Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 27 Mayıs 2018

Üste git

Üste

Yorum Yok

Osman Bilge Kuruca İle “Atatürk ve Gerilla Savaşı” Üzerine Röportaj

Osman Bilge Kuruca İle “Atatürk ve Gerilla Savaşı” Üzerine Röportaj

Soru: Atatürk hakkında bugüne kadar birçok kitap gördük ve okuduk fakat Atatürk ve Gerilla Savaşı terimlerini pek yan yana göremedik. Sizi bu konuda kitap yazmaya iten nedenler nelerdir?

 

1938’den sonra Atatürk’ün devrimci niteliğinin giderek artan bir şekilde karartıldığını görüyoruz. 1952’de Türkiye’nin NATO’ya girmesinden sonra Atatürk’ü Türk halkının zihninden silme operasyonu daha da hızlandırıldı. Atatürk’ün fikirleri tehlikeli olarak görüldü. Atatürk’ün devrimci öncülüğünü ve eylemini iğdiş eden bir tarih anlayışı ve eğitimi gerçekleştirildi. Bu bağlamda karartılan en önemli gerçeklerden biri de Atatürk’ün gerilla savaşı komutanlığıdır. Çünkü Kurtuluş Savaşı’nın ilk dönemini oluşturan gerilla dönemi ancak devrimci öncülükle aşılabilecek büyük zorlukları ve görevleri içeriyordu.  İşbirlikçiler, ordunun dağıtıldığı, işgal ordularının en kuvvetli görüldüğü şartlarda bir iktidar merkezi yaratan, gerilla savaşıyla direnişi başlatan ve oradan da düzenli orduya giden yolun politikalarını oluşturan devrimci iradeyi özellikle saklamak istemiştir. Bu yanlış eğitim 60’larda ve 70’lerde gençliğimizi tarihine ve milletine yabancılaştırarak ilk başta gerçeklerden kopan romantik hayallerle başlayan ve daha sonraları emperyalizmin aleti olmaya varan sonuçlar yarattı. İşte bu nedenlerle Atatürk ve gerilla savaşı üzerine bir kitap yazmayı görev bildim.

 

Soru: Atatürk’ün gerilla savaşına ilişkin geliştirdiği bir askeri teori var mıydı?

 

Jön Türkler devrimciydi ve işgal ordularına hiçbir zaman boyun eğmediler. Emperyalist işgalin olduğu her yerde halka dayanan gerilla savaşı başlattılar. 1878’de Rodoplar’da Rus işgaline 1911’de Trablusgarp’ta İtalyan işgaline karşı Birinci Dünya Savaşı boyunca işgal edilen topraklarda gerilla savaşları örgütlediler. Dünya Savaşına girerken kurulan Teşkilatı Mahsusa esas olarak işgal edilen topraklarda gerilla savaşını örgütlemeyi amaçlamaktaydı. Atatürk bizzat Trablusgarp’ ta gerilla savaşı kumandanlığı yapmıştı. Yani Kurtuluş Savaşı başlarken Atatürk’ün dayandığı ve içinde yer aldığı önemli bir gerilla savaşı tecrübesi vardı. Atatürk Kurtuluş Savaşı’nı başlatırken bu tecrübeyi değerlendirerek onun zaaflarını aşan devrimci askeri siyasetler oluşturdu. İttihat ve Terakki’nin gerilla savaş siyaseti Osmanlı sistemi içinde yer aldığı içindir ki milli ve demokratik bir devrimci programa oturmuyor,   yerel karakter taşıyor, yoksul köylülere dayanmıyor, Orta Çağ’ın asi köylü- eşkıya geleneklerini ön plana çıkarıyor,  kuvvetli bir şekilde gerilla savaşı ve ordu karşıtlığını içeriyordu. İttihat Terakki’ nin bu zaafları Kurtuluş Savaşı’nın ilk başlarındaki gerilla direnişlerinde, eşkıya etkileri, düzenli orduya karşı çıkmak, yerel mücadeleyi esas almak, merkezileşmeye karşı çıkmak şeklinde görüldü. Aslında bu eğilimler sadece Türkiye’ de değil ezilen milletlerin diğer mücadelelerinde de kendisini gösteriyordu. Meselenin esası yeni bir çağın başladığını ve bu yeniçağın yeni kuvvetlerini ve bu kuvvetleri harekete geçirecek siyasetleri ve görevleri anlamaktı. 20.  Yüzyılın başlarında gerilla savaşındaki başarı buna bağlıydı. Atatürk milli kurtuluş hareketleri içinde yeniçağın özelliklerini ilk gören ve bunu önce gerilla savaşında ve bir bütün olarak Milli Kurtuluş Savaşı’nda uygulayan ilk lider oldu. Atatürk’ün gerilla savaşındaki temel siyasetleri; gerilla savaşının merkezi iktidarın milli demokratik programına bağlanmak, yerellikle sınırlı olmayan merkezileşmiş bir mücadelenin bir parçası olmak, yoksul köylüğe dayanmak ve gerilla savaşının en önemli siyaseti olarak düzenli orduya geçişin belirlenmesini esas almak şeklindeydi.

