Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 29 Mayıs 2017

Üste git

Üste

Yorum Yok

Payitaht’ta İttihatçı Avı Başladı

Payitaht’ta İttihatçı Avı Başladı

Yazıya, evvela Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anarak başlamak istiyorum. Zira beni Twitter’dan engelleyen Vakıf Üyesi Sayın Orhan Osmanoğlu, şuan şehzade olsaydı neler olurdu az çok tahmin edebiliyorum.

Orhan Bey de benim gibi sıkı bir Payitaht Abdülhamit takipçisi, hatta o da benim gibi danışma rolü üstlenmiş. Tek bir farkla; bana danışmıyorlar. Gerçi diğer bir Vakıf Üyesi Abdülhamid Osmanoğlu’na da danışmıyorlar ki o da Twitter’dan isyan etmiş. Kendi öz evlatlarının bile Abdülhamit’e düşman edilmiş olmasından ve yeterli özenin gösterilmiyor olmasından şikayetçi Torun Abdülhamid Bey. Üzülmeyin Abdülhamid Bey! Propaganda dizisi bu; tarih sadece “ilham kaynağı” gerisi La Fontaine’den Masallar… Dizinin, dedeniz ile de Emanuel Karasu ile de alakası yok!

Dizi bir kere, Jöntürklere karşı savaş açmış vaziyette! Evvela Prens Sabahattin hiç olmadığı birisiymiş gibi önümüze sunuldu, şimdi de İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önde gelen isimlerinden Emanuel Karasu eğilip bükülüyor! Bir önceki yazımızda bunu yapacaklarını belirtmiştik, yanılmadık.

Abdülhamit’e tahttan indirildiğini bildiren heyette yer almasından ötürü Vakıf Üyeleri hala sinirli anlaşılan! Hele bir de Yahudi olmasıyla, gazete manşetleri ve propaganda projelerinin ana fikirleri hazır: “Siyonistler, Filistin’i isteyen Herzl’i huzurundan kovan Abdülhamit’i tahttan indirdi!” Fakat o iş, öyle değil işte! Bu konuyu iki başlık ve birkaç alt başlık halinde incelemekte fayda var.

İkinci Bölüm

“Meşveret gazetesi okuyorlar” gibi baştan savma ve saçma sapan bir ilk adım ve propaganda propagandadır elini özellikle göğüs hizasında yeleğine sokup İttihatçı pozları kesen Hiram’ın attığı parayla beraber Sabetaycı ve vatan haini gibi gösterilen Damat Mahmud Celaleddin Paşa ve Prens Sebahattin sonrası; şimdi de Emanuel Karasu, akıllara durgunluk verecek şekilde Siyonist olarak tanıtıldı.

Bir grup haham işi gücü bırakıp devlet kurmakla uğraşıyor ve I. Siyonist Kongre’de konuşma yapacak kişiyi belirlemek üzere toplanıyor. Theodor Herzl, kongrede konuşma yapmak ve Siyonistlere lider olmak için çok hevesli, mekanın abisi yaşlı bir haham amca da onu öneriyor. İtiraz eden çıkmıyor. Sonra bu yaşlı haham, “Başka aday gösterecek var mı?” diye sorunca, arkadan birisi kendini belli ediyor.

Normalde Emanuel Karasu’dan çok Theodor Herzl’a benzeyen bir adamın canlandırdığı bu koca yürekli adam kim acaba, diye düşünürken. Birisi adamın Karasu olduğunu izleyiciye usulca belirtiyor. Tabii biraz tarih bilgisi olan birisi “Hayda!” diye tepki veriyor ve başlıyor bilmeyenleri bilinçlendirmeye!

SİYONİZME KARŞI ÇIKAN VATANPERVER BİR YAHUDİ

“Siyonizm’i Bilmiyorum”

İttihat ve Terakki’nin iktidarda bulunduğu yaklaşık beş yıllık sürede Emanuel Karasu’nun, Bené İsrael isimli Musevi cemaatinde faaliyet gösterdiği ve bu derneği finanse ettiği bilinmektedir. Hatta Siyonist eğilimli L’Aurore gazetesinden dernek için hizmet satın aldığı belirtilmiştir.

