Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 14 Aralık 2017

Üste git

Üste

MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ İLE SÜMERLERE YOLCULUK

MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ İLE SÜMERLERE YOLCULUK

Hep merak ettiğimiz şeydir, insanlar neden ve nasıl ortaya çıktı ? Bu kadar dil, bu kadar din yani bu kadar kültür nasıl ortaya çıktı ? Geçmiş uygarlıklar neler yaşadı, nelere inandı, nasıl bir hayat yaşadılar, dünya görüşleri neydi ? gibi soruların yanıtlarını bilebildiğimiz ilk uygarlık Sümerlerdi, çünkü onlar yazıyı bulmuş ve her şeylerini kayıt altına almışlardı. Sümerlerin nasıl bir hayat yaşadıklarını, nasıl bir kültürleri olduğunu araştırmak, bu konular hakkında cevaplar bulabilmek için İnciraltı Tarih Cemiyeti olarak Son Sümer Kraliçesi Muazzez İlmiye Çığ hocamızla bir söyleşi yapmak ve bu konu hakkında bilgi almak istedik.

Akif Akay: Hocam merhabalar, öncelikle bu söyleşiyi bizimle yaptığınız için çok teşekkür ederim.

Muazzez İlmiye Çığ: Merhabalar, ben teşekkür ederim.

Akif Akay: Hocam, izninizle başlamak istiyorum. Öncelikle tam olarak bilgi sahibi olmayanlar için sormak istiyorum. Sümerler kimdir, hangi tarihler arasında ve hangi coğrafyalarda yaşamışlardır ?

Muazzez İlmiye Çığ: Sümerler bundan en az 6 bin yıl önce Mezopotamya’ya yani Irak’ın Dicle ve Fırat nehirlerinin Basra Körfezi’ne yakın olan yerde yani (Mezopotamya iki nehir arası demektir, ismi Yunanlılar koymuştur) Mezopotamya’nın güneyine Asya’dan gelip yerleşen bir halktır. Kim olduklarını elimizde ciddi araştırmalar, bulgular olmakla birlikte tam olarak bilemiyoruz.

Emrah Zorba: Sümerlerin Türk olabilecekleriyle ilgili ciddi iddialar ve bununla ilgili kanıtlar var hocam. Siz de bunu iddia eden ve ortaya kanıtlar koyan bir tarihçisiniz. Bu konuyla ilgili bilgi verebilir misiniz ?

Muazzez İlmiye Çığ: Sümerlerin Türk olabileceğiyle alakalı pek çok benzerlik var elimizde. Örneğin; Sümerlerin yaptıkları zigguratların ve Türklerin kutsal saydığı İtigurat Dağı arasındaki isim benzerliği dikkat çekicidir. Dil yapısı olarak da aynı dil ailesine, Ural-Altay dil ailesine mensupturlar. Sadece bunlar da değil, mesela Orta Asya’da Sümer Dağı vardır. İlk olarak Atlas Dergisi bu konu hakkında çalışma yaptı ve tespit etti bu bölgeyi ve bu dağ Türklerde kutsal sayılmıştır. Yalnız bunlar da değil, mesela yer adları “ur, uruk, kiş” gibi yer adları aynı zamanda Orta Asya’da var. Onlar geldikleri zaman geldikleri yerlerin adlarını yaşadıkları yerlere vermişler. Bu başka millet ve toplumlarda da görülmüş bir özelliktir. Örneğin; Avrupa’dan Amerika’ya gidenler geldikleri yerlerin isimlerini yeni yerleştikleri bölgelere vermişlerdir. Türkler de Türkistan’dan geldiklerinde geldikleri bu bölgeye geldikleri yerlerdeki isimleri vermişlerdir. Anadolu’da da bu şekilde olmuştur. Bunlar gösteriyor ki, yer adlarıyla yorumlayacak olursak, Sümerler Türk’tür diyebiliriz. Sümerler kendilerine “kenger” derler. Kenger, ilk Türklerde en kutsal sayılan ve hürmet edilen boyun da ismi aynı zamanda. Kengerin aslı “ki-en-ger”dir. ”ki” yer demektir Sümerce. ”en” bey ”ger” ise iskan etmek, oturmak manasındadır. Yani, değerli beylerin oturduğu yer manasını çıkartabiliriz buradan. Anadolu’da kenger dağlara, derelere, bitkilere isim olarak verilmiştir.