 

Soru: Neden düzenli orduya geçiş en önemli gerilla savaşı siyasetidir?

Çünkü gerilla savaşı bir zorunluluktan kaynaklanır. Gerilla savaşı, milli ordunun dağıtılmış olduğu, işgalin gerçekleştiği, halkın kitlesel olarak direnmeye henüz hazır olmadığı toplam olarak bakıldığında mücadele mevziisinin geriye çekildiği şartların direnme siyasetidir. Gerilla savaşının en önemli hedefi düşman ilerleyişini yavaşlatmak, durdurmak ve düzenli ordunun kurulması için güç biriktirmek ve  zaman kazanmaktır. Kılıca karşı Kılıç. Düşman ordusunu ancak düzenli ordu yenilgiye uğratır. Harekete geçen, savaşmak isteyen kitlelerin gücünü kullanabilmek ve örgütleyebilmek ancak düzenli ordu içinde olur. Ayrıca işgal ordularına karşı milli bir iktidar merkezinin kurulması ve ayakta kalması da düzenli ordunun kurulmasına bağlıdır. Bunun içindir ki gerilla savaşının en önemli siyaseti düzenli ordu kurmak siyasetidir. Ancak kafası 19. yüzyılda kalmış, milli iktidar kurmayı hedeflemeyen, bölgeciliği aşamayan çeteciliğin bunu anlaması mümkün değildi. Atatürk ezilen milletler içinde gerilla savaşından düzenli orduya geçişi sağlayan bunun için Milli Kurtuluş Savaşı’nı ilk kez zaferle bitiren lider olmuştur. Gerilla savaşından düzenli orduya geçiş özünde yerel mücadeleden merkezi iktidara geçiştir. Atatürk’ün gerilla savaşını bölgecilikten çıkarması, merkezileştirmesi, düzenli orduya geçişi temel alması gerilla savaşı teorisine önemli bir katkı olmuştur.

 

Soru: Meksika Devrimi bu sorunları neden aşamadı?

Meksika ve Türk Devrimleri yoksul köylüye dayanıyordu. Ama talepleri farklıydı. Türkiye’de köylülerin talebi milli bağımsızlıktı. Meksika köylüleri toprak talebiyle ayağa kalkmıştı. Her iki ülkede ilk mücadele biçimi gerilla savaşıydı. Meksika’nın kuzeyinde Villa, güneyinde Zapata direnişi başlatmıştı. Meksika Devrimi yenilgiye uğradı. Çünkü gerilla savaşları bölgesel bir mücadele olarak yürütülüyordu. Zapata ve Villa’yı birleştiren merkezi bir önderlik yoktu. Her iki gerilla hareketi birleşememelerinin yanı sıra köylü gerilla hareketinin düzenli orduya dönüşmesine de karşı çıkıyorlardı. Meksika savaşına katılan John Reed anılarında ordu karşıtlığını çok iyi anlatıyor. Bu durumda yenilgi kaçınılmaz oldu. Türk Devrimi köylü direnişini düzenli orduya taşıyarak Milli Kurtuluş Savaşı’nı kazandığı gibi milli bir iktidarı da kurabildi. Türk Devrimi’nin farkı bu.

 

Soru: 1910’larda Çin Devrimi hangi aşamadaydı?

