Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 18 Ekim 2017

Üste git

Üste

Yorum Yok

Karada da denizde de geçilemeyen şanlı Çanakkale

Karada da denizde de geçilemeyen şanlı Çanakkale

 

“Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur.”

Mustafa Kemal Atatürk(1)

 

Her şey aslında ne İtilaf Devletlerinin karadan çıkarma yaptığı 25 Nisan günü başladı, ne de denizlerden ve boğazdan saldırıp da Çanakkale’yi geçemediği o 18 Mart’ta… Çanakkale’yi düşürme ve ardından İstanbul’u boğazıyla ele geçirip Ortadoğu’ya uzanma hayalleri Napolyon dönemine hatta daha öncesine uzanır. Fakat meselenin özünü iyi kavrayabilmemiz için çok fazla geriye gitmemiz gerekmeyecektir çünkü emperyalist güçler avını yakalayıp parçalayabilmek için üzerinde stratejiler geliştirmişler, 1. Dünya Savaşı’na kadar beklemişlerdir. Bekleyişin son bulduğu dönemde artık gerçek yüzünü gösteren İtilaf Devletleri işgal zamanı geldiğinde Osmanlı üzerinde bir yanardağ gibi patlamış, lavları antlaşmaya uygun olan veya olmayan tüm yerlerin işgaliyle ulaşmıştır. O halde meselenin başlangıcını 3 Kasım 1914’te Müttefik donanmalarının Çanakkale Boğazı’nı bombalamasıyla Çanakkale Cephesi’nin açılmasına temel oluşturması olarak ele alabiliriz.

 

Bir “Doğu”dur İtilaf Devletlerinin Aklını Alan

Tarih ders kitaplarında Çanakkale’nin 1. Dünya Savaşı sırasındaki önemi İtilaf Devletleri’nin Rusya’ya yardım ulaştırabilecek önemli bir geçit olduğu şeklinde gösterilir. Bunu yazan tarihçiler elbette haksız sayılmazlar, nitekim müttefik Rusya iktidar problemleri yaşıyor, isyanlar gün geçtikçe etkisini hissettirerek askeri ve ekonomik anlamda Rusya’yı müttefiklerine karşı yardıma muhtaç duruma getiriyordu. Ancak gerek Çanakkale gerekse İstanbul ve boğazların önemi salt bu değildi. Bu mevkilerin yıldızını parlatan en önemli sebep, Avrupa’nın doğusundan Hindistan’a uzanan “Doğu”ya hakim olabilmenin ve oraya ulaşabilmenin en önemli geçiş yoluydu. Bu sebeptendir ki İtilaf Devletleri Çanakkale’ye gözünü dikmişti.

Osmanlı Devleti’nin 30 Ekim’de savaşa girmesinin ardından İngiltere ve Fransız savaş gemileri 1 Kasım’da İzmir Limanı’nı, 3 Kasım’da ise Çanakkale Boğazı’nın girişindeki tabyaları bombalamıştı. Bu bombardıman, Rusya’nın ardından İngiltere ve Fransa’nın da Osmanlı Devleti’ne savaş ilanıydı. Böylelikle Çanakkale Muharebelerinin gelişmeleri bu bombardımanla başlamış oldu.

 

Adım Adım Çanakkale’ye

Çanakkale Boğazı’nın denizden zorla geçilebileceği fikri ilk kez Ağustos 1914’te o dönemin İngiltere’nin İstanbul büyükelçisi Sir Louis Mallet ortaya atmıştı (2). Bu fikir daha sonra 25 Kasım 1914’te İngiltere’de yapılacak kabine toplantısında da dile getirilecek; Çanakkale Boğazı’nı zorla geçerek İstanbul’u donanmayla baskı altına almak, Ruslarla bağlantı kurmak, sonra Boğazlar’a çıkarılacak kuvvetlerle buraları elde bulundurmak fikirleri tartışmaya açılacaktı.(3)

28 Ocak 1915’te toplanan İngiliz Savaş Konseyi’nde, yalnız donanmayla son hedef İstanbul olacak şekilde bir taarruz gerçekleştirilmesi, bu taarruz tarihinin de 19 Şubat 1915 olması kararlaştırıldı(4). Burada Amiral Nelson’un şu sözü aklımıza geliyor : “Bir kara kuvveti tarafından desteklenmeden istihkamlara saldıran gemici delidir.”(5)

Alınan bu karar Rusya’yı kendisine destek sağlanacak olması açısından memnun etse de bir yandan endişelendiriyordu. Çünkü toprak paylaşımında İstanbul Rusya’nın payına düşmesine rağmen İngiltere’nin İstanbul’a gelecek olması ve buradan çıkmaması ihtimali Rusya’yı bir hayli rahatsız ediyordu.