Eren Öztürk: Hocam, merak edilen önemli bir nokta daha var : Sümerleri önemli kılan, diğer medeniyetlerden ayıran özellikler nelerdir ? Yani Sümerler kendilerinden önce olmayan neyi buldular da önemli bir medeniyet haline geldiler ?

Muazzez İlmiye Çığ: En bilindik olanları matematikte onlu ve altılı sayılar. Altılı sayı sistemi çok önemli; bugün hala kullanıyoruz bu sayı sistemini. Yazı en önemlisi, yazıyı bulmuşlar ve kullanmışlardır. O yazıyı kil üzerine yazmışlar ve fırınlarda pişirip arşivlemişler ve bu arşivlerde saklamışlar. Arşivlerde saklandığı için biz onları bulup okuyabiliyoruz. Yalnız parçalanmış olarak buluyoruz. Raflara koymuşlar ve rafların üzerine ne olduğuyla ilgili yazılar etiketler koymuşlar. Bunlar yerlere düştüğü kırıldığı için parçalı halde elimize geçiyor. Bunları birleştirip okuma imkanını elde edebiliyoruz. Bu yazıları her konuyla ilgili yazmışlar, çok geniş bir hayal güçleri ve zihin dünyaları olduğunu söylemek mümkün.

Akif Akay: Hangi konularda yazmışlar hocam bu yazıları, biraz açabilir misiniz ?

Muazzez İlmiye Çığ: Mesela matematikle ilgili yazılara ulaşıyoruz. Okullarda matematik öğretmişler, bu konularla ilgili çalışmalar yapmışlar. Hukuk hakkında yazılar yazmışlar ve bu konuları okullarda öğretmişler. Bununla birlikte ekonomi gibi, astronomi gibi pek çok konuda yazılar yazmışlar. Yunanların bulduğu söylenen Pisagor Kuramı denen bir konu Yunanlardan yüzlerce yıl önce kullanılmıştır geometride. Müzik notaları ilk olarak Sümerlerde kullanılmıştır, bu da çok önemli bir bilgidir .

Akif Akay: Tıbbın simgesi olan yılan simgesinin de Yunanistan uygarlığından değil Sümerler’de ortaya çıktığını söyleniyor hocam, bu konu hakkında bilgi verebilir misiniz ?

Muazzez İlmiye Çığ: Bu hikaye Gılgamış Destanı’nda geçiyor. Gılgamış’ın bir arkadaşı ölüyor ve bunun üzerine Gılgamış da ölümü düşünmeye başlıyor. Ölümden kurtulmak için bir yol aramaya başlıyor ve öğreniyor ki vaktiyle bir zamanlar tufan olmuş, bu tufandan sağ çıkan biri ölümsüzlüğü eline almış ona sahip olmuş. Gılgamış bu adamı buluyor ve ölümsüzlüğe sahip olmak istediğini söylüyor. Adam böyle bir şeyin mümkün olmadığını, ona ölümsüzlüğü tanrıların verdiğini ancak tanrılar isterse ölümsüz olabileceğini söylüyor. Utnapiştim adındaki bu adam Gılgamış’a evine dönmesini ve yaşayabildiği kadar yaşamasını, ölümsüzlüğü aramamasını söylüyor. Ancak Gılgamış araştırmasına devam ediyor ve uğraşları sonucunda bir nehrin dibinde biten gençlik otunun olduğunu öğreniyor. Bu gençlik otunu aramaya koyuluyor. Gılgamış uzun uğraşlar sonucunda otu bulup çıkarıyor ama otu yediğinde kendisinin ölümsüz olacağı, sevdiklerinin, arkadaşlarının öleceği aklına geliyor. Bu otu sevdiklerine de götürmek onlarla da paylaşmak ister. Bakın ne kadar güzel bir felsefe. Bu sırada Gılgamış tekrar havuza girer. Tam bu anda bir yılan gelerek bu otu yer ve derisini atarak gençleşir işte bu olaydan sonra yılan gençlik ve şifa simgesi haline gelir.