1911 Sun Yat Sen Devrimi büyük bir devrimci atılım olmasına rağmen köylük alanlarda devrimci değişikliği gerçekleştiremediği için başarısızlığa uğradı. Köylük alanlardaki mücadelenin merkezi bir demokratik programla birleştirilmemesi birleşik bir milli ordunun kurulmasını da engelledi. Bölgecilik ordunun parça parça olmasına yol açıyordu. Ancak köylü hareketine dayanılarak devrimin merkezi ordusu yaratılabilirdi. Çin’in birleştirilmesi, halkın ordusunun yaratılması ÇKP’nin 1924’ten itibaren etkinliğinin artmasıyla gerçekleşti. Meksika Devrimi’nin ve Çin Devrimi’nin1920 den önce başaramadığı yoksul köylü kitlelerinden emperyalizme karşı bir ordunun yaratılması meselesini ilk çözen Türk Devrimi oldu.

 

Soru: Kitapta Atatürk’ün Mondros Mütareke ’sinden önce Kurtuluş Savaşı için bir hazırlığı olduğunu yazıyorsunuz.  İT Genel Merkezi’nin de işgalden önce bir direniş planı yaptığını söylüyorsunuz. Aradaki fark nedir?

 

Aradaki fark bir program farkıydı.

İTC Genel Merkezi 1918 yılının başından itibaren savaşın kaybedildiğini ve işgalin kapıda olduğunu tespit etmişti. İttihat Terakki Genel Merkezi işgal durumunda gerilla savaşını başlatmak için bir dizi önlem aldı. Toroslarda, Kastamonu Dağları’nda, Madran Dağları’nda silah depolandı. Ancak bunlar askeri çözümlerdi İttihat Terakki Genel Merkezi’nin siyasi çözümü yoktu. Kafa Osmanlı sistemi içindeydi. Siyasi çözümsüzlük en sonunda ülkeden ayrılmalarının, kendi direniş planlarını başsız bırakmalarına yol açtı. Atatürk işgal tehlikesini 1917’de gördü. 20 Eylül 1917’de Enver Paşa’ya gönderdiği raporda çözümün siyaset, ekonomi ve savunmayı bütünleştiren  çözümde olduğunu söylüyordu. Atatürk 1907 ‘den itibaren Anadolu’da savunmayı esas alan bir Misakı Milli programına sahipti. 1917’de Hazro’da gerilla savaşı olanaklarını araştırdı.1918’ in Ekim ayında Halep’ten orduyu geri çekerken askerlerine ve subaylarına gerilla savaşına hazırlık emrini verdi. Gerilla savaşı Misakı Milli anlayışıyla yürütülecekti ve milletin kendi gücüne dayanacaktı. Bu Osmanlı sisteminden köklü kopuş anlamına geliyordu. Bu program direnmek isteyen İttihat Terakkinin ve Teşkilatı Mahsusa kadrolarının Atatürk’ün etrafında toplanmalarına yol açtı.

 

   Soru: Ege ve Güneydoğu’da yürütülen gerilla savaşında Atatürk’ün rolü nedir?

Gerilla savaşındaki zaaflar özellikle Ege de görüldü. Ege’de kuvvetli bir eğilim, bölgesel mücadeleyi esas alıyor, Sivas’ta kurulan merkezi iktidara uzak duruyor, geçmiş yüzyılın eşkıya gelenekleriyle birleşiyor, düzenli ordunun kuruluşuna karşı çıkıyordu. Çerkez Ethem bu eğilimin en uç noktasıdır. Atatürk Mütareke ’den itibaren bu eğilimle mücadele etti. Atatürk Güney’de Mersin, Adana, Hatay, Antep, Maraş ve Urfa’da yürütülen gerilla savaşını başından itibaren örgütledi, komutanlarının tespit etti ve siyasetlerini oluşturdu. Ege’ de düşülen hatalara düşülmediği içindir ki gerilla savaşında büyük başarılar kazanıldı. Fransız ordusu yenilgiye uğratıldı. Batı Cephesi’nde yığınak yapmanın şartları hazırlandı.

 

    Soru: Atatürk Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra gerilla savaşına nasıl yaklaştı?

