Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 23 Şubat 2018

Üste git

Üste

Yorum Yok

KIBRIS EMPERYALİZMİN ESİRİ OLMAYACAK -3

KIBRIS EMPERYALİZMİN ESİRİ OLMAYACAK -3

 

Bir önceki yazımda Kıbrıs Barış Harekatı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasının adaya getirdiği barıştan ve sağladığı huzur ile güven ortamından söz etmiştim. Bu yazımızda ise emperyalizmin uşaklığından bir türlü vazgeçmeyen Güney Kıbrıs Rum Kesiminin niyetinin barış olmadığını, Avrupa Birliği’ne üyelik başvurusunda bulunmasından bugünkü Kıbrıs Müzakerelerine kadar olan süreçte kaos ortamı yaratma çabalarını açıklayacağım.

Kıbrıs Rum Yönetimi, 4 Temmuz 1990’da AB’ye tek yanlı olarak tam üyelik başvurusunda bulundu. Avrupa Birliği Komisyonu’nun 1993’te bu girişime olumlu bakması ve Avrupa Birliği Konseyi’nin Komisyon’un hazırlamış olduğu raporu kabul etmesiyle 12 Temmuz 1995’te Avrupa Parlamentosu, Komisyon ve Konsey’in olumlu görüşlerini onaylamıştır.

Garanti Antlaşmasının 1. Madde 2.Fıkrası’nda yer alan “Kıbrıs Cumhuriyeti, herhangi bir devletle tamamen veya kısmen herhangi bir siyasi veya ekonomik birliğe girmeyeceğini taahhüt eder.” ifadesi ile Kıbrıs Anayasası’nın 50.maddesine göre Yunanistan ve Türkiye’nin ikisinin birden katılmadığı uluslararası örgütler ve ittifak antlaşmalarına Kıbrıs Cumhuriyeti’nin katılması konusunda Kıbrıs Cumhurbaşkanı’na ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı’na veto yetkisi verilmesi, Türk hükümetlerine uluslararası hukuka dayalı elinde sağlam delil oluşturmasına rağmen, Kıbrıs Yönetimi’nin AB’ye giriş sürecine ilişkin etkin hareket etmediği görülmektedir.

 

ANNAN PLANI’NA DOĞRU

12 Aralık 1999’da Avrupa Birliği, Türkiye’ye adaylık statüsü verdi. Fakat bu kararda önemli bir husus bulunmaktaydı : Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, AB üyeliği için Kıbrıs’ta Türk tarafıyla olan sorunu çözmek mecburiyetinde değildi. Türkiye bu durum karşısında tepkisiz kalmış, AB’nin kendisine adaylık statüsü tanıdığına sevinmekle yetinmişti. Süreç Avrupa Birliği Parlamentosu lehine işliyor, 5 Eylül 2001 tarihinde aldığı kararla Ada’da çözüm olmasa bile 2004 yılında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Avrupa Birliği üyeliğinin gerçekleşeceğini bildiriyordu.

Kıbrıs Türklerinin geleceğini etkileyecek olan Annan Planı, 11 Kasım 2002’de Birleşmiş Milletler tarafından taraflara sunuldu. Türkiye, Annan Planı’nın Türk tarafının temel kaygı ve beklentilerini karşılamaktan uzak olduğunu açıklamış, çok geçmeden 16 Nisan 2003’te GKRY, Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla AB’ye katılım anlaşmasını imzalamıştır. 25 Nisan 2004’te Annan Planı’nı için yapılacak olan referanduma kadar Kıbrıs konusu Türkiye’nin önemli gündemlerinden biri olmuştur.

25 Nisan 2004’te yapılan referandumda Kıbrıslı Türklerin %65’i evet oyu verirken Kıbrıs Rumlarının &75’i hayır oyu verdi. İç savaşa neden olacak planın uygulamasının reddedilmesi, Kıbrıs’ın 12 yıl rahat bir süreç geçireceğine işaret etmekteydi. Ancak daha sonra KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile GKRY Lideri Nikos Anastasiadis’in üzerinde anlaşacağı metin Annan Planı’nı mumla aranılan hale getirecektir.

