Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 11 Aralık 2018

Üste git

Üste

Yorum Yok

Ne Mümkün Zulm ile Bidad ile İmha-yı Hürriyet

Ne Mümkün Zulm ile Bidad ile İmha-yı Hürriyet

NE MÜMKÜN ZULM İLE BİDAD İLE İMHA-YI HÜRRİYET

(Zulüm ile, işkence ile, hürriyeti ortadan kaldırmak ne mümkün?-Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesi’nden)

İnsanlar yerkürenin çeşitli bölgelerinde özgürlük mücadelesi vermişlerdir, vermektedirler. Özgürlük için ve yönetimde söz sahibi olmak adına padişahlar, krallar, çarlar, başkanlar ilericilere kanlı veya kansız bedeller ödetmişlerdir. O yüzden mücadele, taleplerle birlikte feda kültürünü de kendi inananlarına öğretmiştir. İşte o özgürlük mücadelelerinin bizim topraklarımızdaki ilk kıvılcımını Yeni Osmanlılar Cemiyeti 1865 yılında Belgrad Ormanlarında hürriyet ve meşrutiyet yemini ederek ateşlemişlerdir.

Yeni Osmanlılar, Avrupa ve İstanbul merkezli çalışmalar yürüterek mücadele vermiş; üyeleri ve yöneticileri defalarca sürgün, hapis cezaları almışlardı. Cemiyet hürriyet mücadelesi verirken baskılar olmayacak değildi elbet; dönem Abdülaziz’in vatanseverlere meydan vermemek için her şeyi göze aldığı bir dönemdi. Muhalif gazeteleri kapatacak, sahiplerini sürgüne yollayacak ve hatta vatanseverlik vurgusu yapan tiyatrolara dahi son verecekti. Zorbaların korkusu büyüktü; ancak hangisi sonsuza kadar kalacaktı?

1871 yılında haklarında af çıkarak İstanbul’a dönen Yeni Osmanlılar Cemiyeti iki yıl sonra Abdülaziz’in verdiği cezalarla büyük oranda dağıldı. Ancak Abdülaziz’in baskıcılığından rahatsız olan sadece onlar değildi. Dürüst devlet adamlığı yapmasının bedelini defalarca sürgün edilerek çeken Mithat Paşa, meşrutiyet yanlısıydı. Sadrazamla sürekli ters düşerek üç kez seraskerlik görevinden azledilen Hüseyin Avni Paşa da gidişattan rahatsızdı. İki vatansever bir konuda kararlıydı: Abdülaziz’i devirmek! Hangi sebep onları bu kadar kararlı kılmıştı ki son çareyi orada görüyorlardı?

İSTİBDADIN HÜRRİYETLE SAVAŞI

Abdülaziz dönemi birçok gerici tarihçi tarafından askeri, eğitim ve bayındırlık alanında ileri atılımların gerçekleştiği bir dönem olarak sunulmaktadır. İçyüzünde ise imparatorluk alınan kredilerle yüklü borçlara sokularak kendini götürebilmekte ve Abdülaziz’in yaptığı saray harcamaları gün geçtikçe çoğalmaktaydı. Yurtiçinde teknolojik hamlelere girişmeden askeri alanda dışarıdan savaş gemisi, silah alımı ilerleme gibi gösterilerek Abdülaziz dönemi şişirilmeye çalışılmıştır. Siyasi alanda ise sadrazam Mahmut Nedim Paşa, Abdülaziz ile bağdaşmıştır. Abdülaziz Osmanlı’da yükselen hürriyet havasının aydın ve bürokratları etkilediğini görerek kendi yönetimini sağlamlaştırma gereği duymuştu. İngiltere ve Fransa’dan esen rüzgar, hürriyet ve meşrutiyeti imparatorluklarda zorunlu kılıyordu. Abdülaziz’in tek çıkış yolu ise istibdat ve mutlakiyet ile yönetilen Rus çarına yakın olmaktı. Osmanlı ile Çarlık rejimleri birbirine benziyordu. Bu amacına ise ancak Mahmut Nedim Paşa ile varabilirdi.

Mahmut Nedim Paşa Rus yanlısı bir sadrazam olarak Abdülaziz dönemine damgasını vurdu. Öyle ki Rus büyükelçisi İgnatiyef’le yakın olmasından ötürü ismi Nedimof’a çıkmıştı. Rusya’nın Osmanlı’daki ikinci önemli adamı sadrazam Nedimof olmuştu. Nedim Paşa baskıcı yönetimi sağlam temellerine oturtmak adına Mithat ve Hüseyin Avni Paşaları merkezden uzak tutmak niyetindeydi. Baskı ve sürgün Abdülaziz’in ikinci adı olmuştu ve vatanseverler her gittikleri yerde ona yakalanacaktı. Zorbalar büyüyen tepkinin nasıl açığa çıkacağını tahmin edemeyecek kadar görme yetilerini kaybetmişti.