 

Bazı tarihçiler Atatürk’ün düzenli orduya verdiği önemi, “çeteci girişimlere karşı olduğu “ şeklinde yorumluyorlar. Bu yorumlar tarihi gerçeklere karşıdır. Atatürk gerilla savaşını, emperyalist işgal altındaki ezilen milletlerin bir direniş stratejisi olarak görüyordu. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra da bu anlayışını sürdürdü. Atatürk için emperyalizm karşısında yenilmek yoktur. Bu bir nesnelliğe dayanıyordu. Çağımızda milletlerin büyük bir direniş potansiyeline sahip olduğunu,  işgal altına girseler dahi gerilla savaşıyla ileri atılmanın mümkün olduğunu biliyordu. Bunun içindir ki emperyalizme karşı gerilla savaşı siyasetini her zaman planları içinde bulunduruyordu.1933 yılında Milliyet gazetesinde karşıdevrimcilerle başlayan ideolojik mücadele konularından biri de gerilla savaşına yaklaşımdır. Kazım Karabekir Milliyet gazetesine gönderdiği mektupların beşincisinde Atatürk’ün gerilla savaşı emirlerine karşı çıktığını ve emri uygulamadığını söylüyordu. Karabekir’e göre Atatürk’ün gerilla savaşı siyaseti mücadeleye zarar vermişti. Atatürk Karabekir’e cevabı Harp Okulu’nda öğretmen olan Ali Rıza Bey üzerinden verdi. Ali Rıza Bey, Karabekir’i eleştiriyor, gerilla savaşını “İstiklallerini elde etmek isteyen Milletlerin savaş sistemi “ olarak tanımlıyordu. Atatürk bu bakış açısıyla işgal altında kalan Hatay’ın kurtuluşu için gerilla savaşı hazırlıklarına girişiyor, “Hatay’a çete reisi “ olacağını söylüyordu. Atatürk 1911 Trablusgarp işgalinden ölümüne kadar her zaman gerilla savaşı seçeneğini emperyalizme karşı verdiği siyasi mücadelenin bir kuvveti olarak değerlendirmiştir.

 

 

Soru: Atatürk’ün dünyada örneği olmayan bu teoriyi gerçekleştirirken ülkemizde karşısına çıkan sorunlar nelerdir?

 

