Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 11 Aralık 2018

Üste git

Üste

Sabiha Gökçen ve tam bağımsızlık hedefi

Sabiha Gökçen ve tam bağımsızlık hedefi

Sanırız Hürriyet gazetesinde 2004 yılında, ‘Yıllardır saklanmış acı gerçek’ edasıyla, Sabiha Gökçen’in ‘Ermeni kökenli olduğu’ şeklinde bir haber yayınlanmış; bu haberden sonra da bir hayli spekülâsyon yapılmıştı.

Ne demişler, ‘Çamur at izi kalsın!’

Niye böyle yapıyorlar? Çünkü bu coğrafyadaki emperyalist emellerin önündeki en büyük engel Türklük de ondan! Bütün amaçları Türk kimliğini tahrip etmek! Türk Milletinde aşağılık duygusu yaratmak! Sabiha Gökçen ilk Türk kadın pilotu ya! Türklük düşmanları bunu bir türlü sindiremiyorlar. Kaldı ki, Sabiha Gökçen, ailesinin Boşnak kökenli olduğunu söylemiş. Türkiye’de yüz binlerce Boşnak kökenli vatandaşımız var. ‘Sahte Kürt sevenlerin’ Anadilde eğitim taleplerine ilk önce Boşnak kardeşlerimizin karşı çıktıklarını da hatırlatalım!

DUALARLA ANLADIM

Nazmi Kal’la mülâkatında rahmetli Gökçen, ailesi ile ilgili olarak şunları söylüyor:

“Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılar Bursa’yı işgal ettiği zaman ilkokuldaydım. Okullar kapandı. Babamı kaybetmiştim. Annem hayattaydı. Bir de abim vardı. Abim çok vatansever birisiydi. Babamı defnettiği gün, Millî Mücadeleye katılmak için, oduncu kıyafetine girerek, Kuvay-ı Milliye’ye katıldı. Yunanlılar evimize gelerek, abimi aradılar. O zamanlar çok sıkıntılar çektik. O günlerde evlerde toplantılar yapılıyordu.

Hep Gazi Paşa’dan bahsediliyor. Dualar yapılıyor. Hep ‘Gazi Paşa bizi kurtaracak’ diyorlar. Ben Atatürk’ü görmeden bu dualarla tanıdım. Gazi Paşa nihayet 1924 yılında Bursa’ya geldi. Lâtife Hanım’la beraberdi. Ne büyük bayram oldu. O gelişinde ne kadar istedimse de Atatürk’e yaklaşamadım. 1925 yılında tekrar Bursa’ya geldi.”

Atatürk Bursa’da, Sabiha Gökçen’lerin yazlık evlerinin yanındaki bir köşke yerleşir. Bir gün bakar ki, Atatürk bahçede dolaşıyor. Hemen koşarak yanına gitmek ister. Fakat askerler önünü keserler. Atatürk küçük Sabiha’yı görür, “Bırakın çocuk gelsin” der.

Atatürk Sabiha’yı bir sandalyeye oturtur ve onunla konuşmaya başlar. Sabiha Gökçen Atatürk’ün ilgisi üzerine rahatlar ve Atatürk’e “Ben yatılı okula gitmek istiyorum” der. Atatürk, bir an durur ve düşünür ve sonra şunları söyler: “Ben seni kızım olarak alırsam, seni okuturum. Bir evde oturacağız gelir misin?”

Sabiha Gökçen, “Abim müsaade ederse gelirim” der.

Atatürk, “Hadi sen git, abini bana gönder” der.

Sabiha Gökçen, abisinin müsaadesi ile Atatürk’ün manevî kızı olur.