 

 

 

Emrah Zorba: Hocam, bizim memlekette adettir pek çok kötü şeyin sebebi olarak Batı’yı suçlarız, onu günah keçisi yaparız ancak Sümerlerin bulduğu icat ettiği şeylerin de Batı’ya yani onun geçmiş temsilcisi Yunanistan medeniyetine ait olduğu söylemiyle karşılaşıyoruz. Bu konu hakkında bilinen pek çok yanlışlar var, bilgi verebilir misiniz lütfen ?

 

 

 

Muazzez İlmiye Çığ: Öncelikle şu bilgiyi vermek gerekir: Sümer medeniyetini ortaya çıkartan bu kaynakları ilk okuyan Batı medeniyetidir. Ancak zamanla anlıyorlar ki medeniyetlerinin temeli saydıkları üzerine sayısız kitap yazılan  Yunan medeniyetinin aslında Sümer kaynaklı olduğu ve Yunan’dan önce bilim çalışmalarının ilk olarak Sümer’de başladığı bir gerçek. Bu süreçten sonra Sümer medeniyetinin batı tarafından geri plana atıldığı söylenebilir. Bölgede de çalışma yapan araştırmacı az olduğu için bu konular tam olarak duyurulamamıştır. Sümerlerle ilgili bu tip konular bizim memlekette de tartışılmıştır. Örneğin; bir kısım Sümerler Türk demiş, diğer kısım bunun aksini iddia etmiştir.

Atatürk zamanında da bu konular konuşulmuştur. Atatürk’e bir Alman bilim adamı “Sümerler Türk’tür” iddiasında bulunduğunda Atatürk bunun kanıtlanmasını istemiştir. Atatürk bu tür bilimsel konularda kanıtsız bir konuşma yapmamaya dikkat etmiştir. Eline güçlü kanıtlar aldıktan sonra Sümerler hakkında konuşmuştur. Mesela Mu kıtası hakkında yapılan araştırmaları desteklemiş ama elinde ciddi kanıtlar alamadığı için bu konu hakkında hiç konuşmamıştır. Cumhuriyetten sonraki yıllarda da bu konular hakkında çalışma yapılmamış, gereken önem verilmemiştir Sümer medeniyetine.

Akif Akay: Sümer medeniyeti ve cumhuriyet dönemi üzerine yapılmış çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz hocam ?

Muazzez İlmiye Çığ: Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan çok önemli atılımlar var. Fakat daha sonraki yıllarda daha geri planlara atılmış bu çalışmalar. Ancak yakın zamanlarda yapılan bazı önemli çalışmalar var. Bir mühendisin yaptığı çalışma çok hoşuma gitmiş ve ilgimi çekmişti, bu mühendis kubbe inşa ettirirken ilk kubbenin nerede yapıldığı, kimin yaptığı hakkında meraka düşüyor ve araştırmaya başlıyor. Yaptığı araştırmalar sonucunda ilk kubbenin Mezopotamya’da Sümerler tarafından yapıldığını buluyor ve bu defa Sümer medeniyetini araştırmaya koyuluyor. Daha sonra Sümer diliyle ilgili sözlükler incelemeye başlıyor ve buradan da Sümer diliyle ilgili çalışmalar yapmaya başlıyor. Çok ilginç ve ilgi çekici bir çalışma yapmış.

