Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 23 Mayıs 2018

Üste git

Üste

Yorum Yok

Millet Hürriyeti Zorla Alacaktır

Millet Hürriyeti Zorla Alacaktır

‘Benim küçücük hizmetlerimin olduğundan çok büyütüldüğünü görüyorum. Şahsiyetimin, yaptığım işin bu kadar büyük alkışlara kıymeti olmadığını anlatmak, ispatlamak için hatıralarımı yazmak zorunda kaldığımı söylemek istiyorum. Ben ne yaptım, bilmem? İttihat ve Terakki Cemiyetinden aldığım bir emri; beni Resne’de bulunduran talih başka bir arkadaşın başına konmuş olsaydı benden daha az mı yerine getirecekti?(…) Bu aydınlık günlere ulaştığımız sırada büyük bir fikir, hak ve adalete aykırı düşer. Hakikati olduğu gibi belirtmek lâzım gelirse bu şerefi milletimizin büyük kabiliyetine ve İttihat ve Terakki Cemiyetine bırakmalıdır. Evet millete! Malûmdur ki milletler, kendine yaraşan hükümetleri bulmuşlardır. İşte hakikat bence budur.’(1)

Resneli Niyazi pek çok ittihatçı gibi balkanlarda doğup büyümüş ve eğitimini de balkanlarda almıştır. Balkanlar Osmanlı’nın batı medeniyetiyle ticari ve kültürel bağlantıları en ileri noktada olan bölgesiydi. Balkanlarda yalnızca sosyal hayat değil eğitim de imparatorluğun kalanına nispeten ileri noktadaydı, dönemin İttihat-Terakki fedailerinin pek çoğunu ve geleceğin cumhuriyet kadrolarını balkanlarda eğitim veren askeri rüştiye ve askeri idadiler yetiştirmiştir. Resneli Niyazi de henüz mektebi iptidaiye de talebeyken memleketin ne halde olduğunu görüyor ve bu durumu şöyle ifade ediyordu: ‘…daha on dört yaşını tamamlamamış bir mektep talebesi iken vatanın yandığını, milletin ve memleketin battığını duymuş, padişahın çevresinin hainlerle sarıldığını öğrenmiştim.’.(2) Rüştiye de aldığı eğitim Ahmet Niyazi’nin hayatını değiştiriyordu, daha doğrusu rüştiye, idadi ve harbiye verdiği eğitimle, yetiştirdiği devrimcilerle vatanın kaderini değiştiriyordu. Resneli Niyazi rüştiyede arkadaşlarıyla muallimlerinin yönlendirmesiyle Namık Kemal, Şinasi gibi aydınları okuyor, Fransız İhtilali, vatanperverlik, hürriyet kavramları genç talebelerin ruhuna işliyor, onları gelecekteki büyük inkılaba hazırlıyordu.

Resneli Niyazi’nin İttihat ve Terakki Cemiyet’ine Katılması
Resneli Harbiye’den mezun olmasının hemen öncesinde İttihat ve Terakki’ye kendi ifadesiyle: ‘vatanı kurtarmak için hazırlanan gizli teşkilâta katılmıştım.’.(3) Resneli hatıralarında Mizancı Murat’ın yurtdışına kaçması, muallimlerin görevden alınması ve Girit meselesini İttihat ve Terakki Cemiyet’ine katılım gerekçeleri olarak yazıyor ancak bu olaylar gazla dolu odada çakan bir kıvılcımdan farksızdır. O oda da ki gazı yani tarihsel birikimi görmek gerekiyor. Aksi halde ikinci meşrutiyeti yapacak, hatta milli kurtuluş mücadelesini verecek ve cumhuriyeti kuracak fedai kuşağın nasıl yetiştiğini kavrayamayız.

Osmanlı 19.yy’a girerken artık batıdan geride olduğunu kabullenmiş ve batı tarzı ıslahatlara başlamıştı. 1808 Senedi İttifak, Yeniçeri Ocağının kaldırılması Tanzimat ve Islahat fermanları bu yüzyılın ilk yarısında gerçekleşen olaylardır. Tabi yine 19.yy’ın ilk yarısında Balta Limanı ticaret sözleşmesi imzalanmış, kapitülasyonları genişletmiş ve pek çok Avrupalı devlete de bu ayrıcalıkları tanımıştır. Osmanlı bu süreçte bir yandan modernleşirken öte yandan iktisadi olarak içten içe çürümüş ve Duyunu Umumiye’ ye gidecek süreci resmen başlatmıştır. Bu dönem yukarıda bahsettiğimiz eğitim kurumları açısından çok önemlidir. Bu dönem de deniz mühendishanesi, harbiye açılmış, ordu ve donanmada modernizasyona gidilmiştir. Avrupa’ya bu dönemde öğrenci gönderilmiştir ve geleceğin Jön Türklerinin yolu açılmıştır.

