Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 23 Mayıs 2018

Üste git

Üste

Yorum Yok

KIBRIS EMPERYALİZMİN ESİRİ OLMAYACAK -2

KIBRIS EMPERYALİZMİN ESİRİ OLMAYACAK -2

Bir önceki yazımda adada barış ortamının bir türlü sağlanamadığından, bunun da müsebbibi olarak iki tezin çatışmasının meydana getirdiği gelişmeleri aktarmaya çalıştım. Bu yazıda ise Kıbrıs Barış Harekatı ve ardından iki devlet tezi dediğimiz Türk tezinin hayata geçirilmesiyle ada halkının barış ve güven ortamına nasıl kavuştuğunu açıklayacağım.

 

TÜRKLERİ ESİRLİKTEN, RUMLARI İÇ SAVAŞTAN KURTARAN ÇÖZÜM : KIBRIS BARIŞ HAREKATI

15 Temmuz 1974’te Kıbrıs’ta gerçekleşen Sampson Darbesi’nin üzerine aynı gün Genelkurmay Başkanlığı’ndan verilen bir emirle Kıbrıs’a karşı harekat planlarında görev alan birlikler 12 saat içinde bulundukları yerden hareket edecek durumda olacaklardı.

Gerçekleştirilecek harekatta İngiltere ile birlikte hareket etmek isteyen Türkiye, durumu Londra görüşmelerinde dile getirdi ancak istenilen sonuca ulaşılamayınca tek taraflı olarak müdahale etmekten başka çaresi kalmadı.

Kıbrıs’ta TMT gizlice seferberlik ilan etti. Gelen yedekler akınlarla mücahitlere katılıyordu. Cumhuriyet ordusu oluşturulduğu tarihten itibaren milli amaçlarla ilk kez bir savaşa giriyordu.

Kıbrıs’ta yaşanan bir Yunan müdahalesiydi. Anayasal düzeni yıkan ve yasal olmayan bir askeri Yunan yönetimi kurulmasını Türkiye anlaşmalara ve garantilere aykırı bulmaktaydı. Bu nedenle düzenlenen harekat daha sonra da hukuki açıdan haklılığını gösterecekti.

16 Temmuz 1974’te Başbakan Ecevit, Meclis’in önünde Türk ve dünya kamuoyuna yaptığı açıklama mücadelemizdeki haklılığı göstermektedir : “Ben bu harekete Barış Harekatı diyorum, Türkleri esirlikten, Rumları da iç savaştan kurtaracağız.”

20 Temmuz 1974’te Türk askeri Kıbrıs’a ayak bastı. Mücahitler ve köylüler soydaşlarını büyük bir sevinçle karşıladı. Kıbrıs Barış Harekatı, Türk uçaklarının Rum askeri hedeflerini bombalaması ile başladı. Girne’nin 10 km batısında bulunan Pladini Plajı’na Türklerin çıkartma yaptığı sıralarda Yunanistan’da Bakanlar Kurulu toplanıp savaş kararı alıyor, Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanlığı da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırıyordu.

Barış Harekatı’nın genel maksadı şuydu : Mevcut antlaşmaları, anayasa düzenini ve garantör devlet hakları ile Türkiye’nin uluslararası tescil edilmiş hak ve menfaatleri ile Ada’daki Türk toplumunun can ve mal güvenliğini temin etmek, meşru idareyi iade ve bozulan dengeyi tekrar tesis etmek.

22 Temmuz 1974’te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ateşkes kararı alındı. Türkiye ise 23 Temmuz 1974’te alınmış olan ateşkes kararına uydu. 23 Temmuz’da Yunanistan’da askeri idare sona erdi. Nicos Sampson istifa etti, yerine Rum Temsilciler Meclisi Başkanı Kleridis ise yemin ederek Cumhurbaşkanlığı görevine getirildi. Böylelikle İki aşamalı gerçekleşecek olan Barış Harekatı’nın birinci safhası 23 Temmuz 1974’te tamamlanmış oldu.