Akif Akay: Hocam, Sümer dili konusuna girmişken Sümer dili hakkında yapılan çalışmaları, hazırlanan sözlükleri sormak istiyorum size, ne noktadayız bu konuda ?

Muazzez İlmiye Çığ: Sümer dili hakkında şu an hala tam olarak bilmediğimiz konular var. Philadelphia üniversitesi bu konu hakkında çalışmalar yapıyor ve geniş kapsamlı bir sözlük hazırlıyor. Bu sözlük tam olarak 2019 yılında bitirilebilecek. Ancak bitirilen kısımlar internet üzerinden yayınlanıyor ve bizler de oradan bilgi sahibi olabiliyoruz.

Eren Öztürk: Peki hocam, elimizdeki edindiğimiz bilgilerle bir yorum yapacak olursak Sümer dilinin Türk diliyle olan benzerlikleri hakkında neler söyleyebiliriz ? Bu benzerliğin durumu ve kaç kelime arasında birlik olduğuyla ilgili neler söyleyebiliriz ?

Muazzez İlmiye Çığ: Yapılan çalışmalar gösteriyor ki Sümer diliyle Türk dili arasında köken bakımından pek çok birliğin söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Sümer dilinin çözülmesiyle ilgili yapılan çalışmaları Uygarlığın Kökeni Sümerler kitabımda geniş bir şekilde açıkladım ve köken olarak benzer kelimelere de yer verdim. Görülüyor ki 400 ile 500 kelime arasında Türk dili ile Sümer dili arasında net birlikler söz konusudur. Almanya’da bir dostum var, benim vasıtamla o da Sümer medeniyetine ilgi duymaya başladı ve Türkçe isimlerin Sümerce’de olup olmadığıyla ilgili bir de çalışma yaptı. Evvela kendi isminden başladı, ismi Engin ve bir de bakmış ki Engin ismi Sümer dilinde de var ve araştırmasının sonucunda birçok dil adının Sümerce’de olduğunu bu adların anlamlarının da aynı olduğunu bulmuş ve bu araştırmayı kitap haline getirdi. Bana da bir baskısını gönderdi. İnceledim, çok değerli bir eser ortaya koymuş bu konuyla alakalı olarak. İran’da bu alanda çalışma yapan bir beyefendi Sümer isimlerinin çeşitli Türkçe söylenişleriyle ilgili bir yapıt ortaya koymuş durumda. Bunlar gösteriyor ki, dil bakımında pek çok benzerlikler var. Ama tabi kültür alanındaki benzerliklerin bulunması daha önem teşkil edecektir herhangi bir akrabalığımızın olup olmadığıyla ilgili.

Birde bir Türkmen olan Begmyrat Gerey beyefendinin yaptığı 5000 Yıllık Sümer-Türkmen Bağları isimli bir kitabı var. Bu da çok önemli bir kaynaktır; hem gramer hem arkeoloji hem de kültürle ilgili araştırmalar var. Bu kitapta yalnız Türkmenlerle olan benzerlikleri incelenmiş, ben yaptığım çalışmalarda genel olarak Türklerle ilgili benzerliklerini ortaya koymaya çalıştım. Buradan yola çıkarak ayrıca başka bağlantılar buldum. Şu noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum: iki kişi birbirinden bağımsız bir araştırma yapıyor ve aynı sonuca ulaşıyorlar. Bu, yapılan araştırmanın doğruluğunu sağlaması bakımından önemlidir.

Akif Akay: geçHocam, izninizle bir diğer soruma mek istiyorum. Sümer kültürel mirası nedir ve günümüzdeki sosyal hayatı nasıl etkilemiştir ?

Muazzez İlmiye Çığ: Bir kere matematik alanındaki görüşleri günümüze etki etmiştir, daha başka astronomik araştırmaları onlar yapmış, astrolojiyi de onlar bulmuştur. Burçlar bize Sümerlerden miras kalmıştır. Burçlara da onların baktığı gibi bakıyoruz, onların verdikleri isimleri kullanıyoruz.