19.yy’ın ikinci yarısı yine bu dönemde olduğu gibi ikilikle doludur bir yandan hukuk alanında, eğitim alanında büyük atılımlar yapılmış: Birinci Meşrutiyet ilan edilmiş, Mecelle ilan edilmiş ve Darülfünun kurulmuştur. Öte yandan yine bu dönemde Abdülhamit’in 33 senelik istibdadı başlamış, duyunu umumiye kurulmuş, Mısır kaybedilmiştir. İki dönemin yani 19.yy’ın genel özelliği Balkanlardaki ayaklanmalardır. Yıllarca Osmanlıya bağlı yaşayan milletler ayaklanmaya ve bağımsızlıklarını kazanmaya başlamıştır. Eğitim alanı yalnızca darülfünun ile geçilemez. Yine 19.yy’ın genel özelliklerinden biri olarak eğitim de büyük ilerleme kaydedilmiş, Avrupa’dan hocalar getirilmiş harbiye, mühendishane, mülkiye, tersane gibi eğitim kurumları kurulmuş, olanlar da kurumsallaşmıştır.
Balkanlarda yetişen subaylar hem batının ileri yanlarıyla, milliyetçilik, vatanperverlik, devrimcilik, eşitlik, hürriyet kavramlarıyla Resneli Niyazi gibi çocuk yaşta tanışıyor hem de memleketin nasıl günden güne eriğine şahit oluyorlardı. İşte bu şartlar onları örgütlenmeye ve vatanın fena gidişine müdahale etmeye itiyordu.

Resneli Niyazi… Harbiye’yi bitirdiğine 24 yaşında piyade teğmen olarak Makedonya’daki üçüncü ordu da göreve başladı. Ordunun durumunu Resneliden dinleyelim: ‘Askerlik kademelerini hak etmeden aşarak yüksek yerlere ulaşan ve buralarda bulunmuş olan paşa ve üst zabitlerden bir kısmının uşaklıktan, damatlıktan, evlâtlıktan, casusluktan yetişme, haksız yere orayı ele geçirmiş; devletten para almak için, daha hakikati kapmak ve çalmak için çalışıp yaşayan birtakım şakşakçılardan ibaret olduğunu anlıyordum. Müteahhitlerle mutabakat, hazineyi soymayı, askerin yiyeceğini çalmayı, tütün idaresinden haraç almayı, kaçakçılığı bütün etraflarıyla öğrenmiş bir sürü haydut ve rezilin milletin kendine verdiği askerlik üniforması içinde cesaret ettikleri bu fena hareketlere karşı umursamazlık göstermelerine; her türlü mesuliyetten uzak kalmalarına bir türlü akıl erdiremiyor ve bu kördüğümü bir türlü çözemiyordum. (4) Osmanlı bu şartlar içinde Yunan Harbi’ne başladı. O dönem ittihatçı subayların bu değerlendirmeleri, devrimden sonra orduda yapılacak düzenlerin temelini oluşturuyordu; bu düzenlemeler Kut-ül Amare Zaferi, Çanakkale Zaferi gibi savaşın gidişatında tayin edici rolü olan cephelerde kazanılan zaferlerin ve hatta milli mücadelenin de gidişatını etkilemiştir.