HAVACILIĞA İLGİ

Sabiha Gökçen havacılığa nasıl merak saldığı konusunda da şunları anlatıyor:

“3 Mayıs 1935 sabahı Atatürk çok erken kalktı, ‘Haydi bakalım Gökçen gidiyoruz. Bugün bizim için bir bayram günüdür. Hem de ileride çok gururlanacağımız bir kuruluşun açılışını yapacağımız bir bayram günü. Türkkuşu’nu açıyoruz. Orada binlerce havacı genç yetiştireceğiz. Zehra’yı (diğer manevî kızlarından biri) al birlikte gelin’ dedi. Türkkuşu’nda ilk açılan okul planör okuluydu. Rusya’dan iki öğretmen getirilmişti. Alanda büyük bir kalabalık vardı. Atatürk konuşmasını yapmak üzere kürsüye geldiği zaman alan alkıştan inliyordu.”

Gökçen’in belirttiğine göre, Atatürk, kısa fakat anlamlı şu konuşmayı yapar:

“Yaşadığımız bu çağda artık insanlar yalnız karada ve denizde kalmadılar. Hava varlığının içine de daldılar. Hayat için havayı yalnız solumanın yeterli olmadığı anlaşıldı. Bütün milletlerin büyük gayretle üzerinde çalıştıkları bu sahada, Türk Milleti de şüphesiz yerini almalı idi. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, kara ordumuzun yanında, donanmamızı da kurarken, hava filolarımızı da en son hava vasıtaları ile düzenlemekten geri kalmadı. İşte bugün burada bizi toplayan sebep, o kutsal işe başlama ayinidir. Türk çocuğu! Her işte olduğu gibi, havacılıkta da, en yüksek seviyede gökte seni bekleyen yerini az zamanda dolduracaksın. Bundan hakikî dostların sevinecek, Türk Milleti mesut olacaktır.”

RUSYA’YA EĞİTİME GİTTİ

Gökçen şöyle devam eder: “Konuşmadan sonra, Rus öğretmenler planörle uçuş gösterileri ve paraşüt atlayışları yaptılar. Havacılığı sevmeğe başlamıştım. Gözümü ayırmıyordum. Benim bu ilgimi gören Atatürk, kulağıma eğilerek, ‘Gökçen, görüyorum, çok heyecanlandın bu gösteriden. Nasıl; sen de böyle havalarda süzülebilir, paraşütle atlayabilir misin?’ dedi. Başımı salladım. Cesaretimi çok beğendi. Sonra yanında duran Türk Hava Kurumu Genel Başkanı Fuat Bulca’ya döndü: ‘Fuat Bey, Gökçen de paraşütle atlamak istiyor, demir tavında dövülür, madem ki, istiyor, hemen başlasın bu işe’ dedi. Fuat Bulca, ‘Emredersiniz Paşam’ diyerek uzmanları çağırttı. Uzmanlar, bunun hemen olamayacağını, bir eğitim verilmesi gerektiğini belirttiler.”

Atatürk’ün önerisi ve teşviki sayesinde, Sabiha Gökçen, ilk kadın pilotumuz olmuştur. Birçok Avrupa ülkesi uçak yapamazken Türkiye uçak yapmakla kalmamış; ilk kadın pilota sahip olmanın gururunu da yaşamıştır.

HATAY DAVASINA KATKISI

Sabiha Gökçen’in Hatay Meselesi ile ilgili bir hatırası da çok önemli. Birçok kitapta, farklı bir şekilde anlatılan bu hadiseyi Sabiha Gökçen’den özetleyelim:

“O tarihlerde, 1938’de, Hatay’ın ilhakı isteniyordu. Bir akşam sofrada otururken Dahiliye Vekili Şükrü Kaya geldi. Atatürk: ‘Nerde kaldın?’ diye sordu. Şükrü Kaya: ‘Karpiç’te idim (Ankara’da ünlü bir lokanta)’ dedi. Atatürk: ‘Kimler var orada’ diye tekrar sordu. Şükrü Kaya: ‘Fransız Sefiri Ponso vardı’ dedi.”

Atatürk, sefirin ismini duyunca Sabiha Gökçen’e dönerek, “Çık yukarıya üniformanı giy, madalyanı tak, tabancanı da al gel” der. Gökçen Atatürk’ün emrini yerine getirir. Atatürk Gökçen’i masada yanına oturtur ve sessizce kulağına şunları söyler:

“Şimdi Karpiç’e gideceğiz. Orda Fransız Sefiri var. Bir arkadaş ayağa kalkacak Hatay meselesi konusunda yumuşak bir konuşma yapaca. O konuşmasını yaptıktan sonra sen ortaya çıkacaksın ve konuşacaksın.