ANNAN PLANI VE 2017 CENEVRE KONFERANSINA ETKİSİ

Annan Planı, Rum tezi esas alınarak hazırlanan bir plandır. Bu plana göre 1974 öncesi Rum tapuları geçerli kabul edilecek, Rumlar mallarını geri almak için kurulacak Mülkiyet Komisyonu’na müracaat edecekler, anlaşmada belirlenen kriterler ışığında komisyon malın iade edilip edilmeyeceğine karar verecekti. Mal iade edilmeyecek olsa bile onu kullanan Kıbrıslı Türk bedelini ödemek koşuluyla mala sahip olabilecekti.

Bu planda KKTC malları için tanımlama yapılmamakla birlikte taşınmaz malların en az %80’i tartışmalı hale gelecekti. Kıbrıslı Türkler elinde bulunan KKTC tapulu mallarına sahip çıkmak için mücadele etmek zorunda kalacaklardı. Bu durum, iç savaşı da beraberinde getirecekti.

Rum Yönetimi, Kıbrıs Barış Harekatı’nın oluşturduğu statükoyu kabullenemediler. 1974 öncesi duruma dönmek ve Kuzey’e hakim olmak isteyen Rumlar, meseleyi uluslararası platforma taşıyıp destek kazanarak Türk hükümetlerine karşı soğuk savaşlar verdiler. Soğuk savaşlar sırasında yürüttükleri algı operasyonlar da cabası. Annan Planı ile Kıbrıs’taki Kuzey-Güney ayrımını ortadan kaldırıp Türk-Rum milletlerinin bir arada barış içerisinde yaşayacağını dile getiren Kıbrıs Rum Yönetimi’nin esas amacı, bu planla birlikte bir iç savaş tasarlamak ve iç savaştan Türkleri Ada’da azınlık durumuna düşürmekti. Türklerin bağımsızlık, hukuki, sosyal ve siyasi haklarını sonlandıran bu plan barış makyajı ile süslenmiş, Avrupa’nın ilgisini ve desteğini kazanmıştı. Ancak şunu da belirtmek gerekiyor ki, Ada’ya barışı kesinlikle barışla ilgisi olmayan bu plandan ziyade Kıbrıs Barış Harekatı getirmiş; Kıbrıslı Türkler kuzeyde, Rumlar ise Güney’de yaşamını sürdürmüşlerdir.

Kıbrıs’ın tamamının Rumlara ait olmasını sağlayan bu plan ne kadar tatlı gelse de Rumları bir o kadar da kaygılandırmıştı. Çünkü Türkiye’nin iç savaş durumunda müdahale etmelerinden endişe duyuyorlardı. Türkiye’nin garanti hakkının devam etmesinden dolayı iç savaş koşullarını güvenli bulmayan Rum yönetimi planın kabul edilip uygulanmasına engel olmuştur.

Bu zamana kadar Kıbrıs’ta zuhur eden şey aslında iki tezin çatışmasıdır.

Türk tezine göre Kıbrıs’ta yaşayan iki halk eşittir. İki halkın yan yana fakat ayrı bölgelerde özgür ve bağımsız bir şekilde yaşama hakları vardır. Tez, iki devletin varlığını savunmaktadır. Geçmişte iki halkın arasında savaş yaşandığına ve sonrasında barış geldiğine göre bu tez haklıdır, uluslararası hukuka da uygundur.

Bu zamana kadar adadaki barışı sağlayan şey Atatürk’ün Barış Formülü idi, yani Türk tezi. Mülkiyet konusunda Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Türkiye ile Yunanistan arasında uygulanan çözüm izlenmişti. 30 Ocak 1923’te Lozan’da yapılan nüfus ve mal antlaşmasının benzeri uygulanmıştı. Böylelikle Kıbrıs’ta oluşan iki bağımsız devlet arasında barış ve dostluk oluşmuştu.

Rum tezi ise Türkleri azınlık ve işgalci olarak kabul etmektedir. 1974 Barış Harekatı’nın olmaması gerektiğini savunmakla birlikte eski duruma geri dönülmesini istemektedir. İki halkın karışık yaşamasını öngören bu teze göre mülkiyet haklarının bireysel olarak çözülmelidir.