Resneli Niyazi Yunan Harbi sırasında Beşpınar da bütün bir yunan birliğini komple esir almıştır. Bunun üstüne esir aldığı birlikle beraber İstanbul’a çağrılır. Ancak kazaskerin oğlu henüz 13 yaşında olmasına rağmen yolda onunla beraber döner ve payitahtta esirlerle cadde cadde dolaşarak bütün övgüyü üzerine alır. Niyazi Bey’e ve kazaskerin oğlu ödüllendirilir. Kazaskerin oğlu iki rütbe, 200 altın ve padişah yaverliği nişanı alır. Niyazi Bey’in rütbesi üsteğmen yapılır ve padişah yaverliği nişanı ona da verilmek istenir ancak kazaskerin 13 yaşındaki oğluna da aynı nişanın verilmesi üzerine bunu reddetmiştir. Resneli Yunan Harbine gösterdiği başarılardan dolayı rütbe, nişan vs. istememektedir, onun esas isteği biran önce cepheye dönmektir ancak cephe görevi yerine nispeten daha pasif bir görev olan Resne de ambar memurluğuna atandı. 1903 yılına dek bu görevde kalan Niyazi Bey daha sonra Balkanlardaki ayaklanmaları bastırmak üzere görevlendirildi. Oldukça kabiliyetli bir asker olan Resneli burada görevinde göstermiş olduğu başarılardan dolayı rütbesi kolağalığına (yüzbaşı) yükseltildi. Bu süreçte Kolağası Resneli Niyazi Bey bölgede İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin aktif olmasının etkisiyle cemiyetin içinde hızla yükseldi.

Yaşasın Meşrutiyet, Hürriyet, Uhuvvet ve Müsavat!

1908 senesi Temmuz’un 24’ü büyün yurt ‘Yaşasın Meşrutiyet, Hürriyet, Uhuvvet ve Müsavat’ sloganıyla inliyordu! 33 yıllık Abdülhamit istibdadı devrilmiş, Kanun-i Esasi tekrar yürürlüğe girmişti. O gün 33 yıldan beri ilk defa sansürmanlar matbaalara alınmamış, gazeteler hür bir biçimde yayın yapmıştı. Memleket ’in her köşesi bayram yerine dönmüş Hürriyet Devrimini selamlıyordu. Tabii yalnızca devrim değil devrimin iki fedaisi Enver ve Niyazi Beyler de unutulmamış tam tersine Hürriyet Kahramanı olarak karşılanmışlardı. Meşrutiyetin nasıl ve nereden geldiğini anlayabilmek için 24 Temmuz’un öncesine gidelim.

Abdülhamit’in 33 yıllık saltanatı incelendiğinde herhalde jurnal, hafiye, sansür, sürgün, hapis kelimeleriyle özetlenebilir. Yukarıda zaten Osmanlı’nın nasıl kaynadığını ve her geçen gün nasıl devrime doğru gittiğini özetledik. Bunların yanında bir de dış faktörler var. 1789 da dünyaya yayılan hürriyet fikirleri Avrasya da 20.yy’ın başlarında olgunlaşıyordu: 1905 Rus Devrimi, 1907 İran Devrimi, 1908 Hürriyet Devrimimiz ve 1911 Çin Devrimi bu durumun somut örneğidir. 20.yy da mazlum milletler teker teker zincirlerini parçalıyor ve hürriyetlerini kazanıyorlardı. 1908 Hürriyet Devrimi’ni hem iç dinamikler hem de dünyanın durumu üzerinden değerlendirmek gerekiyor. İçeride yasaklanan tiyatro oyunları, kitaplar; öte yanda sansür, her yanda dolanan hafiyeler ve jurnal. Dışarıda sürekli toprak kaybeden, iktisadi olarak çürümüş, deniz ve hava kuvvetleri yok denilecek düzeye indirilmiş, yüz yıl öncenin teknikleriyle işleyen kara ordusuyla bütün dünyayla mücadeleye kalkışan bir Osmanlı vardı. Reval Görüşmeleri malumun ilanı oldu. Reval de Rus Çarı ile İngiliz Kralı’nın Osmanlıyı paylaşmak için toplanmaları vatansever subaylar ve halk için bardağı taşıran son damla olmuştur.

9 Haziran 1908 Reval görüşmelerinin başlamasından 24 gün sonra Niyazi Bey fedaileriyle beraber dağa çıkmıştır. Geçtiği yerlerde ilgi büyüktü her inilen köyde, köyün delikanlıları Niyazi Beyin peşine takılıyordu. Bu sayede Balkanlarda büyük bir direniş örgütlendi. Niyazi Beyin bütün unvanlardan ve kuvvetlerinden azade dağa çıkması aslında Türk Devrim tarihinin kırılma noktasıdır. Niyazi Beyden 11 yıl sonra Mustafa Kemal yine bütün makam ve mevkiini hatta çok sevdiği askerlik mesleğini bırakarak, on yıllardır Reval, Mondros, Sevr ve daha birçok anlaşma ve görüşmede tasarlanan Osmanlı’nın parçalanması planının uygulanmasına karşı, apoletlerini söküp Anadolu direnişi örgütlemiştir.