Akif Akay: Hocam, eski Türklerin bu kültür yapısıyla benzeşen yönleri var mıdır ve günümüze etkileri ne şekilde olmuştur ?

Muazzez İlmiye Çığ: Türklerde bugün hala yaşayan bir adet var. Atatürk Üniversitesi’nde bu konuda yapılan araştırmalar gösterdi ki, eski Türkler bir istekte bulunduklarında bir adak olarak bir taşı alıyor bir yüksek mevkiye taşıyıp oraya o taşı diktikten sonra dilek diliyorlar. Daha sonra diğer insanlar da aynı şekilde bu yüksek mevkiye taş taşıyor ve zamanla bu yerde anıtsal bir yapı ortaya çıkıyor ve Türkler bu yapıyı mukaddes kabul ediyor, etrafında çeşitli ayinler yapıyor ve etrafında dönüp bu yapıyı tavaf etmeye başlıyorlar. Sümerlerdeyse buna benzer şekilde bir kültür var: Sümer savaş tanrısı Urningirsu yeraltı cini olan bir ”kur” denen bir canavarla mücadeleye giriyor ve mücadelede Urningirsu’ya bazı mukaddes taşlar yardım ediyor. Bunun üzerine Urningirsu mücadeleyi kazanıyor, ancak yeraltından sular fışkırmaya başlıyor. Birden bu suları durdurmak için taşlar yine yardım ediyor ve suları durdurmak için bir set, bir büyük yapı oluşturuyorlar ve taşların oluşturduğu bu yapı mukaddes, kutsal sayılıyor insanlar tarafından. Bugün bu tip mukaddes sayılan taş yapılar Anadolu’da da karşımıza çıkar ve bu taşların oluşturduğu yapılara adaklar adanır, hürmet gösterilir. Bu aynı köklerden geldiğimizi gösteren kanıtlardan biridir, önemli dikkat çekici bir örnektir.

Akif Akay: Hocam, izninizle karşılaştığım bir örneği paylaşmak istiyorum sizinle: Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni kitabınızda okumuştum, çok ilgimi çekmişti. Anadolu’da da buna benzer bir örnekle karşılaşmak şaşırttı beni. Şöyle ki, Sümer’de bir insan bir iş yapacağı zaman tanrılara bir kurban kesiyor ve bu kestiği hayvanın ciğerine bakıyor. Eğer ciğer sağlıklıysa yapacağı o işi yapıyor yok ciğer hastaysa o işini yapmaktan vazgeçiyor. Buna çok benzer bir şekilde İç Anadolu’da Konya’da bu inanış ufak değişiklerle halen sürmekte. Konya’da bir kurban kesildiğinde kurban kesen kişinin herhangi başka bir kimsenin kalbini okumak için araç haline geliyor, eğer kurbanın ciğeri temiz, sağlıklıysa bu kişi kurbanı kesene karşı temiz kalpli fakat aksiyse kötü kalpli oluyor. Bu da çok dikkatimi çekmiş Sümer medeniyetinin Anadolu’ya etkisini bir kez daha anlamama sebep olmuştu.

Muazzez İlmiye Çığ: Gördünüz mü bak, nereden nereye adetler geçmiş ve varlığı halen diri bir şekilde sürüyor. Dediğiniz gibi, önemli bir konu bu da. Daha inceleyemediğimiz, incelememiz gereken konular çoktur. Benim sizden isteğim, bunları okuyup araştırıp okuduğunuz kaynakları birleştirip bu gördüğünüz örnekleri de kökenini araştırıp bulduktan sonra bunları da bu birleşime dahil ederek yeni makaleler, kitaplar yazmanızdır. Bakın, bir araştırma birbirinden bağımsız olarak iki kişi tarafından da aynı sonuca ulaşıyorsa bu o araştırmanın doğru olduğunu olduğuna dair bir kanıttır. Benim yaptığı araştırmalar pek çok araştırmacı gibi Begmyrat Gerey’in araştırmalarıyla örtüşüyor. Gençlerin bunları dikkate alması lazım. Bu kaynakları okuyarak birleştirmeliler ve yeni kaynaklar çıkarmalılar, makaleler yazmalılar.