Karşısına çıkan sorunlar şunlardı:  İttihat Terakki’den gelen Teşkilatı Mahsusa’dan gelen bir gerilla deneyi var. Kurtuluş savaşının ilk başında Atatürk’ün etrafında toplanan kadroların bir kısmı Teşkilatı Mahsusa’dan gelmiş İttihat Terakki’den gelmiş. Geçmiş pratiklerden var olan alışkanlıkları Kurtuluş savaşının ilk dönemine taşıdılar. Bunlardan birincisi bölgecilik olayıdır. Gerilla savaşını bölgesel bir sınır içerisine hapsetmek, Ege’de birçok Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti sadece kendi bölgesinin kurtuluşunu önlemeyi hedef olarak koymuştur. Bu çok önemli bir farklılık yani bir taraftan gerilla savaşını örgütleyecek siyasi bakımdan yönetecek tedbirler alıyorlar, diğer taraftan tamamen sınırlı bir bakış açısına yani vatanı kurtarmak, bütün ülkeyi kurtarmak, bir merkezi önderlik oluşturmak gibi şeyler yok. Mesela yerel kongreler vardır, o yerel kongrelerde Sivas kongresi eşit olarak kabul edilir, bazılarında Sivas Kongresi’nin yarattığı iktidar merkezi Heyet-i Temsilî’ye bir liderlik olarak kabul edilmez. ilk başta bu bölgesel bakışlar İngilizlerin oyununa düşürebilecek bir zemini de yaratır. Bazı kongrelere subaylar alınmaz ama İngiliz Subaylar alınır. İngilizleri de yedeğine almaya çalışan bir tutum hissedilir. Ege’deki Kuvai Milliye savaşında ikinci önemli mesele eşkıya geleneğiyle uzlaşmadır. Sonuç olarak çözülen dağılan bir ülke Osmanlı devleti o dağılan devletin içerisinde çeşitli sebeplerle kalkış noktası olarak haklı olsa bile bir asi geleneği gelişiyor. Asi geleneği bir köylü toprak talebine dayanmadığı için kısa sürede eşkiyalaşıyor, olay bu yani köylü gençleri dağa çıkıyorlar, aslında o dönemi yaşamış birçok araştırmacı bu olayı bir sınıf atlama talebi gibi gösterir; zeybek olunca belli ağalardan haraç alıyorsun belli ağaları koruyorsun, silahın var, paran var aynı zamanda bu halka baskı anlamına da geliyor. Efelerin eşkıya eğilimlerini  Atatürk sürekli eleştirmiştir. Atatürk’ün eğilimi hem sahip çıkmak mücadelede bir savaş gücü olarak kullanmak hem de bu eşkıyalık eğilimlerini eleştirmektir. Bu eşkıyalık eğilimlerinin temeli İttihat Terakkiden gelir. ittihat Terakki’nin 1908 devrimi yoksul köylülere dayanan bir devrimdir bu aslında 1908 1909 bu bakış tarzı korundu hatta bir toprak reformu programıda İttihat Terakki seçim programına koydu ilk başta böyle fakat zaman içerisinde Emperyalizmle uzlaşmalar, pazarlıklar Osmanlı sistemi içinde aşamayan bakış tarzı köylülüğe dayanma fikrini budadı. Gerilla savaşı bölgelerinde daha çok köylülüğe değilde dağdaki eşkıyaya dayanma para verme, kullanma köylü kitle temelinden kopuk öncüler vasıtasıyla gerilla savaşını yürütme şeklinde bir çizgi izledi ve dolayısıyla köylünün gücünü harekete geçirmeyen bir gerilla savaşı esas alındı şimdi Atatürk’te ise köylüleri harekete geçirme bunun için köylünün malını, ırzını korumak onun taleplerine sahip çıkmak yani bu tür değerlere son derece önem vermiştir. İkinci olarak Egedeki eşkıyalaşma eğilimine karşı mücadele koymuştur. Üç düzenli orduya geçiş meselesi ve tayin edici meseledir bu bölgecilik halka yabancılaşma yaklaşımı köylülüğe yabancılaşan bu eşkıyacı eğilimler sonuç olarak tabi sınıfsal bir temele dayanıyor.

 

Soru: Atatürk’ün Gerilla Savaşı kapsamında 1917’de Diyarbakır’daki Ağa’ya gidip bu dağlar gerilla savaşı için uygundur diye sorması veya Kütahya – Eskişehir savaşları sırasında meclisten top sesleri duyulurken Dersim milletvekili Diyap Ağa’ya gerilla savaşını sormasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Şimdi bir kere Atatürk büyük bir devrimci. Onun mücadele hedefi, mücadele görevleri statükoyla sınırlı değil yani düzenli orduyla mücadele etmek ister ama düzenli ordu olmadığı zaman yenildiği, dağıtıldığı zaman mücadeleyi elden bırakmaz ve ısrarla devam eder. İşte ordunun dağıtıldığı, yenilginin gözüktüğü şartlarda her zaman Atatürk’ün cebinde bir gerilla savaşı planı olmuştur. Bu 1911’den beri Trablusgarp savaşından beri böyledir, ölene kadar devam etmiştir. Bakınız şimdi Kurtuluş Savaşı, Büyük Taarruz gerçekleşir ama arkasından gerilla savaşları var, mesela Kuzey Irak’ta Revandiz Bölgesinde Lozan görüşmeleri sürerken Özdemir Beyi gönderir ve gerilla savaşı örgütler İngiliz ordusuna karşı arkasından Hatay Fransız işgali altında Hatay’da siyasi çözüm yolları tıkanınca gerilla savaşını örgütlemek için hazırlık yapıyor hatta Hatay’a çete reisi olacağını söylüyor şimdi bunun anlamı şu bazı tarihçiler şöyle bakarlar Atatürk gerilla savaşını küçümsemiştir gerilla savaşı diye bir meselesi yoktur o düzenli orducudur derler. Atatürk’ün düzenli orduculuğu düzenli orduyu önemsemesi son derece yerinde ve önemli ama o bir tarihsel şekilde olaya yaklaşıyor düzenli ordunun en iyi örgütsel biçim olduğu için düzenli orduyu savunuyor ama düzenli ordunun olmadığı şartlarda hatayda ne yapacak düşman ordusu Ankara kapılarına dayanmış ne yapacak 1917’de ne yapacak 1917’de Atatürk şunu görüyor savaşın kaybedildiğini ve Türkiye’yi bir işgal beklediğini görüyor bunun için 1917’de ordu komutanıyla Diyarbakır’da dağlarda gerilla savaşı yürütülebilirmi diye soruyor onun kafasında yenilgi diye bir şey yok o milletin büyük olanaklara sahip olduğunu biliyor en kötü şartlarda dahi ordunun dağıtıldığı işgalin geldiği şartlarda bile milletin çıkış imkânlarının olabileceğini görüyor. İşte o şartlarda çıkış imkânı olarak her zaman gerilla savaşını düşünmüştür. Atatürkün çok kararlı bir antiemperyalist olması büyük bir devrimci lider olmasının gerektirdiği bir plandır. Gerilla savaşı planı gerilla savaşı planına her zaman sahip olmanın anlamı şu hiçbir zaman için emperyalizm karşısında yenilgiyi ordular dağıtılsa bile ülke işgal edilse bile kabul etmemektir. Atatürk’ten bunu öğreniyoruz. Onun gerilla savaşı stratejisinden öğrendiğimiz şey budur.