Vebal Ulu Emre Aittir, Vesselam!

‘Vatandaşlar! Arkadaşlar! Hainler elinde mahvolan vatanı elbirliğiyle çalışarak kurtarmaya ahdeden cemiyetimize, malınızla, canınızla, yardım edeceğinize ve her türlü emirlerine itaat edeceğinize yemin ederek girmiştiniz. İşte bugün o mukaddes yeminin yerine getirilmesi zamanı gelmiştir; vatan bizden fedakârlık bekliyor.’(5)

Meşrutiyet’in hemen öncesinde Makedonya kaynıyor ve Abdülhamit istibdadı hafiyeleriyle, ardı arkası kesilmeyen jurnallerle 33 yılın zirvesine ulaşmıştı. Makedonya Müslüman ve gayrimüslim halkın uzun yıllar birlikte yaşadığı bir bölgeydi ancak emperyalist devletler bölgeyi karıştırıyor, azınlık unsurları kışkırtıyordu. Avrupalılar bölgede azınlıklarla Müslüman nüfusu birbirine düşürmek ve Makedonya’nın Osmanlıdan kopartılması için Bulgar, Sırp komiteleri kuruyor ve olan komiteleri de destekliyordu. Reval de yapılan görüşmelerle Makedonya iyice ısınmış Avrupalılar buraya doğrudan müdahil olma girişimlerine başlamıştı. Bölgede Müslümanların zalim, gayrimüslimlerinde mazlum olduğunu iddia ediyor, bölgenin Osmanlı idaresinden özerk bir idareye geçirilmesini istiyorlardı. İttihat Terakki Avrupalıların bölgeyi yanlış tahlil ettiğini esas zulmün Makedonya özelinde komitacılardan, bütün yurt çapında da Abdülhamit tarafından uygulandığını söylüyordu. Ezen Müslümanlar ezilen gayrimüslimler değildi, Makedonya halkının tamamı mazlumdu. İttihat Terakki 1908 yılında bölgede çeteler kurarak, Müslüman halka zulmeden komitacılarla savaşıyordu. Bu çeteler zamanı geldiğinde Abdülhamit’e karşı isyan bayrağını açacaktı.