Esther Benbassa’ya göre Karasu, Yahudi Millî Konseyi için yazdırılan bir bültene 14.000 Türk lirası katkıda bulunmayı teklif etmiştir. Fakat Osmanlı’nın Yahudi mebuslarından olan Emanuel Karasu, 16 Mayıs 1911 tarihli Meclisi Mebusan Zabıt Ceridesi (MMZC) göre “Siyonizm’i bilmiyorum” demiş ve sarf ettiği bu söz üzerine eleştirilmişti.

Ekonomi Bunalmışsa, Locanın Kapısını Aç Hava Alsın!

Cavit Bey tarafından Masonluk ve Siyonistlikle itham edilmiş ve tıpkı bugün olduğu gibi muhalefetin hedef tahtası haline gelmişti. Karasu’nun 1911’de Meclis-i Mebusan’da Anti-Siyonist olduğunu belirttiği bu görüşme kısaca şu şekildedir: Maliye Nazırı Cavit Bey’in yönettiği hükümet bütçesi açık verince Cavit Bey, borç almaktan başka bir çözüm bulamamış ve Almanya’dan kredi sağlamıştı. MMZC’ye göre muhalefetten Gümülcineli İsmail Bey ise bu anlaşmanın Siyonizm ile ilgisi bulunduğunu iddia etmiştir.

MMZC’den edinilen bilgilere göre Gümülcineli İsmail Bey, adını açıklamadığı bir Siyonist cemiyetin, Meşrutiyet’ten evvel Kudüs, Şam ve Hayfa civarında büyük paralarla arazi alarak Avrupa’dan gelen Musevileri buraya yerleştirmeyi planladığından bahsetmişti. İsmail Hakkı Bey, bu Siyonist cemiyetin, amaçlarını gerçekleştirmek için Cavit Bey’den randevu talep ettiğini, lakin Cavit Bey’in görüşmek istemediğini dillendirmişti. Ne var ki Politik Siyonizmin kurucusu olduğu öne sürülen Theodor Herzl’in ifade ettiğine göre Abdülhamit tarafından bir baba gibi karşılanmıştı. Buna az sonra değineceğiz.

İsmail Hakkı Bey, istediklerini elde edemeyen bu Siyonist cemiyetin, amaçlarını gerçekleştirmek için bu kez de Osmanlı hükümetini borçlandırarak emellerine ulaşmak istediğini dile getirmişti. Aynı MMZC’den Karasu’nun, İsmail Hakkı Bey gibi düşünmediği anlaşılmaktadır. Karasu, burada, Yahudilerin Filistin’e yerleştirilmesini istemediğini açıkça ifade etmişti.

Anti-Siyonist Emanuel Karasu

Emanuel Karasu’nun kürsüye çıkarak kendisini savunmasına sebep olan bu Siyonizm tartışmaları da, aslında Almanya’dan alınacak borç konusu yüzünden tekrar gündeme gelmişti.

Orhan Koloğlu’na göre Almanlardan borç para almada Siyonizm’in parmağının olduğunu düşünmek manasına gelen bu iddia, Siyonizm’in Almanların güdümünde olduğu yolundaki İngiliz tezine katılmak demektir. Bu vesileyle Karasu’nun kürsüye çıkıp Siyonizm’e karşı olduğunu açıkladığını belirtmiştir. Hatta Siyonist olduğu iddia edilen Emanuel Karasu, Siyonist aleyhtarı tedbirlere bile taraftardır.

Her Yahudi, Siyonist Midir?