Akif Akay: Hocam, Sümer diniyle, Sümer panteonuyla ilgili neler biliyoruz, bu konuda da aydınlatabilir misiniz bizleri ?

Muazzez İlmiye Çığ: Sümer’de bir kere 4 tane yapıcı tanrılar var, bunlar : gök tanrısı Ki, yer tanrısı An, hava tanrısı Enlil, su tanrısı Enki bunlara yardım eden tanrılarda mevcut bunlardan başka Anunnakiler denen küçük tanrılarda var. Burada enteresan olan bu kadar çok tanrı olmasına rağmen Sümer’de tanrılar ilahi dinlerde veya başka dinlerde olduğu gibi insanlara şunu yapacaksın bunu yapacaksın gibi emirler vermiyorlar. Tanrıların koydukları şartlar yok ancak insanlar tanrıları darıltmamak onları yüceltmek için bazı mabetler, tapınaklar inşa etmişler. Bunları yapmalarındaki amaç tanrılar kendilerine darılırsa bazı felaketler göndereceğine onları zor durumlara sokacaklarına inanmış olmalarıdır. Bu mabetlerde tanrıları eğlendirmeye çalışmışlar bunun için bu mabetlerde müzikli eğlenceler yapmış, dans etmiş ve kurbanlar kesmişlerdir tanrılar adına.

Akif Akay: Hocam, izninizle bir diğer soruma geçmek istiyorum. Sümer diniyle, söylenceleriyle ilgili merak ettiğimiz çok şey var. Bunlardan biri de tufan olayı nedir, bu tufan hikayesinin aslı aydınlatabilir misiniz bizleri ?

Muazzez İlmiye Çığ: Tufanın tam olarak nerede olduğu yakın zamanlara kadar bilinmiyordu, bu konularda pek çok eksik vardı. Ancak yapılan pek çok da çalışmalar vardı. Akdeniz’de olduğu söylendi, Karadeniz’de olduğu söylendi, üzerine pek çok yorum yapıldı. Ancak bu yapılan yorumlar bilimsellikten uzak yorumlardı. Yakın zamanlarda yapılan araştırmalarla birlikte daha sağlıklı bilgiler elde edebiliyoruz. Benim de yazdığım bir eser var bu konu hakkında. Araştırmalar gösteriyor ki, tufan Orta Asya’da gerçekleşmiştir ve bu benzerlik de çok enteresandır Türk inanışında da tufan yedi gün yedi gece Sümer inanışında yine yedi gün yedi gece sürüyor. Görüyorsunuz Sümer nerde Türkler nerde bu dönemlerde. Tufanın nasıl oluştuğuna gelecek olursak, Buzul Çağı yani Holosen Dönem sonlarına doğru Orta Asya’da dağlardaki buzullar erimeye başlıyor. Aral gözü, Hazar gözü doluyor. Turan Ovası denen bölge, bir deniz haline, Anadolu’nun doğu bölgeleri bir deniz haline geliyor. Milattan önce 15000-10000 yılları arasında meydana geliyor. Jeologlar bu olayların meydana geldiğini söylüyor ve oralarda hala deniz hayvanlarının fosilleri mevcut. Buradan anlıyoruz ki, tufan Orta Asya’da meydana gelmiş ve buralardan kaçan insanlar bu olayı diğer insanlara ulaştırmışlardır. Sümer medeniyetinin kurulduğu bölgeye yapılan göçler bu tarihlerde ve bu tarihleri devam eden dönemlerde meydana geliyor. Sümer diniyle ilgili söylenceye gelecek olursak, Sümer’de insanlar öyle çoğalıyor ki, Anunnakiler (küçük tanrılar) bundan rahatsız oluyorlar ve Tanrılar Meclisi’ne, Duku’ya şikayette bulunuyorlar. Tanrılar Meclisi’nde 4 büyük yaratıcı tanrıdan An, Ki ve Enlil insanların yok edilmesi gerektiğini söyler. Ancak Enki bu duruma karşı çıkar fakat söz geçiremez. Bunun üzerine Enki diğer tanrılardan gizli olarak Utnapiştim adındaki bir kişiye ona görünmeden bilgi verir ve bir gemi yapmasını, bu gemiye sevdiklerini, sanatçıları, bilginleri ve her hayvandan birer çift olmak üzere bunları kurtarmasını ve bu gemiye doldurmasını söyler. Utnapiştim denileni yapar ve bu yolcuları gemiye yükler. Sonunda tufan meydana gelir. Dediğimiz gibi yedi gün yedi gece sürer ve daha sonra sona erer. Gemi Cizre Dağı’na oturur. Utnapiştim ve diğer yolcular kurtulmuştur ancak bu durumdan haberdar olan Enlil çok kızar ve bu kurtulanları da öldürmek ister. Enki araya girer ve Enlil’i sakinleştirerek ikna eder, öldürülmelerine engel olur. En sonunda Utnapiştim ve diğerleri affedilir, ödüllendirilerek sonsuz ömür verilir, Dilmun adındaki tanrıların bahçesine yerleştirilirler. Daha sonra da bu olay çeşitli şekillerde anlatılageliyor ve günümüzde de bu söylence varlığını sürdürmektedir.

