Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 27 Mayıs 2018

Üste git

Üste

Yorum Yok

İSTİKLAL ŞAİRİ: MEHMET AKİF​

İSTİKLAL ŞAİRİ: MEHMET AKİF​

​Kimi dindar yönünü ön plana çıkararak, kimi Sultan II. Abdülhamit’le arasındaki sıkı bağı vurgulayarak, kimi de hayatının son zamanlarını gözden uzak geçirdiğinden Atatürk’le arasının bozuk olduğunu iddia ederek anlatır büyük şairi. Ama bu anlatımlarda vatansever, ülkesi işgal altındayken geceleri rahat uyuyamayan, vatan savunması için bizzat görev isteyen yönünden hiç bahsetmezler. Başta İstiklal Marşımızda olmak üzere Akif’in birçok şiirinde gördüğümüz en büyük vurgu vatandır.

​Bugün en çok İslamcıların sahip çıkmaya çalıştığı, bazı AKP teşkilatlarında Sultan II. Abdülhamit’le yan yana fotoğraflarının koyulduğu Mehmet Akif öyle bir vatanseverdir ki, görünüşte vatansevermiş gibi görünüp vatan topraklarına emperyalistlerin girmesine göz yumanlara nefretini kelimenin tam anlamıyla kusmuştur.

​Abdülhamit’le adının sürekli anılması peşinden Vahdettin, Damat Ferit ve Ali Kemallerle anılmasını da getirmiştir. Adeta bambaşka bir Akif yaratılmaya çalışılmıştır. Günümüzde dini insanları aldatmadaki en büyük araç olarak kullananların, vatan işgal altındayken yerinde duramayan Akif’ten başka bir Akif çıkarmaya çalıştıklarını net bir şekilde görmekteyiz.

​Bilinenin aksine Mehmet Akif tam bir Abdülhamit düşmanıdır. Aralarında sıkı bağ falan da yoktur çünkü hayatında hiçbir zaman Sultan’la karşılaşmamıştır bile. Olguları yıkıp uydurma tarih yazımının belki de en fazla olduğu dönemdeyiz. Ama her ne kadar uğraşsalar da olgular elbet gün yüzünde apaçık ortadadır. Akif’in Abdülhamit’ten ne kadar nefret ettiğini şu dizeleri gayet net bir şekilde anlatıyor:
“Ortalık şöyle fena, böyle müzebzeb işler,
Ah o Yıldız’daki baykuş ölüvermezse eğer,
Âkıbet çok kötü…”

​Yine başka bir şiirinde şu mısralar göze çarpıyor:
“Düşürdün milletin en kahraman evlâdını ye’se…
Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun rûh-i İblis’e”

​Sultan Abdülhamit için baykuş, iblise rahmet okutan gibi nitelendirmelerde bulunması, hatta bu şiirin adının İstibdat olması dahi Abdülhamit’e karşı nefretini ortaya koyuyor.
​Bu düşmanlık onun yolunu Hürriyet Devrimi’nin ardından İttihat ve Terakki ile kesiştirmiştir. Hürriyetin ilanının hemen sonrasında 11 arkadaşı ile birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye olmuş ve mücadelesine örgütlü bir şekilde devam etmiştir. Cemiyette birçok önemli görevler de almıştır. Bunlardan en ön plana çıkanı, Teşkilatı Mahsusa’nın verdiği görevle emperyalizme karşı İslam Birliği’ni kurmak üzere Almanya’ya gitmesidir. Orada Müslümanları İngiliz emperyalizmine karşı aydınlatma ve örgütleme çabasına girmiştir. Bu görevin ardından yine Teşkilatı Mahsusa onu Arap topraklarına göndermiştir. İsyan eden ayrılıkçı Arap aşiretlerini Osmanlı’dan kopmaması ve düşmana karşı birlikte mücadele etmeye ikna etmeye çalışmıştır. Ancak Bedevilerin silahlı gösterisi üzerine oradan ayrılmak zorunda kalmıştır.

​Büyük Harp’in ardından Akif vatan mücadelesinin yine en içindedir. 23 Nisan 1920’de açılan 1.TBMM’de Burdur milletvekili olarak görev yapmıştır. Ancak bu sırada vatanı karış karış gezerek halkı işgale karşı bilinçlendirmiştir. Tabii bilindiği üzere İstiklal Marşı da bu dönemde yazılmıştır. Hükümetin, milletin top yekun vatan savunmasında yer alması için bir İstiklal Marşı’nın yazılması gerektiği kararını alması üzerine Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı) bir yarışma başlatır ve 724 şiir arasından Akif’in şiiri kabul edilir. Şiir öylesine ses getirmiştir ki Meclis’te ilk okunduğunda uzun süre alkış tufanı dinmemiştir.

​Ali Kemallerin Peyamı Sabah’ı, Maarif Vekaleti’nin Hakimiyeti Milliye’de verdiği İstiklal Marşı ilanı için “Bir garip ilan” tanımlaması yapan kafaları bugün de görüyoruz. İstiklal Marşı’nın yazılmasını garip karşılayanlarla Andımız’ı, İstiklal Marşı’nın okullarda, spor müsabakalarında okunmasını yasaklayanlar aynı zihniyetin ürünüdür. Bağımsızlık mücadelesini, vatan savaşını anlayamayanlar o gün hangi saftaysa bugün de aynı saftalar. Karşı devrimcilik beraberinde işbirlikçiliği ve ardından da ihaneti getirmiştir. Ancak sonu her zaman aynı şekilde bitmiştir. Ali Kemallerin, Damat Feritlerin mezarları dahi belli değildir, Adnan Menderesler ise bedelini en ağır şekilde ödemişlerdir. Mehmet Akifler ise hep vatan mevzisinde olmuştur, onu bu çizgiden çıkarmak tarihsel gerçekliğe aykırıdır. Zaten çıkarmaya çabalamak da gereksiz safsata yığını oluşturmaktır. Bu yalanlarla mücadele eden yeni kuşak Jöntürkler de hep karşılarına çıkacaktır!

Kaan ARSLAN | İnciraltı Tarih Cemiyeti Reisi Umumisi

Kaynakça:
Zeki Sarıhan, Mehmet Akif, Kaynak Yayınları, Kasım 1996, İstanbul