1.Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra İngiltere, Yunanistan ve Türkiye arasında 25-30 Temmuz 1974 tarihleri arasında Cenevre’de görüşmeler gerçekleşti. Taraflar eski anayasal düzenin sağlanması ve işgal edilen Türk köylerinin boşaltılması hususlarında gerçekleştirilen görüşmeler neticesinde anlaşmaya varıp 30 Temmuz 1974’te Cenevre Deklarasyonu’nu imzaladı. 8 Ağustos 1974’te yapılması planlanan görüşmelerin ikinci turunda ise Kıbrıs Rum ve Türkler’i de yer aldı. Bölgeye barışın gelmesi ve anayasal düzenin kurulması için başlatılan görüşmeler 6 gün sürmüştü. Rum ve Yunan delegelerinin olumsuz ve uzlaşmaz tutumları nedeniyle görüşmeler çıkmaza girdi. Ankara bu durumun karşısında Cenevre’ye işaret vererek ikinci harekatın başlanabileceğini bildirdi. Ecevit, 11 Ağustos’ta Cenevre’deki heyette görevli bulunan Prof. Haluk Ulman’a “Turan Güneş Bey’e söyleyin, Ayşe tatile çıkmak istedi. Hazırlıkları tamam. Eğer işi uzayacaksa gitmesini söyleyeceğim.” dedi. Bahsi geçen Ayşe, Türkiye Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızıydı. Ecevit ile Güneş arasında daha önceden konuşulup kararlaştırılan parolaya göre Ayşe’nin tatile çıkması ikinci harekatın başlaması demekti. Haberi alan Güneş kendisine iletilen mesajı anlamış ve ona göre harekete geçmişti.

Yunanistan, açıklamasının ardından Kıbrıs’a askeri birlikler ve silahlar sevk etmesi üzerine Türkiye 2. Kıbrıs Barış Harekatı’nı 14 Ağustos 1974’te başlattı. Mehmetçiklerimizin Serdarlı’ya geleceğini duyan Rum askerleri bu bölgedeki kuşatmayı kaldırarak kaçtılar. Mücahitlerle Mehmetçiklerimizin karşılaşması bölgede savaş içinde bayram havası yaşattı. Soydaşların birliği şimdi mücadeleye daha çok anlam katıyordu. Birkaç yer dışında savunma yapmaya yeltenemeyen Rum birliklerinin bir kısmı Magosa’da direniyordu. Harekatın ikinci günü, Mehmetçiğimizin Magosa’ya ayak basarak kurtarması ile sonuçlandı. Harekatın son gününde Kıbrıs’ın bütün kuzeyi ele geçirildi. Kıbrıs’ın üçte biri artık Türkler’indi. Kıbrıs’ın deyimiyle “mutlu barış harekatı”nın sonunda Kıbrıs’ın üçte biri artık Türk yurdu olmuştu.

Mehmetçiklerimizin Mücahitlerle birliği karşısında Rumlar dirense de Türk’ün gücünden bu zamana kadar hep çekindikleri için mücadeleye daha fazla devam edemediler. Özellikle Magosa’daki savunmasında ısrarcı olan Rumlar Türk ordusunun karşısında daha fazla direnemedi. Rum çeteleri ve ordusunun büyük kısmı yargılanıp cezalandırılmamak üzere kaçtı, kimisi ise teslim oldu.

Kıbrıs’ın üçte biri Erenköy’den Zafer Burnu’na kadar Kuzey Kıbrıs Türk yurdu oldu.

Kıbrıs halkı özlemini duydukları barış ve güven ortamı içerisindeki yaşama kendi deyimleri ile “mutlu barış harekatı”nın sonunda kavuştu. Harekat, Ada’ya adı gibi barış getirmişti.

Kıbrıs’taki Türk varlığının mücadelesinde şüphesiz ki iki isim bu uğurda adını altın harflerle yazdırmış, izledikleri askeri ve siyasi politikalarla adaya barış gelmesini sağlamışlardı. Biri dönemin Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit, diğeri ise Kıbrıs’taki milli davamızın şanlı fatihi, Kıbrıslı Türkler’in kurtarıcısı Rauf Denktaş.