Rumların soğuk savaş ve uluslararası çevrelerden edindikleri destekle yürüttükleri algı operasyonları KKTC’nin tanıtılmasına engel olmuştur. Şu an geçerli olan Türk tezi sayesinde Ada’ya barış gelmişti. Bu durumun yasallaşması gerekir ancak Rumlar yarattıkları hava ile bunun imkansızlığını Türk kamuoyuna empoze etmiştir. Uluslararası hukuk ilkelere göre KKTC’nin kendisini tanıtma hakkı bulunmasına rağmen Türklerin tanıtım ve propagandada zayıf bir durumda olmaları, KKTC’yi tanıtamamakla birlikte kendisine yöneltilen iddialara da cevap verememektedir.

Bu duruma Türkiye’de AKP hükümetinin yürütülen algı operasyonlarına karşı sessiz kalarak bir nevi Rum tezine destek vermesi akıl alır gibi değil. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’in Kıbrıs’la ilgili kararlarını kabul etmesiyle KKTC’de 2005 yılında Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu kuruldu. Böylece Türkiye, Kuzey’de malı kalan Rumlar’a tazminat ödemeye başladı. Neyin tazminatıydı ki bu, Türk tezinin yürürlükte olmasının mı, adaya barış getiren Kıbrıs Barış Harekatı’nın mı ?

Atatürk, Bülent Ecevit, Rauf Denktaş ve Derviş Eroğlu gibi Türk tezlerinin savunucusu gibi kişiler yerine AKP, Kıbrıs’ta Türkiye’ye bağlı vatansever kişileri saf dışı bırakmak ve Rum tarafına bağlı Türkiye karşıtı kişileri iktidara getirmek için çaba göstermiş, izlediği politikalarla açıktan Rum tezine destek vermiştir.

 

EMPERYALİZMİN SON KIBRIS OYUNU : 2017 KIBRIS MÜZAKERELERİ

20-22 Kasım 2016 tarihleri arasında İsviçre’nin Mont Pelerin kasabasında bir araya gelerek adadaki sorunlar üzerine görüştü. Ancak uzlaşma sağlanamadığı için görüşmeler 9 Ocak 2017 tarihine Cenevre’de yapılmak üzere ertelendi. 9 Ocak 2017’de Kıbrıs liderleri bir araya geldi. 11 Ocak’ta ise hazırlamış oldukları haritaları sundular ve 12 Ocak 2017’de ise garantör devletler olan Yunanistan, İngiltere ve Türkiye de görüşmelere katıldı. Fakat görüşmeler yine sonuçlanamadan 18 Ocak 2017 tarihine yani bugüne ertelenmiştir. Rum tezinde ısrar eden Rum kesiminin Türklerin her türlü haklarını kısıtlayacak taleplerde bulunması uluslararası hukuka her türlü aykırı olmakla beraber sorunları çözümsüz kılmaktadır.

2017 Kıbrıs Müzakereleri’nde istenen temel iki şey Türk askerinin adadan çekilmesi ve Türkiye’nin garantörlüğünün sonlandırılması. Fakat burada İngiltere ve Yunanistan’ın Kıbrıs’taki askerleri ve üslerinden söz edilmiyor. İngiltere ve Yunanistan adadaki mevcut askeri varlığını korurken Türk askerinin adadan çekilmesi Kıbrıs’ta Türklerin sonunu getirir.

Akıncı ile Anastasiadis’in üzerinde görüştükleri metin Annan Planı’nı aratacak kadar kötüdür. Annan Planı’nda Rum tapularının geçerliliği kabul edilirken KKTC tapuları tanımlama yapılmaksızın tartışmalı hale gelecek, malın kaderi Mülkiyet Komisyonu’nun vereceği karara bağlı olacaktı. Fakat bugün varılmak istenen antlaşma, Komisyon karar verene kadar eski Rum malları yani KKTC’de bulunan taşınmaz malların üzerindeki faaliyetlerin %80’i dondurulmuş olacaktı.

Üzerinde görüşmeler yapılan bu antlaşma, Türkiye’nin Kıbrıs’taki haklarından vazgeçmesiyle birlikte Doğu Akdeniz’deki stratejik hakimiyetine de tehlike arz etmektedir.