BİZİ YABANCI VE HADIMLAR HÜKÜMETİNE TESLİM EDEN İDARE…

Meşrutiyet ve Kanuni Esasi’yi ilan ettirmenin Abdülaziz ile mümkün olmadığı onu devirerek başka bir padişahı tahta geçirmenin zorunlu olduğu gün gibi ortadaydı. Abdülaziz’in devrilmesi hareketinin askeri yanını Hüseyin Avni Paşa, sivil kanadını ise Mithat Paşa örgütlüyordu. Mithat Paşa, İngiltere’yi görmüş ve özgürlük ortamının Osmanlı’da egemen kılınmasını savunan V.Murad ile görüşüp Abdülaziz’den sonra devletin başına geçmesi için ikna etmişti. Hüseyin Avni Paşa, Abdülaziz’i devirme planını bir arkadaşına aktarmış ve arkadaşı ona:”Biliyor musunuz? Siz bu teşebbüsle hayatınızı tehlikeye atıyorsunuz.” demesi üzerine Hüseyin Avni Paşa “Bir asker için hayatın manası var mı? Otuz seneden beri Osmanlı Devleti’nin harp gaileleri içinde hayatımla oynadım. Bir harp çıkarsa, yine harp meydanına koşarım. Hem de bu defaki başarı zahmetine değer. Maksat, bizi yabancı ve hadımlar hükümetine teslim eden idare usulüne son vermektir.”

Ülkenin uçuruma yuvarlanmasından sadece üst düzey yöneticiler, aydınlar değil aynı zamanda öğrenciler de rahatsızdı. 10 Mayıs 1876’da Fatih Medreselerinden başlayan yürüyüş Süleymaniye ve Beyazıt medreselerinden çıkan öğrencilerle birlikte Babıali’nin önünde büyük bir eyleme dönüşerek tarihe “Talebe-i Ulum Mitingi” olarak geçmişti. Talebeler Babıali’ye geldiklerinde “Sadrazam ve Şeyhülislamı istemeyiz!” sloganları atarak ülkenin içinde bulunduğu felaketlere bir çare bulmak istediklerini söylemişlerdi. Abdülaziz talebelerin bu ayaklanmasından o kadar ürktü ki taleplere anında olumlu yanıt vererek sadrazam ve şeyhülislamı değiştirdi. Talebe-i Ulum Mitingi ile birlikte ayrıca Hüseyin Avni Paşa seraskerliğe, Mithat Paşa Şuray-ı Devlet başkanlığına getirildi. Talebelerin yaptığı eylemin esas hedefinde Osmanlı yönetimindeki Rus yanlısı politikacıların olduğu aşikardı. Rus büyükelçisi İgnatiyef, talebelerin eylemini sabote etmek için softa kıyafetinde Bulgarlar sokmuş ancak bu ajanlar öğrenciler tarafından tanınıp yakalanarak zaptiyelere teslim edilmişlerdi. Mahmut Nedim Paşa’nın görevden alınmasıyla Abdülaziz, istibdadını zora sokmuştu. Mithat ve Hüseyin Avni Paşaların yeni görevleriyle her şey hazır hale geldi, sırada yapılacak plana koşulsuz uyum göstermek kalacaktı.

ELBETTE MEŞRUTİYET İDARESİ KURULACAKTIR

30 Mayıs 1876… Ordu, günün erken saatlerinde Abdülaziz’in kaldığı Dolmabahçe Sarayı’nın önünde bekleyişteydi. Şuray-ı Devlet başkanı Mithat Paşa ve Serasker Hüseyin Avni Paşa önderliğinde, sadrazam Mütercim Rüştü Paşa, şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi ikna edilerek Abdülaziz’i devirme planı harekete geçirilmişti. Mekteb-i Harbiye Nazırı Süleyman Paşa saraydaki görevlilere gidip Abdülaziz’i çağırmalarını istemişti. Ancak Abdülaziz’in yanına gidip Saray’dan çıkmasını annesi dışında kimse söylemeye cesaret edemedi. Abdülaziz derin bir uykudaydı. Kibirli ve bencil bir kişiliğe sahip olan Abdülaziz öyle bir noktaya varmıştı ki yakınları değil annesi bile oğluna bir şey söylemeye çekiniyordu. Hakkında bir kötü niyet lafı etmeyi kimse göze alamıyordu. Devrik padişah Saray’dan çıkmamakta direnirse zor kullanılacaktı, direnmedi. Abdülaziz’in Dolmabahçe’yi terk edip Topkapı Sarayı’na yol aldığı vakitlerde V.Murad’a biat edilmiş; halk ve asker tarafından “Padişahım çok yaşa, millet çok yaşa” sloganları atılıyordu. Bir devir böylece kapanmıştı. Bu esnada Mithat Paşa’nın Süleyman Paşa’ya söyledikleri tüm bunların ne için yapıldığını açıklıyordu:”Evet, muradımız bir despotu kaldırıp yerine bir diğer despot getirmek değildir. Elbette meşrutiyet idaresi kurulacaktır.”