Hatay meselesi konusunda yumuşak bir konuşma yapacak. O konuşmasını yaptıktan sonra sen ortaya çıkacaksın ve konuşacaksın. ‘Biz gençler biraz önce konuşan kişi gibi düşünmüyoruz. Bu meselenin derhâl hâlledilmesini istiyoruz. Hâlledilmezse bu uğurda biz her şeyi göze almaya hazırız’ diyeceksin ve havaya birkaç el ateş edeceksin. Polisler gelir, seni yakalar, hapse atarlar. Bana hiç güvenme. Ancak polisteki ifadenizde ‘millî hislerim galeyana geldiği için yaptım dersin’ der.”

O sırada kapı açılır ve hemşiresi Makbule Atadan, sonra da Kâzım İnanç Paşa’nın karısı Semiha Hanım gelirler. Atatürk, onlara da aynı teklifi yapar. Onlar da kabul ederler.

Gökçen ve diğerleri Karpiç’e önden giderler. Sonra da Atatürk gelir. Atatürk Sabiha Gökçen’e kimin konuşacağını söylememiştir. Meğer o ılımlı konuşmayı yapacak kişi General İsmail Habib Sevüktekin imiş! General çıkar Hatay hakkında yumuşak, politik bir konuşma yapar. Hemen ardından Sabiha Gökçen ortaya çıkar ve şunları söyler: “Paşam siz çok yumuşak konuştunuz. Biz gençler, sizin gibi düşünmüyoruz. Bu meselenin her ne şekilde olursa olsun, derhâl hâlledilmesini istiyoruz. Bu uğurda canımızı bile verebiliriz” der ve tabancasını çekip, havaya bir şarjör boşaltır. Arkasından Makbule Hanım ve Semiha Hanımlar da aynı şeyi yaparlar! Ortalık karışır. Polisler içeri girerler. Polis Sabiha Gökçen’in yanına gelince bir an duraklar. Tabiî, onu tanımaktadır. Atatürk de orada! Polis ne yapacağını şaşırır.

Atatürk: “Ne duruyorsunuz, burada bir olay olmuş gereğini yapsanıza?” deyince, polisler tabancalarını ellerinden alarak, Gökçen’le diğerlerini götürürler. Adliye’ye gidilir, ifadeleri alınır. Gökçen hâkime, Atatürk’ün öğrettiği gibi, “Millî hislerim galeyana geldiği için kendimi tutamadım, böyle davrandım” der. Diğerleri de aynı savunmayı yaparlar. O geceyi adliyede geçirirler!

TÜRKİYE’NİN KARARLILIĞI

Atatürk’ün kendi düzenlediği bu senaryo, olayları izleyen Fransa Büyükelçisi üzerinde oldukça etkili olur. Başka bir kaynakta, Atatürk’ün, bu olay üzerine şaşkına dönen Fransa Büyükelçisine dönerek, “Türk gençliğinin kararlılığını görüyorsunuz” şeklinde sözler söylediğini okumuştuk. Atatürk’ün bu kararlılığı karşısında Fransa, Hatay’a Türk askerinin girmesine izin vermek zorunda kalır. Bağımsız Hatay devleti kurulur ve bir yıl sonra da o devlet, ne yazık ki, Atatürk’ün ölümünden sadece bir yıl sonra Anavatan Türkiye’ye iltihak kararı alır.

Şuna inanınız ki, o kutlu insan eğer 10 yıl daha yaşamış olsaydı, Türkiye’nin ve coğrafyamızın kaderi değişirdi. Fakat bu yine mümkün. Yeter ki, Atatürk’ü anlayabilelim; yeter ki, onu yeniden kılavuz edinelim. İnanınız tam bağımsız Türkiye bir hayal değil.

İsmail Şefik AYDIN