Şubat 1915 başlarına kadar Türk ordusu Doğu Anadolu’da, Süveyş Kanalı’nda ve Irak’ta meydana gelen savaşları kaybetmiş ve ağır zayiatlar vermişti. Türklerin Süveyş ve Kanal Harekatı’ndaki yenilgileri İngilizleri iyice umutlandırmış, “Nasıl olsa Çanakkale’de de kazanırız” diye düşünmelerine yol açmıştı. Fakat kara kuvvetleriyle ortak hareket etmemeleri onların 5 gün içinde ağır kayıplar vermesine neden oldu.

Birleşik Filo’nun başarısızlığı üzerine Anzak Kolordusu’nun bazı birliklerinin gerekirse Çanakkale’de kullanılmak üzere hazırlanmasına karar verildi. İngilizler bu şekilde hazırlanırlarken 25 Şubat’ta Çanakkale’de bulunan 9. Tümen Karargahı Maydos’a intikal ettirildi. Yarbay Mustafa Kemal’in komutasındaki 19. Tümen, 3. Kolordu’nun ihtiyatını teşkil etmek üzere 57. Alay ile birlikte 25 Şubat’ta Maydos’a intikal ettirildi. Giriş tahkimatındaki hasarlar giderilerek Gelibolu Yarımadası batı kıyılarında muhtemel bir çıkarmaya karşı gerekli önlemler alındı. Bu alınan önlemler ışığında meydana gelen önemli gelişmelerden birisi de 8 Mart’ta Nusret Mayın Gemisi’nin 11.mayın hattını tesis etmek üzere bıraktığı 26 mayın idi. Bu mayın hattı bir baskın etkisi yaratacak, deniz muharebelerinin kaderini, hatta sonucunu belirleyecekti. Artık müttefikler açısından Çanakkale seferi çıkmaza girmişti. Müttefiklerin sefere muvaffak olamaması Türk ordusunun mücadelesine güç katıyordu. Nitekim Yarbay Mustafa Kemal birliklerin moralini yükseltip coşkularını arttırıyordu.

Müttefik ordularının 9.Haçlı Seferi olarak niteledikleri Çanakkale Seferi’ne ne kadar tahkimat sağlamış olsa da Türk ordusunun verdiği güçlü savaşım karşısında başarısızlığa uğrayacak, kolayca geçebileceklerini sandıkları Çanakkale onlar için geçilemeyecekti. Türk ordusu bu gerçeği 18 Mart 1915’te Çanakkale Deniz Muharebelerinde düşmanın yüzüne bir tokat gibi yapıştıracaktı. Gemilerini 13 km’den fazla öteye yaklaştıramayan müttefik ordusunun en önemli gemileri, fedakar askerlerimizin attığı toplarla batırılacaktı.

Tahkimatların en iyisi, sayıca askeri birliklerin çoğunluğu müttefiklerde olması bu muharebenin kazanılmasında yeterli olamamıştı. Çünkü bu savaşın kazanılmasını sağlayan en önemli sebep, erlerin ve subayların vazifelerindeki fedakarlıklarıydı. 1700’lerden bu yana savaşlardan yenilgiyle çıkan Türk ordusunun üzerine bir güneş gibi doğan bu zafer, gerek ordunun gerekse Türk milletine umut aşılamış, gücüne güç katmıştır. Emperyalizmin kendisine olan güveni sarsılmakla birlikte Batı’da barbar olarak tanınan Türklerin askeri varlığı ağır bir şekilde hissedilmiş ve tanınmıştır.