Ortadoğu’nun yeniden düzenlenmesi süreci ve Doğu Akdeniz’de doğalgaz kaynaklarının sağlanması Kıbrıs’ın stratejik önemini arttırdı. Rumlar bu durumda Karpaz’dan kesinlikle vazgeçmiyor. Emperyalizmin Suriye ve Kıbrıs’tan aynı anda yüklenmesinin sebepleri ise Türkiye ile KKTC arasındaki petrol ve doğal gaz yatakları üzerinde hak kazanmak istemeleri, Suriye’deki kazançlarını Doğu Akdeniz’e uzatmak istemeleri ve Türkiye’nin deniz ulaştırmasını denetleyebilecek stratejik bir bölgeyi ele geçirmeleri olarak gösterilebilir.

 

2013 yılında dönemin Yunanistan Başbakanı Samaras’ın BM’ye deklare ettiği harita yayınlanmıştı. Ege ve Akdeniz’de Türk hakimiyetine resmen son veren haritada Yunan hükümeti, Doğu Akdeniz ve Ege’nin neredeyse tamamında hak iddia etmekte, bunun için Ege Adaları’nın ve Doğu Akdeniz’de Meis’in sözde kıta sahanlığını kullanmaktaydı.

Burada sorunun merkezini,  Anadolu’ya çok yakın konumda olan Meis Adası’nın uluslararası deniz hukuku teamül ve kuralları aksine Türkiye Akdeniz’inden kabaca 65 bin km karelik bir alanı çalarak, Yunanistan Münhasır Ekonomik Bölgesine (MEB) ait gösterilmesi teşkil etmektedir. Güney Kıbrıs ise Türkiye’den yaklaşık 35 bin km kareyi 2003 yılında ilan ettiği sözde saha ile çalmaktadır. Bu durumda Doğu Akdeniz’de yaklaşık 100 bin km karelik alandan vazgeçmemiz isteniyor.

Öte yandan, bugün Suriye’deki savaşın Türkiye açısından güvenlik tehditi oluşturan boyutu KKTC’yi de kapsıyor. Emekli Büyükelçi Tugay Uluçevik’in saptamaları da meseleyi açıklaması bakımından oldukça önemlidir : “Kıbrıs’ta 2016 sonundan önce çözüm hedefiyle müzakere sürecine destek veren başroldeki aktörler ABD, AB ve İngiltere’dir. Önümüzde Suriye’nin yeniden şekillendirmesi yapılırken Türkiye’nin güney hududuna bitişik olarak Suriye’nin kuzeyinden uzanan bir toprak şeridiyle veya koridoruyla ülkemizi kuşatan Akdeniz’e çıkışı olan bir Kürt devletinin meydana getirilmesi maksadıyla uluslararası bir tezgah esasen faaliyet halindedir. Bu tezgahın emperyalist çıkarlara uygun sonuçlar vermesi için Kıbrıs adasının Türkiye’nin fiili etki alanının dışına çıkarılması ve özellikle adanın Karpaz uzantısının Türkiye’nin kontrolünden arındırılması fevkalade önem taşımaktadır.”

Peki bizlere bu antlaşma ile kabul ettirilmek istenenler nelerdir ? Türkiye bu konuda nasıl bir tavır sergilemelidir ? Emperyalizmin bize dikte ettirmek istediklerini kısaca şu şekilde açıklayabiliriz : 2004 Annan Planı’ndan destek alan bu antlaşma ile daha ağır şartların uygulanması, Türk askerinin KKTC’den çekilmesi, Türklerin Kıbrıs’tan çıkarılıp azınlık durumuna düşürülmesi, KKTC vatandaşlarının taşınmazlarına Rum kesimi tarafından el konulması, petrol ve doğal gaz rezervlerinin Rum tarafına verilmesi ve de emperyalizmin bir numaralı aktörü olan ABD’nin Kıbrıs üzerinde hava ve deniz üssü kurması.

