Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 19 Haziran 2018

Üste git

Üste

Yorum Yok

OKUL SIRALARINDAN CEPHELERE BİR ÖMÜR: TIBBİYELİ HİKMET

OKUL SIRALARINDAN CEPHELERE BİR ÖMÜR: TIBBİYELİ HİKMET

“Ben Milli Mücadele’ye çıktığımda ordunun da halini gördüm, saltanatın da. Bir de bağımsızlık ışığı gözünden parlayan Dr. Hikmet’i…”
Mustafa Kemal Atatürk

Tarih, devrimlerin önemli dönemlerinde gençliğe büyük görevler verir; sorumluluklar yükler. Her geçen gün kendi tarihimizin devrim mahzeninde, yıllandıkça değeri artan Milli Mücadele kahramanlarımızı tekrar tekrar bilincimizde uyandırıyoruz ve hayatlarındaki aydınlık birikimle yolumuza ışık tutuyoruz. Bu seferki çalışmamızda hiç sönmeyen hayat fenerini elimize aldığımız kişi Hikmet Boran, nam-ı diğer Tıbbiyeli Hikmet…

Vatan Cephesinde Gençliğin Mevzisi

Bilindiği gibi dış koşulların zorlamasının yanı sıra, Jön Türk hareketinden etkilenen subayların Makedonya’da giriştikleri eylemler ve buradaki üçüncü ordu ile Edirne’deki ikinci ordu birliklerinin İstanbul’a doğru yürüyüşe geçtiği haberi üzerine 2. Abdülhamit, 23 Temmuz 1908’de yeniden Meşrutiyeti ilan etmek zorunda kalmıştır.

Bu dönemde gerçekleşen öğrenci olaylarının başını Tıbbiyeliler çekmektedir. Meşrutiyet’in ilanından sonra mekteplerde geniş bir hürriyet anlayışı yayılmaya başlar. Balkan Savaşları, 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarını müteakiben bu yayılma artarak devam eder. Gençlik eskisi gibi medreselere kapatılmış değildir, ülkenin en yakıcı sorunlarıyla bizatihi ilgilidir. Hele Tıbbiyeliler artık 2. Abdülhamit’in Yıldız Sarayı’nın yakınlarındaki Haydarpaşa’ya sürdüğü Tıbbiyeliler değildir.(1)

Gençlik artık sessiz kalmaz, bulduğu her fırsatta haksız işgalleri protesto eder. 1919’un Mart’ında Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane İngilizler tarafından işgal altındadır. İşgalcilere karşı ayaklanmak ve okulu kurtarmak için çareler arayan öğrenciler; okulun kuruluş yıldönümü olan 14 Mart’ı topluca kutlamayı okul yönetimine ve işgalci güçlere kabul ettirirler. Kutlamalar esnasında Tıbbiye 3. Sınıf öğrencisi Hikmet Boran önderliğinde okulun iki kulesine de Türk bayrağı asarlar. İşgal kuvvetleri bu duruma müdahale etseler de gençliği durduramazlar. Olayın yıldönümü olan 14 Mart, tıp camiasının emperyalist güçlerin karşısına resmen çıkışının yıldönümü ve bugünkü Tıp Bayramı’nın sebebini oluşturur. (2)

Sürdürülen paylaşım savaşı yıllarında elleri kolları bağlı bir şekilde ömrünü cepheye adayan Tıbbiyeliler, Mondros Mütarekesi sonrası Anadolu’da çakan kıvılcımı erken fark ederler ve sine-i millet yolundan gelecek haberleri beklerler. Tam da bugünlerde Amasya Genelgesi’nde belirtilen “Anadolu’nun her bakımdan en güvenilir yeri olan Sivas’ta hemen milli bir kongre toplanması kararlaştırılmıştır.” maddesini takiben Sivas’ta milli bir kongre toplanması gündeme gelmiştir.

​Sivas’ta 4 Eylül 1919’da başlayan kongrede 120 kişi olması gerekirken ancak 31 delege vardır. Kongrenin ilk günü Mustafa Kemal 31 oyla reis seçilir. Kongrede Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nin birleştirilmesinden İstanbul ile olan haberleşmenin kesilmesine kadar birçok önemli karar alınır. Fakat manda ve himaye konusunda büyük tartışmalar yaşanır. Lehte ve aleyhte birçok konuşma yapılır. 8 Eylül günü İsmail Fazıl Paşa (Ali Fuat Paşa’nın babası), Bekir Sami Bey ve İsmail Hani Danişment’in sundukları ve altında 25 delegenin imzası olan önergede Amerikan mandası istenir. Mandacılık demek bir devletin himayesi altına girmek ve bağımsızlık fikrinden vazgeçmek demektir. Mustafa Kemal, yaptığı konuşmada Amerikalı gazeteci Brown ile görüştüğünü ve Amerika’nın manda istemediğini anlatır. Henüz 18 yaşında bir Askeri Tıbbiye talebesi ve Sivas Kongresi’ne İstanbul delegesi olarak katılan üç kişiden biri olan Tıbbiyeli Hikmet, birdenbire hararetli ve heyecanlı bir şekilde ayağa kalkar.