 

Soru: 15 Temmuz Amerikancı – Fettulahçı darbe girişiminden sonra OHAL kapsamındaki KHK’ler ile ordunun yapısındaki değişiklikler hakkında geçmişe yönelik karşılaştırmayla birlikte neler düşünüyorsunuz?

 

Bir kere bizim Kurtuluş Savaşı pratiği merkezi bir iktidar önderliğinde merkezi bir komutanlık etrafında şekillenmiştir. İktidar merkezi tektir, komutanlık tektir ve başarıyı bu sağlamıştır. Karşı fikir şudur, merkezi iktidara karşı çıkmak ordunun merkezîleşmesine karşı çıkmak ve ondan sonrada Türk ordusu Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet döneminde de buna önem vermiştir. Buradaki parçalanma Türk ordusunun geleneklerine birikimine aykırıdır ve mutlaka Türk ordusunun Türk halkının birikimi bu yanlış uygulamayı düzeltecek güçtedir. Bu akla aykırıdır, birikimimize aykırıdır ve mutlaka çözülecektir çünkü biz Kurtuluş Savaşı’na ordunun parçalanması fikrine Ademi merkeziyetçiliğe karşı mücadele içinde başarıya ulaştırdık. Böyle baktığımız zaman bunun ancak geçici bir uygulama olacağını düşünüyorum. Amerika Türkiye’den vazgeçmedi. Amerikancı darbe büyük bir yenilgiye uğratıldı, Amerika’nın askeri gücü Türkiye’de tasfiye ediliyor bu çok önemli. Büyük bir antiemperyalist dalga geliyor, bu askeri gücün tasfiyesinin siyasal sonuçlarını önümüzdeki aylarda göreceğiz. Türkiye hızla devrimci süreçte ilerliyor, bu darbenin bastırılması tarikat fikrinin sorgulanmasını da beraberinde getirdi. Sonuçta Amerika’nın Gladyosu bir tarikat şeklinde örgütlenmişti. F-16 pilotu şeyh – kul ilişkisine sahip olduğu için robot haline geldi ve halkına kurşun sıktı, bomba attı.Şimdi bunlar en muhafazakâr kesimler tarafından da sorgulanmaya başlandı. Türkiye 15 Temmuz’dan sonra çok önemli bir devrim sürecinde ilerleme kaydetti fakat Amerika vazgeçmiş değil Kuzey Suriye’de hala kaybetmesine rağmen, bizim ordumuzun birliğine bütünlüğüne ihtiyacımız olabililir bunu hayata geçirebilecek birikime sahibiz, akan ırmağı kimse tersine çeviremez.
       İNCİRALTI TARİH CEMİYETİ ADINA EREN ÖZTÜRK VE FIRAT KİP