karşı alınan bir önlemdi. İşin amacı bir “merkezileştirme” gayreti. Çünkü Osmanlı Devleti göçebe şeklinde yaşayan toplulukları, aşiretleri hep bir yerleşik düzene geçirme çabası içindeydi. Bunun teknik tabiri de; “Oturtmaktır.” Örnek vermek gerekirse Osmanlı Devleti, 1864 yılında Fırkayı İslahiye adı altında bir ordu gönderiyor, Adana – Çukurova bölgesine. Amaç ise; göçebe şeklinde yaşamakta olan Avşarları oturtmak. Hareket Ordusunda bulunan Cevdet Paşa anılarında “Bu Avşarların 3. Oturtuluşu” şeklinde nitelendiriyor.

Bir köylü devleti olduğu için Osmanlı Devleti, göçebelikle sürekli mücadele etmiştir. Çünkü göçebe adamın; adresi belli değildir, askerlik yapar mı yapmaz mı orada netlik yoktur. Ayrıca vergi vermeyi, askerlik yapmayı vs. sevmezlerdi.  Ermenilere de bu tür merkezileştirme hareketi yapıldı.

Osmanlı Devleti’nin, oturtamadığı tek bölge Tunceli(Dersim) bölgesi idi. Onu da Cumhuriyet oturttu bildiğiniz üzere.  Bir de kalkıp bu harekata dil uzatanlar var: İşte Kemal Kılıçdaroğlu “Ben Dersimli Kemalim” tarzı açıklamalarda bulundu, çok yanlış buluyorum bu tarz açıklamaları. Çünkü  Tunceli demek okul demek, Tunceli demek hastane demek, yol demek; özet olarak uygarlık demek. Ayrıca göçebelik geri bir düzen.

5- Türkiye Cumhuriyeti’nin Ermeni Meselesi’ne karşı aldığı tutum nasıldı? Türk ile Ermeni dostluğu adına işlenen politikalar nelerdir?

Sina Akşin: Türkiye Cumhuriyeti çok parlak bir zaferle 1920 yılında kuruldu. Mustafa Kemal Türkiyesi’nin en önemli özelliği bağımsız olmasıydı. Ekonomik anlamda gümrük duvarlarını dikmişti. Şu anda bağımsız değil ki Türkiye, gırtlağına kadar borç içinde. Bir ülkenin milyarlarca lira dış borcu varsa o ülke bağımsız değildir.  Mustafa Kemal döneminde Türkiye bağımsız olduğu için Ermeni Meselesi diye bir sorun yoktu, Kürt Meselesi bir sorun yoktu, Kıbrıs meselesi diye bir sorun yoktu. Esas Ermeni, Kürt, Kıbrıs meselesi değil Türkiye Meselesi vardır, Türkiye’nin bağımsızlığı meselesi vardır. Türkiye bağımsız olmayınca psikolojik savaş ile etnik meseleler yaratılıyor. Ermeni meselesi, Kürt meselesi ve Kıbrıs Meselesi de bu psikolojik savaşın unsurlarıdır. İstediğiniz kadar arşivleri açma çabalarına girişin bu çabalar beyhude çünkü emperyalist devletler bu meseleleri Türkiye’yi hizaya sokma amacında bir “sopa” görevinde kullanıyor.

6-Türkiye, Ermeni Soykırımı iddialarını çürütmek için neler yapmalı? Ne tür politikalar izlemeli? Bu bağlamda Doğu Perinçek’in AİHM’de kazandığı davayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sina Akşin: Türkiye’nin Ermeni Soykırımı yalanlarını çürütmek için öncelikle bağımsız bir devlet düzeni içerisinde olması gerekiyor. Bağımsızlık şartı gerçekleşmedikten sonra işlenen çabalar ve politikalar beyhude. Diğer sorunda belirttiğim gibi mesele Ermeni, Kürt, Kıbrıs meselesi değil, Türkiye meselesi. Türkiye’nin bağımsızlığı meselesini çözmeden Ermeni, Kürt ve Kıbrıs meselesini çözmeniz imkânsız. Bugün Sevr Antlaşması uygulanmaya başlandı, Ortadoğu’da Sözde Kürdistan’ı kurmaya başladılar. İleri zamanda Kürdistan planı gerçekleşirse Doğu Anadolu’yu da Ermenilere vermeye çalışacaklar.