O, Milli Mücadele için oluşturulan bütün derneklerin “Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adıyla, bir çatı altında toplanmasını öneren kişidir. Bu kadarla da kalmamış; ABD veya İngiltere’nin güdümüne girmeyi savunan “mandacıların” cesaretle karşısına
dikilmiştir. Bu bağlamda, Mustafa Kemal Paşa’ya şunları söyler:
”Paşam, temsilcisi olduğum Tıbbiyeliler beni buraya İstiklal davamızı
başarmak için gönderdiler. “Mandayı” kabul edemem… Bunu kabul edecek
olanları şiddetle reddederiz. Örneğin “manda” düşüncesini siz bile kabul
etseniz, sizi de reddederiz. Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil, vatan
batırıcısı olarak ilan eder; şiddetle karşı koyarız!”
Bu sözlere Atatürk:
“ Arkadaşlar, gençliğe bakın; Türk millî bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin! Gençler, vatanın bütün ümit ve istikbali size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır,’” diyerek Hikmet’e dönmüş ve “Evlat; müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz, azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal, ya ölüm!” diye yanıt verir.(3)

Cephelerden Laboratuvarlara

Tıbbiyeli Hikmet, sıhhiye subayı olarak Büyük Taarruz’da kendisi gibi birçok üniversiteliyle birlikte düşmanla savaşır, İzmir’e giren ilk birlikte yer alır.

Anadolu’ya geçen diğer Tıbbiyeliler ile birlikte yanlarında sıhhiye depolarından kaçırdıkları malzemeleri de getirmişlerdir. 18 Temmuz 1920’de Ankara’ya gelen Tıbbiyelileri Dr. Adnan( Adıvar) Atatürk’ün huzuruna çıkarır. Atatürk bu genç subaylardan Cebeci Hastanesi’nde subay vekili ve sıhhiye çavuşu olarak çalışmalarını ister. Bu öğrenciler Cebeci Hastanesi’nde aşı yapımında çalışırlar ve Tıbbiyeli Hikmet ile İbrahim Tali Bey’le beraber kendi üzerlerinde tifüs aşısı denenmesini gönüllü olarak kabul ederler. Askeri cephedeki fedakarlıkları bilim cephesinde de devam eder, imkansızlıklar içinde tıbbi çalışma yürütürler.(4)

Vatan sevgisiyle Cebeci’de çalışan ve canını üretilen aşıların kontrolünde kobay olarak feda eden Tıbbiyeli Hikmet savaş sonrası İstanbul’a dönüp tıp eğitimini tamamlar. Hayatını genel cerrah olarak sürdürür. 1940’lı yıllarda gönüllü olarak “şark hizmeti” ne gider, Sarıkamış’ta görev yapar. Bu görev sırasında vereme yakalanan Tıbbiyeli Hikmet; İstanbul’da bir sanatoryumda bir yıl kadar tedavi görür fakat sağlığına kavuşamaz, 1945 yılında hayatını kaybeder.

Cephe Neredeyse Mevzimiz Orada!

Okul sıralarından kongrelere, cephelerden laboratuvara koşan Tıbbiyeli Hikmet ve Tıbbiyeliler, her zorlu koşulda vatani görevlerini yerine getirmişlerdir. Tıbbiyeli gençliğin ve Türk gençliğinin mevzisi; emperyalist güçlere karşı işgal protestoları, beyinlere vurulmak istenen kelepçelere karşı laboratuvarlar, ayaklara vurulmak istenen prangaya karşı “Ya İstiklal Ya Ölüm” parolası olmuştur. Biz de vücudunun her zerresi vatan ve millete hizmet aşkıyla yanıp tutuşan bilim ve hürriyet fedailerini tarihin karanlık sularından çıkardıkça daha büyük işler yapma kudretini kendimizde görüyor ve bu yolda canhıraş çalışmaya azmediyoruz.

​​​​​​ EREN ÖZTÜRK
İstanbul Tıp Fakültesi
​​​​​​İNCİRALTI TARİH CEMİYETİ

Kaynakça:
1) Kırmızı Beyaz, Ekim 2014, 19. Yüzyılın Başından 1940’lara Gençlik Hareketi-Emre Alican Yücel
2) http://tgb.gen.tr/haber/898/esir-olmaz-bu-tibbiye
3) Metin Özata, Atatürk ve Hekimler, 2015, Demkar Yayınevi, s. 406
4) Metin Özata, a.g.e. s.573