 

CUMHURİYETE GİDEN YOLDA YÜRÜYEN KUZEY KIBRIS TÜRKLERİ

Türkiye’nin Kıbrıs’a ilişkin kesin görüşü; Kıbrıs’ın coğrafi ilkeler üzerine kurulacak federatif devlete dönüştürülmesidir. Ada’nın taksimi Türkiye’nin gündeminden çıkmıştı, artık daha önemli olan husus, bu federatif devletin nasıl kurulabileceğiydi.

Türkiye, Kıbrıs sorununda ilk defa inisiyatifi eline almıştı. Cenevre’de açıklanan düşünce çerçevesinde 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti ilan edildi. 12 Şubat 1977’te Denktaş ve Makarios, iki toplumlu bir federal cumhuriyet konusunda anlaştılar.

Yunanlıların ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde yaptıkları propaganda ile Türkiye’ye ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ambargo uygulatması Türkiye’nin ekonomik yönden büyük yaralar almasına neden olmuştu. 1964 yılında; Kıbrıs’ta yaşanan gelişmeler sırasında ABD Başkanı Johnson’un Başbakan İnönü’yü “ABD menşeli silâhları üçüncü bir ülkeye karşı kullanamazsınız” uyarısı üzerine Türk Hükümetince ve Kamuoyunda ilk defa, Millî Savunma Sanayi’nin ne kadar önemli olduğunu hatırlandı. Kampanyalar açılarak halkın desteğiyle Kara, Hava, Deniz Güçlendirme Vakıfları kuruldu. 1963, 1967 Kıbrıs Krizleri, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında yaşanan ambargolar, TSK’nin millî imkânlarla teçhiz edilmesi gereğini ortaya çıkardı. Bu politika; toplumun her kesiminde büyük kabul ve coşku ile desteklenen millî bir politika haline gelmeye başladı.

Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesinin 2. aşaması Batı’da kaygı ve tepki yaratmıştı. Duyulan kaygılardan birisi Türk-Yunan savaşı diğeri ise Türkiye’nin Ada’nın tamamını alması şeklindeydi. Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki yaklaşımına çıkarları açısından hep olumsuz bakmış olan ABD, afyon meselesinden duyduğu rahatsızlığı da Kıbrıs konusu ile birleştirerek Türkiye’yi cezalandırmak ve baskı altına alma girişimiyle ambargo sürecini başlattı.

17 Aralık 1974’te Senato’nun ve 18 Aralık 1974’te Temsilciler Meclisi’nin kabul ettiği 93-559 sayılı kanunla 5 Şubat 1975 tarihinden itibaren Türkiye ambargosu uygulanmasına karar verildi. Türkiye’nin ateşkese riayet edip Kıbrıs’a yeni asker ve silah göndermediği takdirde ambargo uygulanmayacaktı. Fakat Türkiye’nin böyle bir karara uyması mümkün değildi. Bu nedenle 5 Şubat 1975’te yürürlüğe girdi. Böylece alınan ambargo kararı ile Türkiye Amerikan yönetiminin askeri, siyasi ve ekonomik kıskacına girdi. Ambargo ABD silahlarının doğrudan olduğu gibi diğer NATO ülkeleri aracılığı ile de olsa Türkiye’ye aktarımını engelliyordu. Bu ağır ambargo 4 yıl sürmüştür.

Türkiye ise ambargo çabalarına alternatif silah kaynakları arayacağını ifade ederek tepkisini gösterdi. Türkiye’nin bu duruma verdiği bir diğer tepki ise 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kuruluşu oldu.

ABD’nin Türkiye’de yarattığı 2.Johnson Mektubu’nun etkisi,  önemli yeni yönelimlere sahne oldu. Bu durumda ABD, NATO’ya en büyük katkılarından birini gerçekleştiren Türkiye’nin askeri gücünün gelişmesini engelleyecek bir eyleme yönelemezdi, yönelmemeliydi de. Eğer ABD görevini yerine getirmezse, Türkiye’de bölgesindeki tehdit algılamasını ona göre yeniden belirler, bir başka şekilde Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa ülkeleri ile ilişkilerine yeni bir şekil verirdi.

Türkiye’nin izlediği bu kararlı tutum karşısında Amerikan Temsilciler Meclisi yumuşadı. Meclis, ambargo tarihinden önce anlaşması yapılmış ve parası Türkiye tarafından ödenmiş askeri malzemelerin sevkine izin verdi.