Kıbrıs Meselesi, Türkiye’nin en önemli meseleleri arasında yer almasına rağmen ne yazık ki Türkiye’de yeterince gündeme gelemiyor. Çünkü ülke gündemimizin büyük bir kısmını Türkiye’ye getirilmesi tasarlanan Başkanlık Sistemi oluşturuyor. 2. İstiklal Harbi veren milletimizin bugünkü ihtiyaçlarını hiçbir şekilde karşılayabilecek dinamiklere sahip olmayan Başkanlık Sistemi’nin mecliste görüşülmesi ve oylamaya gidilmesinde bile meclis bölünmüştür. Bugün Türkiye’de hükümetin görevi, meclisinin ve en nihayetinde milletinin intiharına sebebiyet verecek bir anayasa tasarısı girişimi için çaba sarf etmekten ziyade Kıbrıs’taki meseleye kalıcı çözüm önerileri geliştirmektir. Fakat Başkanlık Sistemi tartışmaları nedeniyle bu mesele ne yazık ki meclisimizde görünmez bir havaya bürünmüş durumda.

Türkiye görüşmeler sırasında Türk tezinden taviz vermeyip bizlere dikte ettirilmek istenen ağır şartlara sert bir şekilde cevap vererek anlaşma maddelerini geçersiz kılmayı sağlamalıdır. Aksi takdirde Rum tezinin bu görüşmelerde zaferle çıkması Türkiye’nin Akdeniz’de büyük bir darbe almasına neden olacaktır. ABD, AB, Yunanistan ve İngiltere’nin hülyalara kapılarak bize dikte ettirmek istediği hususlara karşı, uğruna nice şehitler verdiğimiz bu milli davada Türk tezinin gücü bir kez daha kazanacak olması Kıbrıs’a barışın hakim olduğunu gösterecek ve de emperyalist güçlerin yüzüne şu gerçeği bir kez daha haykıracaktır : Kıbrıs emperyalizmin esiri olmayacak!

KAYNAKÇA :

Başbuğ, İ., Unutulan Ada Kıbrıs, Kırmızıkedi Yayınları, 2.Basım, İstanbul, 2016

http://www.ulusalkanal.com.tr/m/?id=137023

https://www.aydinlik.com.tr/kose-yazilari/ismail-hakki-pekin/2017-ocak/turk-tezi-ile-rum-tezinin-zit-olmasi

http://www.ulusalkanal.com.tr/m/soner-polat-makale,5991.html

https://www.aydinlik.com.tr/kose-yazilari/ismail-hakki-pekin/2017-ocak/cenevre-de-onaylanacak-olan-rum-tezleridir-kibris-ta-ic-savas-6

https://www.aydinlik.com.tr/kose-yazilari/ismail-hakki-pekin/2017-ocak/rum-yonetiminin-anlasmalara-karsi-cikmasi

https://www.aydinlik.com.tr/kose-yazilari/ismail-hakki-pekin/2017-ocak/kibris-ta-ic-savas-3-annan-planinda-rum-tezinin-kabul-edilmesi

https://www.aydinlik.com.tr/kose-yazilari/ismail-hakki-pekin/2017-ocak/kibris-ikinci-halep-olmak-uzere

https://www.aydinlik.com.tr/kose-yazilari/ismail-hakki-pekin/2016-aralik/kibris-ta-ic-savas-1

https://www.aydinlik.com.tr/kose-yazilari/ismail-hakki-pekin/2016-aralik/annan-plani-mumla-araniyor

https://www.aydinlik.com.tr/kose-yazilari/cem-gurdeniz/2016-aralik/atesle-oynayan-guney-kibris-rumlari

http://www.ntv.com.tr/dunya/isvicredeki-kibris-muzakerelerinin-ikinci-turu-basladi,ByixPXAY4U-Wr0W-RAt6qA

http://mobil.hurriyet.com.tr/yazarlar/fikret-bila/kibrista-aldigimiz-ders-40331438

http://mobil.hurriyet.com.tr/yazarlar/fikret-bila/kibrisin-gelecegi-40327980

http://mobil.hurriyet.com.tr/yazarlar/fikret-bila/kibris-olmazsa-turkiye-bogulur-40327980

 

BEGÜM ERDOĞAN

İNCİRALTI TARİH CEMİYETİ