Niyazi Bey Resne’den ayrılmadan önce bacanağı Manastır Merkez Kumandanı İsmail Hakkı Bey’e bir mektup yazı. Mektupta ‘Alçakça yaşamaktansa ölmeyi tercih ettiğini’ ve mavzer tüfekleriyle silahlanmış 150 kişilik bir çeteyle ‘vatan namına ölmeye’ çıktığını kız kardeşini, karısını ve çocuklarını yeğeni Şevki Bey ile İstanbul’a göndermesini rica ediyor. Bunların icrasını İsmail Hakkı Bey’in hamiyet ve kifayetine terk ediyordu. Resneli dağa çıkmadan önce cemiyetin Resne de ileri gelenlerinden olan Hacı Ağa’nın evinde yapılan toplantıda 50 kişilik bir heyete yukarıdaki sözleriyle başlayan nutkunu attı. Nutukta mücadelenin hükümete ve Reval Görüşmelerine karşı olduğunu açıkça söylüyordu.(6) Bu isyan mazlum milletlerin emperyalizme karşı giriştikleri mücadelenin köklerinden biridir. Resne de cemiyetin ileri gelenleri, özenle seçerek Niyazi Bey’in emrine 150 fedai vermişlerdi. 3 Temmuz Cuma günü Niyazi Bey, Enver Bey’in dağa çıktığından habersiz, 150 fedaisi, 300 tüfek ve elli beş bin kuruşla Resne’den ayrıldı. Niyazi Bey’in müfrezesiyle Resne’den ayrılmasının üzerine iki saat henüz geçmişti ki, Koniçeli Osman Bey Prespe’den topladığı 30 fedaisiyle Niyazi Bey’in müfrezesine katıldı. Niyazi Bey Resne’den uzaklaştıktan sonra dinlenmek için bir ara verdi. Bu ara da gönüllü ve fedailerine hitaben bir konuşma yaptı, isteyenlerin hala dönebileceğini bu kavgaya gireceklerin kafasında en ufak bir kuşku kırıntısı bile kalmamış olması gerektiğini anlattı.(7) Nutuktan sonra ‘iki yüze yakın fedakâr inkılapçının hep bir ağızdan yeminlerini tekrar etmeleri, birbirlerini kucaklamaları görülecek çok samimi, temiz bir manzaraydı’ (8). Bu konuşmadan sonra 6 sivil ayrılmak istediğini söyledi. Niyazi Bey ayrılmalarına müsaade etti ve Resne de tabur kumandanına hitaben bu 6 kişinin eşkıya takibi amacıyla müfrezeye katıldığını esas amaçtan haberleri olmadığını bildirdi. Bu tezkere, onları mesuliyet altında bulunmaktan kurtaracaktı. Niyazi Bey bu 6 kişiyle beraber resmi makamlara gönderilmek üzere Resne’den ayrılmadan önce yazdığı beyannameleri Nahiye Müdüriyeti ’ne göndermek için de bir fırsat bulmuştu. Nahiye Müdüriyetinin beyannameleri göndermeme ihtimali üzerine onlar içinde tehdit edici bir üslupla bir tezkire hazırladı. Beyannameler Saraya, Müfettişi Umumiye ve Manastır vilayetine gönderilmek üzere hazırlanmıştı. Bu beyannamelerle Abdülhamit hükümetine karşı isyanı, fiili ihtilali resmen ilan etmiş oluyordu. Beyanname de Resneli Niyazi padişahı açıkça tehdit etmiştir. Beyannamenin özü meşrutiyetin yeniden ilan edilmesi ve Kanun-i Esasi’nin yürürlüğe girmesi şeklinde özetlenebilir. Beyannamenin sonu ‘…vebal, ulu emre aittir, Vesselam!’ diye bitmektedir.

Didar-ı Hürriyet Kurtarılıyor

Resneli Niyazi Bey’in dağda kaldığı 21 gün Reval Görüşmelerinin en kritik dönemidir. Eğer Makedonya da isyan başlamasa Makedonya (Kosova, Selanik, Manastır) bölgesi hızlıca işgal edilecek ve daha 1908 yılında Osmanlı Balkanlardan atılacaktı. İkinci Meşrutiyet bu bakımdan çok önemlidir. Hem işgalleri uzunca bir süre ertelemiş hem de işgallere karşı direnç geliştirmemizi sağlayan ordu reformlarını yapmıştır. İkinci Meşrutiyet Makedonya da başlayan isyanın bastırılamaması sonucu ilan edilmiştir. Abdülhamit meşrutiyeti tahtını kurtarmak adına, isyancılar payitahta gelmeden sözde kendi rızasıyla ilan etmişti. Abdülhamit, Enver ve Niyazi Beylere karşı elinden geleni yaptı ama yine de hürriyet ateşini söndüremedi. İsyanın bastırılması için bölgede Bulgar ve Sırp eşkıyaların korkulu rüyası olan Şemsi Paşa’yı görevlendirdi. Şemsi Paşa Cemiyet’in fedailerinden Atıf Bey tarafından 7 Temmuz günü öldürüldü. Manastır’da patlayan tabanca devrimin ve hatta bütün memleketin kaderini değiştirmişti. Saray Şemsi Paşa’nın yerine Müşir Osman Paşa atadı, Paşa 12 Temmuz 1908’de Manastır’a geldi. Ancak artık asker, silah arkadaşlarını katletmeyi kabul etmiyordu. Saray yanlısı pek çok subayın sonu Şemsi Paşa’nın sonuyla aynı oldu. Diğer yandan da Niyazi Bey’in peşine Sadık Bey, Yüzbaşı Habip, Ziya, Fahri ve İbrahim Şakir gibi küçük rütbeli subaylar dağa çıkmıştı. Bunlar arasında en önemlisi Binbaşı Enver Bey’di, Niyazi Beyle beraber İstanbul’a döndüklerinde halk onları hürriyet kahramanı olarak karşıladı. Devrimi anlatan kartpostallara ikisinin fotoğrafı konuluyor, türkülerde ikisinin ismi geçiyordu. 15-24 Temmuz tarihleri arasında Manastıra gönderilen 18 bin Anadolu askeride kardeşlerine kurşun sıkmayı reddetmişti. Makedonya sarayın denetiminden çıkmış, Bulgarların neredeyse hepsi meşrutiyetten yana tavır almıştı. Hilmi Paşa 14 Temmuz da Üçüncü Ordu subaylarının tamamına yakınının İttihat Terakki ile ilişkisi olduğunu yazıyordu. 20 Temmuz’da Manastırlı Müslümanlar meşrutiyet istediklerini söyleyerek ayaklandılar ve askeri depoları ele geçirdiler. Balkanlar hürriyet ateşiyle yanıyordu, Kosova’da da Arnavutlar isyan bayrağı açmış, padişaha meşrutiyeti getirmezse İstanbul’a yürüyerek, onu tahtan indireceklerini ilan etmişlerdi. Hilmi Paşa 22 Temmuz’da durumu anlatmak ve önlem alınmasını istemek için padişaha bir telgraf yollamıştı ancak artık her şey için çok geçti. Aynı gün cemiyet meşrutiyeti ilan etme kararını aldı. 23 Temmuz 1908 de Makedonya’da ilan olunan İkinci Meşrutiyet dalga dalga yayılıyordu. Meşrutiyet’in ilanı Cemiyet’in tahmininden de önce oldu. 23 Temmuz gecesi Makedonya’dan saraya yağan Meşrutiyet ilan olundu! Telgraflarıyla adeta bir oldubittiyle karşılaşan Abdülhamit 24 Temmuz’da Osmanlıyı ikinci kere Meşrutiyet idaresine geçirdiğini ilan etti.