Karasu’nun Anti-Siyonist olduğunu destekleyen bazı tarihçiler, Osmanlı Devleti’nde Karasu’nun da mensubu olduğu Yahudi toplumunu, Yahudi yerleşimi ve yaşamı açısından incelemişlerdir. Bu tarihçilerden biri olan İlber Ortaylı’ya göre Osmanlı Yahudileri, Batı’nın yayılmacı eğilim ve eylemlerle Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasını paylaşma düşüncesine katılmamışlardır. İlber Ortaylı, 1912’deki Edirne işgali sırasında, Hahambaşı Haim Becerano’nun, “Şehri, Bulgar işgalcilerden uzak tuttuğunu” ifade etmiştir. Bu da demek oluyor ki; her Yahudi ya da her Haham, Osmanlı İmparatorluğu aleyhinde çalışan bir ajan ya da Siyonist değil!

ABDÜLHAMİT – HERZL – SİYONİZM İLİŞKİLERİ

Neo-Osmanlı Efsaneciliği

Hepimiz hayatımızın herhangi bir anında “Abdülhamit’in, Siyonizmin kurucusunu saraydan kovuş efsanesini” duymuşuzdur. Yanına garnitür olarak da “onun zamanında hiç toprak kaybetmediğimiz efsanesi” eklenerek, Neo-Osmanlıcılar tarafından nefis bir propaganda aracı olarak kapımıza kadar servis edildi. Fakat tuzu biraz eksik, hamuru da tam pişmemiş…

Abdulhamit, Herzl’a Mecidiye Nişanı Vermişti!

Abdülhamit ve yakın çevresi ile Yahudilerin Filistin’e yerleşmesi için çabalayan Herzl arasında 1896’dan itibaren yaklaşık altı sene boyunca yoğun temaslar yaşanmış; Herzl sürekli Saray ile bağlantı halinde olmuş, 17 Mayıs 1901 ise Abdülhamit ile görüşmüş ve bu görüşmede Herzl’e bir Mecidiye nişanı verilmiştir.

Abdülhamit’e sürekli olarak raporlar ve teklifler göndermiş, hatta hepimizin Efsane’den yarım yamalak da olsa bildiği gibi Türkiye’nin o dönemdeki dış borçlarının -tamamının değil fakat- bir kısmının Yahudiler tarafından ödenmesi ve Abdülhamit’in muhaliflerinin ortadan kaldırılması da teklif edilmiş ama bir sonuç çıkmamıştır.

Siyonist Herzl: Yine görüşelim!

Görüşmeden sonra Daily Mail gazetesine konuşan Herzl, görüşmeden duyduğu memnuniyeti vurgulamış ve Yahudilerin, Abdülhamit’ten daha iyi bir dostu ve seveni olmadığını söylemiştir. Hatta o kadar seviyor ki belirli bir alanda toplu şekilde olmamak kaydıyla Yahudilerin, Osmanlı İmparatorluğu’na gelmesine izin vermiş fakat Filistin’e yerleşim konusunda bir adım atmamıştır. Herzl’ın asıl isteği Yahudileri Filistin’e yerleştirmekti. İşte Osmanlı’nın borçlarının bir kısmını ödeme teklifinin şartı buydu. “Vatan” kelimesini bile sansürlemiş olan Abdülhamit, Herzl’ı Saray’dan kovmanın aksine Filistin yerine yine dağınık bir şekilde Mezopotamya’ya yerleşmelerini teklif etmiş fakat Herzl bundan memnun kalmamıştır. Zira Herzl ilave yerleşim yeri olarak Filistin, Hayfa ve çevrelerini de istemekteydi.

Abdülhamit Siyonist Herzl’ı Baba Gibi Karşılamış!

Herzl, daha sonraları Abdülhamit’e gönderdiği bir mektupta “Majesteleri, memleketinde yaşayan Yahudiler’e gösterdiği âlicenaplığı mazlum ve mağdur durumda bulunan diğer Yahudilere de göstermekte, onları bir peder gibi himaye altına almakta ama toplu olarak bir yerde yaşamaları yerine, değişik bölgelerde bulunmalarına izin vermektedirler.” diye yazmıştır.