Yeni Bir Çıkarma Hazırlıkları

İtilaf Devletleri, Çanakkale’deki mağlubiyetlerinde bu işi sadece donanma ile başaramayacaklarını anlamışlardı. Geniş çaplı bir amfibik çıkarma harekatına karar verildi. Müttefik kara ordusu komutanı General Hamilton, 22 Mart’ta ordu ve donanma komutanlarının yaptıkları değerlendirme toplantısında aldıkları kararını 27 Mart’ta İngiltere’de Harp Konseyi’nin aynı yöndeki kararıyla perçinledi. Bunun üzerine çıkarma hazırlıklarına derhal başlandı.(6) Çanakkale’de düzenleyecekleri kara harekatı için askerlerini Limni Adası’nda “Akdeniz Seferi Kuvveti” adı altında toparladılar. Bu kuvvetin içindeki kolordudan birisi de bizim belki de ilkokul yıllarından beri duyduğumuz, Anzak diye bildiğimiz Avustralya ve Yeni Zelanda Birlikleri (ANZAC) idi.

Peki Türkler bu sırada Çanakkale’de yapılacak bir harekata karşı nasıl hazırlanıyorlardı ? Boğaz savunması Cevat Paşa komutasındaki Çanakkale Müstahkem Mevki komutanlığına bırakılarak Gelibolu Yarımadası ve Çanakkale Boğazı’nın Anadolu yakasındaki dış sahillerin savunulması için 5. Ordu kuruldu. Bu ordunun komutanlığına da 25 Mart’ta Alman General Liman Von Sanders getirildi.

Liman Paşa, Gelibolu Yarımadası ve Anadolu Yakasında alınan savunma düzenini değiştirmiş, kıyıya yakın yerleşecek kuvvetlerin çok üstün düşman donanmasının ateş gücünden etkileneceğini düşünerek kıyının zayıf kuvvetlerle tutulup geride toplu halde bulundurulacak kuvvetli ihtiyatların sevkiyle karaya çıkabilecek düşmanı karşı taarruzla denize dökmeyi planlanmıştı (7). Fakat bölgedeki Türk subayları başta 9. Tümen Komutanı Halil Sami Bey olmak üzere bu stratejinin düşman askerine karaya çıkma imkanı vereceğini düşündüğünden bu görüşü desteklememişlerdi. Onlara göre düşman çıkarma esnasında en zayıf olduğu anda yani deniz üzerinde karşılanmalı ve karaya çıkamadan imha edilmeliydi. Neticede Liman Paşa, geliştirdiği bu planı Osmanlı Genelkurmayı’na kabul ettirdi.

Müttefikler kara harekatını Boğaz’ı gemilerine açmak amacıyla planlamışlardı ve hedefleri Kilitbahir Platosu’nu ele geçirip hem Rumeli hem de Anadolu tarafındaki merkez tabyaları kara ordusu ile düşürmek, donanmaya yol açmaktı. Bu planı dikkate alacak olursak Liman Paşa’nın düşmanın kara harekatını yapmaktaki amacını anlayamamasıyla birlikte elinde bulunan dört tümeni asıl çıkarma bölgelerinin uzağında tutarak düşmanın işini kolaylaştırdığı söylenebilir.

Kilitbahir Platosu’nu ele geçirip Boğaz’ı savunan tabyaları arkadan kuşatıp ele geçirmeyi ana hedef olarak belirleyen Hamilton, bu hedefe ulaşabilmek için ana çıkarmanın yapılacağı en uygun yer olarak Seddülbahir bölgesini görmüştü. Seddülbahir civarında beş ayrı yere yapılacak çıkarmayı İngiliz 29. Tümen gerçekleştirecekti. Çıkarma yapılacak noktalar ise şunlardı:

S Kumsalı (Morto Limanı’nı doğu sahili, yani bugünkü Çanakkale Şehitleri Abidesinin batı yamaçlarının denize indiği yer), V Kumsalı (Seddülbahir köyünün plajı olan Ertuğrul Koyu), W Kumsalı (Seddülbahir köyünün yaklaşık 2 km batısında bulunan Tekke Koyu), X Koyu (Tekke Koyu’nun 1,5 km kuzeyinde küçük bir koy olan İkiz Koyu), Y Kumsalı (Pınariçi Koyu)

Hamilton planının aldatma ve şaşırtma taktiği gereği asıl çıkarma bölgesinin uzağında yer alan bölgeye yani Beşige Limanı ve Bolayır bölgesinde aldatma ve gösteriş çıkarmaları yapılarak buralardaki Türk birlikleri geçici de olsa esas çıkarma bölgesinden uzak tutulmaya çalışılacaktı (8).