Devrim’in Fedaisi Kolağası Niyazi Bey

Meşrutiyet’in ilanından sonra sular durulmadı. Abdülhamit’in tertibi olan 31 Mart gerici ayaklanması çıktı. 31 Mart sırasında Hareket Ordusuna fedaileriyle birlikte katıldı. Bu olaydan sonra ordudan ayrıldı ve Resne’ye çekildi. Resne’nin imar ve kalkınmasıyla uğraştı. 1910 yılında doğruluğunu İttihat ve Terakki Cemiyetine de tasdik ettirdiği hatıralarını, Hatırat-ı Niyazi’yi yayımladı.

Balkan Savaşı sırasında birlikleriyle orduya katıldı. Savaştan sonra 17 Nisan 1913’te Arnavutluk’un Avlonya limanında İstanbul’a gitmek üzereyken İttihat ve Terakki’nin ona muhafızlık edip, korumalık yapmakla görevlendirdiği kişi tarafından vuruldu. Öldürülme sebebi karanlıkta kaldı.

Makedonya’nın Resne kazasında 1873 yılında doğan Ahmet Niyazi Bey, 40 yıllık ömrüne koca bir devrim sığdırdı. 40 yıllık yaşamıyla 600 yıllık mutlak monarşiye ikinci kez meşrutiyeti getirdi. Doğduğu, büyüdüğü yerde, Resne’de yaktığı devrim ateşi koca imparatorluğu aydınlattı. Niyazi gibi fedailer zaten yanarak, kendi ışıklarıyla aydınlatırlar memleketlerini. Niyazi Bey bir kişi değildir, bu ülkenin onlarca, yüzlerce Niyazi’si var; ismi farklı, cismi farklı olsa da vatan sevgisiyle yanan, yandığı ateşle memleketini aydınlatan, Namık Kemal, Talat Paşa,
Mustafa Kemal, Nazım Hikmet, Deniz Gezmiş… Alçakça yaşamaktansa, ölmeyi tercih eden, rahat yatağında ölmemeye ant içmiş onlarca, yüzlerce Resneli Niyazi’miz var. Ölmüş, doğacak, yaşayan onlarca, yüzlerce Niyazi… Bu yüzden kitaplar öldü diye yazsa da, tarihçiler öldü dese de Resneli Niyazi’yi öldüremezsiniz. Bu yıl ölümünün, yani bedenen Niyazi Bey’in bu dünyadan göçüşünün 103.yıldönümü, Resneli Niyazi Bey nezdinde bütün vatan ve hürriyet fedailerine bin selam olsun!

Mert GEZİCİ
inciraltitarih.com