Herzl’ın İstediği Toprak Değil, Devletti

Prof. Dr. Vahdettin Engin’in ortaya çıkardığı belgelerde, bu görüşmenin ve diğer temasların ayrıntıları açıkça görülüyor ki: Herzl, Yahudiler için “toprak” istemiyor, toprak satın almak gibi bir talepte de bulunmuyor. Aksine, Filistin’de “özerk” bir Yahudi devletine izin verilmesini istiyor. Abdülhamit ise Yahudilerin Filistin yerine Mezopotamya’ya yerleşmelerini ama tek bir yerde değil, değişik bölgelerde yaşamalarına sıcak bakabileceğini söylüyor.

Eğer Herzl’ın gözü “vaadedilmiş topraklarda” olmasaydı, belki de geçtiğimiz günlerde Şanlı Türk Bayrağımızın yanına Kukla Kürdistan bayrağı değil Siyonist İsrail bayrağı asılacaktı.

SONUÇ OLARAK

Taktığı kravattan yemek yediği sofraya kadar propaganda malzemesiyle dolu bir proje, tarihe ışık tutmaz. Aksine, her ne kadar başında “ilham alınarak” dense de tarihi, belli ideolojiler doğrultusunda ve kar amacıyla; yalanla, eksikle, köşeden dönülmüş bir şekilde, intikam hırsıyla yeniden yazar. Payitaht Abdülhamit de tam olarak böyle bir proje işte! Bakalım yukarıda bahsettiğimiz görüşmeden bahsedecek mi? Efsane’den elbette bahsedecektir!

Mehter Takımının olmadığı dönemde Mehter Takımı yaratmışlar sonuçta! Hem de mis gibi Hamidiye Marşı çalıp duruyorlar. E o halde biz de Meclis-i Mebusan Marşı’yla karşılık verelim:

“Osmanlılar bugün oldu muzaffer,
Fethetti yeniden vatanı asker,
Açtı mebuslara yolu süngüler,
Yaşasın Niyazi, yaşasın Enver!”

Arif BALTÜRK
İnciraltı Tarih Cemiyeti Üyesi
TLB İstanbul İl Sekreteri

KAYNAKÇA:
1. http://www.salom.com.tr/haber-99121-emanuel_karasu2.html
2. Emanuela Locci, “İtalya ve Türkiye Arasındaki İlişkilerde Emanuele Carasso”, çev: O. Umut Turan, Mimar Sinan, S. 160, Ekim 2013, s.41.
3. D. Gershon Lewental, “Carasso (Karasu), Emmanuel”, Encyclopedia of Jews in the Islamic World, Executive editor Norman A. Stillman, Brill Online, 2015, s. 572-573
4. MMZC, 1, 6, 3, 99, 3 Mayıs 1327 (16 Mayıs 1911), s. 554.
5. Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler-I, Hürriyet Vakfı Yayınları, İstanbul, 1988, s. 561-562.
6. MMZC, 1, 3, 3, 49, 16 Şubat 1326 (1 Mart 1911), s. 331.
7. MMZC, 1, 3, 3, 49, 16 Şubat 1326 (1 Mart 1911), s. 331-333.
8. Orhan Koloğlu, İslam Aleminde Masonluk, Kırmızı Kedi Yayınları, İstanbul, 2011, s. 180-181
9. E. E. Ramsaur, Jön Türkler ve 1908 İhtilali, çev: Nuran Yavuz, Sander Yayınları, İstanbul, 1982, s. 128.
10. İlber Ortaylı, «Türkiye Yahudiliği-1», Şalom, 17 Şubat 2010, s. 2.
11. İlber Ortaylı, İkinci Abdülhamit Döneminde Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, s. 114-115
12. http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/217434-israil-az-kalsin-kuzey-irakta-kurulacakti
13. Vahdettin Engin, Pazarlık, Yeditepe Yayınları, s. 178-208