Akdeniz Seferi Kuvvetleri başkumandanlığı 20 Nisan 1915 günü birliklerine hareket emirlerini yayımladı. Çıkarma günü ise her ne kadar 23 Nisan olarak belirlenmişse de hava şartları çıkarmayı 24 Nisan’ı 25 Nisan’a bağlayan sabaha ertelemişti.

Anzak Geliyor, Türk Ordusu Geçit Vermiyor

25 Nisan 1915 şafağında Anzak askerleri Arıburnu sahiline yanaştılar. Karaya çıkar çıkmaz Haintepe’den yaylım ateşi açtılar. Başlayan bu donanma bombardımanı ile Arıburnu çıkarması başlamıştı. Çıkarmanın ilk saatleri Türklerin aleyhine gelişmekteydi. Yarbay Şefik Bey’in amacı ise en kısa zamanda taarruza geçmek, kontrolsüz bir şekilde ilerleyen Anzaklar’ı geri püskürtmekti.

Bu sıralarda 19. Tümen ordu ihtiyatı olarak Bigalı’dadır ve harekatın gidişatına göre görevlendirilecektir. 9. Tümen Komutanı Albay Halil Sami Bey’den gelen emir, Mustafa Kemal’i tarihe erişmesine sağlayacak gelişmelerin başlamasına neden olacaktı : “Öğleden evvel saat altı buçukta idi. Halil Sami Bey’den gelen bir raporla düşmanın Arıburnu sırtlarına çıktığı anlaşılıyordu ve buna karşı benden bir taburun söz konusu düşmana sevki isteniyordu.”(9) Yarbay Mustafa Kemal, efsane alay olan 57. Alayla Bigalı’dan Conkbayırı’na doğru harekete geçer.

Askerler dinlendiği sırada Yarbay Mustafa Kemal’in yaveri, sertabip ve topçu tabur komutanıyla keşfe çıkar. Düztepe civarında geri çekilen 1. Takım erleri ile karşılaşırlar :

“-Niçin kaçıyorsunuz, dedim.

-Efendim düşman, dediler.

-Nerede?

-İşte, diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.”

Yarbay M. Kemal’in erlerle olan bu diyaloğu savaşın kaderinin döndüğü anlardan biriydi. O sırada düşman tepeye gelmişti :

“Kaçan askerlere :

Düşmandan kaçılmaz dedim.

Cephanemiz kalmadı dediler.

Cephaneniz yoksa süngünüz var dedim

Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım.”

Bu askerler süngü takıp yere yatınca düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an bu andır.”(10) diyerek hatıralarına not düşen Yarbay Mustafa Kemal, Yarbay Hüseyin Avni Bey komutasındaki 57. Alay’a zihinlere kazınan tarihi emri verir : “Size ben taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum… Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimizi başka kuvvetler ve başka kumandanlar alabilir.”(11)

Turgut Özakman’ın Diriliş 1915 romanında bu anı anlatan şöyle bir pasaj yer almaktadır : “…Alayın durumu Şefik Bey’i kaygılandırmaya başladı. Arıburnu koyunu dolduran filonun toplarını alayın her hareketini ustaca izliyor ve kayıp verdiriyordu. Hızla erimekteydiler. Alayının, Arıburnu kesiminin Çanakkale Boğazı’nın bir kurtarıcıya ihtiyacı vardı. Bu sıkışık anda 19.tümenden haber geldi. 19. Tümen Komutanı Yarbay M. Kemal sabah 57. Alay’la birlikte Kocaçimen’e hareket etmişti. Yani 27. Alay’ın sağ yanının gerisine. Şefik Bey bütün yüreği ile hamdetti. Yalnız alayı değil, yalnız Arıburnu değil, Boğaz, dolayısıyla İstanbul kurtulmuştu.”

18 Mart’taki kabullenememe ve şaşkınlık halini ve müttefik donanmasının kendisine güveninin kırılmaya başlamasını 25 Nisan çıkarmasının ilk haftası sona erdiğinde de görebilmek mümkündü. Kolayca geçebileceklerini sandıkları Çanakkale geçilemediği gibi, pes edip geri çekileceği düşünülen Türk askeri bu çıkarmada da müttefik kuvvetlerine sürpriz yapmış, Gelibolu Yarımadası’ndaki direnişiyle düşmana ağır kayıplar verdirmesiyle bir kez daha tokadı basmıştır diyebiliriz. Anzak askerleri de olup bitenler karşısında oldukça şaşkındılar çünkü meydana gelen gelişmeler kendilerine söylendiği gibi olmuyordu. Çıkarma öncesi eğitime ve hazırlığa tabi tutulan Anzak askerlerine Türkler yalan yanlış bir şekilde tanıtılıyor, komutanları tarafından çıkarmalarda kazanacakları telkin ediliyordu. Fakat söylenenlerin aksini çıkarmalar esnasında yaşayıp deneyimleyen bu askerlerin gerek kendi hatıralarında gerekse o dönem Avustralya’da yayımlanan gazetelerinde Türkler hakkındaki fikirleri değişmiş bir vaziyete bürünecekti.