Akif Akay: Hocam, peki şunu da somak istiyorum : Sümer’deki mabet rahibeleri kimdir, bunların görevleri nelerdir ve başları niçin örttürülmüştür ?

Muazzez İlmiye Çığ: Hattı zatında bu konu hakkında elimizde ciddi kanıtlar belgeler olmamakla birlikte söylenebilir ki Sümer’de mabetlerde bir seks meşruluğu söz konusu ve bu mabet rahibeleri tanrının bir vergisi hediyesi olarak görülmüş ve bu kadınlarla seks yapılmıştır. Bu durumun olduğunu Gılgamış’ın destanında da görebiliyoruz: Gılgamış arkadaşını adam etmek onu doğru yola getirmek için mabetten bir fahişe getiriyor. Tabi onlar fahişe demiyor bu kadınlara ama meşru seks yapan bir kadın. Bu kadın Gılgamış’ın arkadaşına yemeyi, içmeyi, oturup kalkmayı ve seks kültürünü öğretiyor.

Akif Akay: Hocam, bu söylediğiniz Osmanlıda uygulanan eğreti gelinlik sistemiyle aynı, yani bu kültürde ortadan kalkmamış uzun yıllar bu da bu kültür bağlantısına çok büyük bir kanıt oluşturacak nitelikte bir bilgi diyebilir miyiz ?

Muazzez İlmiye Çığ: Daha buna benzer pek çok örnek görmek mümkün. Bugün toplum tarafından uygulanan pek çok adetin kökeni Sümer medeniyetine, Sümer kültürüne dayanmaktadır.

Bu şekilde görev yapan mabet rahibeleri zamanla çok kutsal sayılmış ve çıkarılan bir yasayla kutsiyetlerini belli eden bir başörtüsüyle başları örttürülmüştür. Amaç bu kadınların diğer kadınlardan ve sokak fahişelerinden ayrılmalarını sağlamaktır. Ancak daha sonra çıkarılan başka bir yasayla kanun genişletilmiş ve meşru seks yapan tüm kadınların başları örttürülmüş bekar olanların ve sokak fahişelerinin örtünmeleri ise yasaklanmıştır.