Doğu Perinçek’in AİHM’de kazandığı dava çok müthiş, iç rahatlatıcı bir karar ama Türkiye bağımsız olmadıkça bu sorunlar bitmeyecek. Ermeni Meselesi değil bu sefer de Kürt Meselesi’nden Türkiye’nin üzerinde psikolojik savaşlar yürütülecek.

7- Yeni hazırlanan tarih müfredatında Meşrutiyet ve Hürriyet devrimlerini darbe olarak nitelendirilmekte, sizce meşrutiyet ve hürriyet devrimlerinin darbe olarak nitelendirilmesinin altında yatan nedenler nelerdir? 

Sina Akşin: Darbe kavramı üzerinde de durmak lazım yani darbe iktidara geliş şeklidir. Darbeyi asker de yapabilir, halk da yapabilir. Aniden 3 milyon kişi, mecliste toplanır ve  hükümeti devirir; bu da bir darbedir. Bunun iyi veya kötü olduğunu anlamak için çıkan sonuca bakmak gerekir. Yani gerçekten iyi insanlar iktidara geliyorsa ne kadar güzel ama gericiler iktidara geliyorsa ne kadar kötü. Örnek olarak çok partili sistem… Çok partili sistemden demokrasi de çıkabilir, faşizm de çıkar, şeriat da çıkabilir. Çünkü çok partili sistem bir mekanizmadır. Bunun demokrasi ile ilgisi eğer yapılan seçimlerde seçilenler demokratsa bu demokrasiye hizmettir. Yok, eğer Hitler gibi bir adam seçiliyorsa bunun demokrasiyle ilgisi yok çünkü seçilenler karşı devrimcidir, demokrasi düşmanıdır.

8- Son dönemde dizilerde ve siyasette Abdülhamit figürünün ön plana çıkarıldığını görmekteyiz. Payitaht Abdülhamit dizisi olsun, Tayyip Erdoğan’ın Abdülhamit söylemleri olsun. Bu gibi çabaların amacı nedir?

Sina Akşin: Türkiye’de herkesin hayran duyduğu padişahlar bulunmakta, işte Fatih, Yavuz Sultan Selim, Kanuni. Fakat daha modern bir figüre ve kahramana ihtiyaç var.  O yüzden Abdülhamit’e sarılıyorlar. Vahdettin’e sarılamazlar çünkü o vatan haini, Sultan Reşat kişiliksiz bir adam, ağırlığını koyamamış siyasette o yüzden ona da sarılamıyorlar. Ama Abdülhamit 33 yıl tahta kalmış, bir takım başarılar da elde edilmiş, eğitim alanında bazı yenilikler getirilmiş, o dönemde herkesin saati olmadığı için kent meydanlarına saat kuleleri yapılmış.

Osmanlı’nın bu çürümüş düzeni ancak bir devrimle düzelebilirdi onun için 1908’de devrim yapılıyor. Tabi bu Avrupa’da büyük bir telaş uyandırdı çünkü tam Osmanlı’yı parçalamaya hazırlanmışken bir devrim oluyor ve o devrimin öncüleri Osmanlı’yı, hasta adamı ayağa kaldıracağım iradesi ile ortaya çıkıyor. 31 Mart isyanı, Trablusgarp savaşı, Balkan Savaşı ve hatta 1. Dünya Savaşı da Osmanlı’yı parçalamak adına yapıldı.

9) Son olarak bizlere söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Sina Akşin: Hepinize çok teşekkür ediyorum. İnciraltı Tarih Cemiyeti ve TGB’ye başarılar diliyorum.

İnciraltı Tarih Cemiyeti: Böyle güzel bir sohbeti bize yaşattığınız için asıl biz teşekkür ederiz hocam.