Abdülaziz’e karşı yapılacak harekattan V.Murad kadar, o zamanlar şehzade olan Abdülhamit de haberdardı. Ancak Murat’ın padişah olması durumunda Abdülhamit veliaht olacak ve padişahlık sırası ona daha çabuk geleceği için amcasına hiçbir şeyi açıklamamış, onun devrilmesine ses çıkarmamıştı. Yine II.Abdülhamit’in yazdıklarına göre Abdülaziz’in istihbaratı zayıftı ve gururundan yanına kimse yaklaşıp bir şey söyleyemez duruma gelmişti. İstibdatperverlerin birbirlerinden öğrendikleri çok şey vardı, Abdülhamit de amcasının hatalarından dersler çıkarıp 33 yıl boyunca ilericilere, hürriyet yanlılarına zulüm uygulamıştır.

ABDÜLAZİZ’İN ÖLÜMÜ

Topkapı Sarayı’nda yaşamına devrilmiş bir padişah olarak devam eden Abdülaziz varlığının tehlikede olduğunu düşünüyordu. V.Murad’a talep ederek Topkapı’dan Feriye Sarayı’na taşınma iznini aldı ve hizmetlilerini beraberinde götürdü. Abdülaziz’in şaibeli ölümü de burada 5 Haziran günü gerçekleşti. Otopsi sırasında hazır bulunan Doktor Dickson, bütün vücudu gördüğünün üzerinde durarak bilek yaralarından başka vücutta yaraya rastlamadığını söylemiştir. Ancak cesedi yıkarken vücudun her tarafını gören gassalların ifadelerinde, Abdülaziz’in intihar etmediği, kendisini öldürmek isteyenlerle boğuştuğu bu sebepten dişlerinin kırıldığı, sakalının yolunduğu belirtilmektedir. Resmi tarihçiler o dönem, Abdülaziz’in devrildiğinden beri ciddi sıkıntılar yaşayarak kendi canına kıyıp intihar ettiğini not etmişlerdir. Konu bu zamana kadar açıklığa kavuşamamıştır.

Abdülaziz’in ölümü üzerine yeni padişah olan V.Murad psikolojik bunalımlar geçirdi ve yalnızca 90 gün imparatorluğun başında kalabildi. Mithat Paşa durumun düzelmeyeceğini görerek II.Abdülhamit’le görüşüp meşrutiyet ve Kanuni Esasi’yi ilan etme sözünü alarak onu tahta geçirdi. II.Abdülhamit bunları ilan etmesinden kısa bir süre içerisinde Osmanlı-Rus Savaşı’nı bahane etmiş ve bununla da yetinmeyerek Namık Kemal, Mithat Paşa gibi ilerici aydınları sürgüne göndermiştir. Abdülaziz’i devirme hareketinin önderleri Hüseyin Avni Paşa ve Mithat Paşa’ya daha sonrasında ne olmuştu? Hüseyin Avni Paşa, Abdülaziz öldükten 10 gün sonra Beyazıt’ta yapılan üst düzey devlet adamlarının bulunduğu bir toplantıda Çerkez Hasan ismindeki gericinin attığı kurşunların hedefi olarak orada canını verdi. Mithat Paşa’yı ise zulüm dolu bir gelecek beklemiş, Abdülhamit’in onu görevlerinden azletmesiyle birçok Avrupa ülkesinde sürgün hayatı yaşamış ardından yakalanıp sorgulanarak Taif’e sürülmüştü. II.Abdülhamit, amcasını devirmesinin öcünü ise Mithat Paşa’yı Taif zindanlarında 1881 yılında boğdurarak almıştı.

TARİHÇİLERİMİZE DÜŞEN GÖREV

I.Meşrutiyet ve Kanuni Esasi’nin ömrü her ne kadar kısa olduysa da Yeni Osmanlılar’ın ardılı İttihat ve Terakki hareketine ilham olarak Abdülhamit istibdadını yıkmıştır. Bu konuda önemli olarak belirtmemiz gereken bir nokta da esas aydınlatılması, üzerinde durulması gereken tarihi olayların bu zamana kadar ilericiler tarafından çok fazla ele alınmayıp karşıdevrimcilere alanın bırakılmış olmasıdır. Abdülaziz’in devrilmesini incelerken daha çok karşıdevrimci kaynaklardan belli başlı çıkarımlar yapmaya çalıştık. Tarihçilerimizin böyle önemli meselelere temas etmesi bu yüzden elzemdir.

 

Kaynakça:

TOPUZ, Hıfzı, Taif’te Ölüm, 2.Basım, Ocak 1999, Remzi Kitabevi

KOCABAŞ, Süleyman, 29 Mayıs 1876 Darbesinin İçyüzü Sultan Abdülaziz Nasıl Devrildi?, 1.Basım, Ağustos 2011, Süleyman Kocabaş Kütüphanesi

ELLIOT, Sir Henry-Süleyman Paşa, Emperyalizmin Hükümet Darbesi, 2.Basım, Mayıs 2010, Berikan Yayınevi