Akif Akay: Hocam, bu kanunları yapanlar kimler Sümer yönetim sistemi hakkında neler biliyoruz, neler söylenebilir bu konuda ?

Muazzez İlmiye Çığ: Yönetim şekli tamamıyla krallık başlarda, yani daha krallık olmadan önceki dönemlerde şehir devletleri şeklinde örgütlenmiş bir yapısı da mevcuttur. Bu ilk zamanlarda gençler kurulu, yaşlılar kurulu gibi çeşitli kurullar da görev yapmışlar. Demokrasinin kökeni de ilk olarak bu coğrafyada ortaya çıkıyor ve hatta demokrasi sözcüğünün kökeni de Sümerce’ye dayanmaktadır. Sümerce ”dumugir-atuka” şeklinde söylenmekte anlamı da ‘halkın gücü’ manasına gelmektedir. Bu bilgi de demokrasi tarihi bakımından büyük öneme sahiptir.

 

 

 

Emrah Zorba: Sümerler siyasi alanda etkisiz hale geldikten sonra akıbetleri ne olmuş nasıl ortadan kalkmışlardır ?

Muazzez İlmiye Çığ: Sami dillerini konuşan Akadlar, Sümer medeniyetinin arasına girmiş ve yıkılmalarının temelini hazırlamıştır. Zamanla askerlik, bürokrasi kurumlarını Sümerlerin onları eğitmesi sayesinde Sümerlere karşı kullanarak ele geçirmiş ve iç çatışmalar başlamıştır. Zamanla Akadlar Sümer medeniyetine tamamıyla hakim olmuş ve Sümerleri ortadan kaldırmıştır.

Eren Öztürk: Hocam, Sümer medeniyetiyle günümüzde yapılan çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz, ne durumdayız şuanda ?

Muazzez İlmiye Çığ: Sümeroloji bölümleri var bazı üniversitelerde. Ancak faaliyet yapabilecek alanları yok. Zaten çok az olan bu bölümler kaldırılmaya çalışılıyor, çalışma yapmaları engelleniyor. Tabi bu konuda çalışma yapmak isteyen kişi sayısı da çok az, bu da çalışma yapılmasını zorlaştırıyor.

Akif Akay: Hocam, benim soracaklarım bu kadar. Sizin daha fazla vaktinizi almak, yormak istemiyorum. Son olarak söylemek istediğiniz, okurlara ve bu alanda çalışmalar yapanlara tavsiyeleriniz var mı ?

Muazzez İlmiye Çığ: Biraz önce de söylemiştim, farklı kişilerden aynı sonuca ulaşan kaynaklar okumak gerekir. Bu yapılan çalışmaların birbirini sağlaması, doğrulamasıdır. Daha sonra bu kaynakları birleştiren makaleler yazılmalı ve konu hakkındaki kanıtlara ulaşılmalıdır. Bunları yapmak için kimsenin bir görev beklemeden gönüllü olarak katılması bu işlerle uğraşması gerekir. Ancak bu yolla kendimizi, ülkemizi geliştirebilir, muasır medeniyetler seviyesine ulaşabiliriz.

Akif Akay: Hocam çok teşekkür ederim verdiğiniz bilgiler için. Umarım dediğiniz gibi bu alanda ve diğer tüm alanlarda yapılan çalışmalarla toplumumuz ve ülkemiz daha hızlı bir şekilde gelişme gösterir ve yine dediğiniz gibi en yakın zamanda muasır medeniyetler seviyesine ulaşırız. Tekrar çok teşekkür ederim.

Muazzez İlmiye Çığ: Ben teşekkür ederim. Sizlere son tavsiyem, bilimin aydınlık yolundan ayrılmayın. ATATÜRK’ün dediği gibi hayattaki tek hakiki mürşit ve yol gösterici bilimdir.

Ropörtaj Ekibi: Akif Akay-Eren Öztürk-Emrah Zorba