Türkiye’de Bülent Ecevit’in 5 Ocak 1978’de Başbakan olması üzerine Carter, ambargonun kaldırılması için harekete geçti. Ambargonun Kıbrıs sorununun çözümüne olumlu bir katkıda bulunmadığını belirterek Kongre’yi ambargoyu kaldırmadığı için eleştirmeye başladı. Başbakan Ecevit’in, ambargonun devamı halinde NATO’dan çıkmaktan söz etmeye başlaması ABD’yi oldukça endişelendirmişti. ABD silah ambargosu, Türkiye’de milli silah sanayiinin kurulması yolundaki çalışmaları da hızlandırdı. İhtiyacı karşılamak üzere askerlerin hayata geçirdiği vakıflar savunma sanayi yatırımlarında öncülük ettiler. Bu kapsamda kurulan şirketlerden bazıları Aselsan, Havelsan, İşbir, Aspilsan gibi şirketlerdi.

Başkan Jimmy Carter’ın girişimleri sonucu ambargo 26 Eylül 1978’de kaldırıldı. Bundan böyle Amerika gerek Türk kamuoyunun ve Rumların gerekse Kıbrıs ile doğrudan veya dolaylı ilgisi olan devletlerin tepkilerini bertaraf etmek için Kıbrıs meselesini BM vasıtası ile yürütmeyi tercih edecekti. Öte yandan ambargonun kaldırılmasına sevinmeyen SSCB, Türkiye’ye silah verilmesini barış için bir tehlike, Doğu Akdeniz ve Ege’de dengesizliğin kurulması olarak görüyordu.

Hükümetler orduyu ayakta tutabilmek için ciddi harcamaları göze aldılar, ekonomi iyice sarsıldı. Türk-ABD ilişkileri de böylece bozulmuş oldu.

 

Öte yandan Birleşmiş Milletler, Kıbrıs konusundaki tavrını korumaktaydı. 13 Mayıs 1983 tarihli kararda Rum hükümetinin Ada’nın hükümeti olarak kabul edilmesi yer almaktaydı. Bu durum karşısında Kıbrıs Türk Federe Devleti, 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak istiklalini ilan etmiştir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’tı. Atatürk’ün ilke ve inkılaplarına olan bağlılığı, cumhuriyet fikrini benimsemesinde etkili olmuştu. Atatürk’ün Lozan Antlaşması sonrasında uyguladığı barış formülünü örnek almasıyla iki devletin varlığını savunan barış tezinin, Türk tezinin temelini sağlamlaştırmıştır. Rumlar her ne kadar yeni kurulan devleti tanımamış olsa da Kıbrıs’taki barış ortamını sağlayan en büyük etken, Türklerin kendi devletlerine kavuşmuş olması ve de yaşanan çatışmaların sona ermiş olmasıdır.

Mücahitlerimizi de unutmamak gerekir… Bağımsızlık destanını canları ve kanları ile yazan, bu destanı bağımsız KKTC’ye armağan eden şehit mücahitlerimizin ve de Kıbrıs’ta verilen Türk bağımsızlık mücadelesinin muzafferi Rauf Denktaş’ın uğruna mücadele ettiği bu dava bizim milli davamızdır. Bugün Kıbrıs’ta yaşayan iki halkı birleştirme adı altında yapılan görüşmelerde emperyalizm rüzgarları estirenler şunu iyi bilmelidir ki, yavru vatan bellediğimiz Kıbrıs ne emperyalizme ne de uşaklarına esir olacaktır!

KAYNAKÇA :

Başbuğ, İ., Unutulan Ada Kıbrıs, Kırmızıkedi Yayınları, 2.Basım, İstanbul, 2016

İzgi, A. R., Kıbrıs Barış Harekatı Sonrasında Türkiye’ye Uygulanan Silah Ambargosu ve Sonuçları, Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Denizli, 2007

Özakman, T., Çılgın Türkler Kıbrıs, Bilgi Yayınevi, 26. Basım, Ankara, 2016

http://www.tarihintaniklari.com/contents/haber_oku.asp?haber=40

BEGÜM ERDOĞAN

İNCİRALTI TARİH CEMİYETİ ÜYESİ