25 Nisan günü başlayan çıkarmalara değerlendirme niteliğinde şunları da eklemek gerekir : 5.Ordu Komutanlığı’na atanan Liman von Sanders’in planı işletilememişti. Liman Paşa, savaş esnasında birlikleriyle doğrudan irtibat kuracağı ve haberleşebileceği bir mevkide bulunmalıydı. Fakat çıkarma günü Gelibolu’dan ayrılan Liman Paşa Bolayır’a gitmişti ve kendisine ulaşılamamıştı. Duruma hakim olamaması, kararsızlık ve gecikmeler yüzünden fedakar Türk askeri kaderi ile baş başa bırakılmıştı. Burada Türk askerinin şansı, Yarbay Mustafa Kemal gibi bir tümen komutanının askeri dehası ile duruma müdahale etmesi idi. Düşmanın niyetinin bölgeye hakim sırtları ele geçirmek olduğunu anlayıp Halil Sami Bey’in talep ettiği bir tabur askerin yeterli olamayacağını düşünerek çok yerinde bir kararla 57. Alay’ı muharebeye sürmesi Mustafa Kemal’in askeri stratejiyi iyi bildiğinin göstergesidir.

Böylelikle Mustafa Kemal, Liman Paşa gibi hatalı strateji ağına takılanlara, bir askerin savaş sanatında usta olabilmesi için savunma yaptığı coğrafyanın özelliklerine de vakıf olmuş bir şekilde askeri birikimi ile harmanlaması gerektiğini mücadelesi ile göstermiştir.

Bu vatanın bağrından kopmuş Mustafa Kemal ve onun gibi nice kahraman askerlerimizin fedakarlıkları şunu bir kez daha göstermiş oldu ki, Çanakkale emperyalizmin denizlere döküldüğü bir topraktır, geçilemez!

DİPNOT :

  1. Ruşen Eşref, “M.Kemal Çanakkale’yi Anlatıyor”, s.23
  2. İlhan Akşit – Hayati Tezel, “Mustafa Kemal ve Çanakkale 1915”, s.41
  3. Mehmet Şevki Yazman, “Türk İstanbul”, s.24-25
  4. Oglander, “Büyük Harbin Tarihi/Çanakkale Gelibolu Askeri Harekatı”, s.33,41-42
  5. Enver Ziya Karal, “Osmanlı Tarihi/İkinci Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı (1908-1918), s.430
  6. Muzaffer Albayrak-Tuncay Yılmazer, “Sorularla Çanakkale Savaşı”, s.47-48
  7. g.e., s.51-52
  8. g.e.,53
  9. Ruşen Eşref, “Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat (Çanakkale Hatıraları), c.3, s.21
  10. g.e, s.24
  11. g.e, s.28

 

KAYNAKÇA :

Akıngüç, Gürsel, Tarihi Süreç İçinde Çanakkale Muharebeleri ve Muharebe Alanları, Ajans 2023 Yayınları, Çanakkale, 2010

Albayrak, Muzaffer- Tuncay Yılmazer, Sorularla Çanakkale Savaşı, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2016

Özakman, Turgut, Diriliş Çanakkale 1915, Bilgi Yayınevi, 1. Baskı, İstanbul, 2008

Sherrill, Charles H., Selanikten Geliboluya, İlgi Yayınları, 1.Baskı, İstanbul 2006

Tunçoku, Mete, Anzakların Kaleminden Mehmetçik, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 1997

Tutkun, Mustafa Kemal, 100. Yılında Çanakkale Ruhu 1915, Kaynak Yayınları, 1.Baskı, İstanbul, 2015

Yılmazer, Tuncay, Alçıtepe’den Anafartalar’a Çanakkale Kara Muharebeleri, Yeditepe Yayınları, 5. Baskı, İstanbul, 2007