Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 22 Ocak 2019

Üste git

Üste

İran Meşrutiyet Devrimi’nde Bir Jöntürk: Ömer Naci

İran Meşrutiyet Devrimi’nde Bir Jöntürk: Ömer Naci

 “O coşkun bir kalbdi, şen bir fikirdi;

Sevdiği vatandı, sevgisi birdi.

Şairden ziyade o bir şiirdi.

Yaşayan bir gaza destanıydı o!”

Ziya Gökalp

Bir kaza veya yangında ölmüş Kafkasyalı Türk göçmen çiftin ortada kalmış yavruları olduğu söylenen Ömer Naci’yi aslen Beylerbeyili olan Defterdar CemalBey’le eşi Hayriye Hanım daha kundakta iken evlat edinirler. Askeri künyesinde doğum tarihi 1878 Beylerbeyi- İstanbul yazan Ömer Naci’yi Cemal Bey ve HayriyeHanım, öz evlatları gibi bağırlarına basarlar. Zeki, cesur ve atılgan bir çocuk olarak büyüyen Ömer Naci, daha çok küçük yaşta şiire, edebiyata, tarihe meraksalar, güzel konuşması ile ün kazanır. Daha ilkokul sıralarındayken öğretmenleri ve arkadaşları onun edebi kabiliyetini ve hitabetteki gücünü hayranlık ve takdirle karşılarlar. Babası Cemal Bey’in Bağdad Defterdarlığı sırasında özel öğretmenlerden Arapça, Farsça, Fransızca dersler alır. Babası her ne kadar sivil hayatta bir meslek sahibi olmasını istese de göğsü kahramanlıkla dolu olan bu genç, askerliği tercih eder.

Ömer Naci’nin öğrenim hayatı, Bursa Işıklar Askeri İdadisi’nde epey hareketli geçer. Buradayken Namık Kemal’in şiirlerini, gizli ve yasak Jöntürk yayınlarını okur, çevresindeki arkadaşlarına okutur. Daima kavgalara dövüşlere katılan Ömer Naci, sık sık da Okul hapishanesine girenlerdendir. Milletinin istibdad ve zulüm altında inlemesine kayıtsız kalmayacak, Işıklar hapishanesi duvarlarına çakı ile şu beyiti kazıyacaktır: [1]

“Derdi millet ile harab oldu ten

Neyleyim ikbali, istikbali ben”

Daha lise sıralarındayken vatan ve millet dertleriyle yanıp tutuşan, fedakârlığı ve alçakgönüllülüğü ilke edinmiş bu genç, hayatının ilerleyen safhalarında da kendi kişisel çıkarlarını vatanının üstünde tutmayacak, rahatını düşünmeyecek nerede olsa yatacak ne bulsa onu yiyecektir. Eskişehir İnönü Mektebi Başmuallimi Necip Necati Bey’e bir gün: “Üç arzudan nefsimi tecrid ettiğim için dünyanın en bahtiyar insanıyım: para, mevki, şöhret ve hayat sevgisi” der.[2]

Öyle ki Türk Devriminin ateş ve barut kokan döneminde anıtlaşan ve bütün varlığını Türk Devrimine adayan inkılabın şanlı evladı Ömer Naci, Türk Devrim tarihinde önemli bir safha olan İttihat veTerakki ile Teşkilatı Mahsusa üzerine yazacakları, kendisine geniş yer ayırmaya mecbur bırakacaktır.

 HARBİYE SIRALARINDA İKİ TEŞKİLATÇI

Denilebilir ki en yakın ve sevdiği gençlik, askerlik ve mücadele arkadaşlarından, onun büyüklüğünü ilk keşfeden sınıf arkadaşı Şair ve Hatip Ömer Naci’den bahsetmeden yazılacak bir MustafaKemal Atatürk biyografisi eksik kalacaktır. Ömer Naci, Mustafa Kemal’in hayatında bir dönüm noktasıdır. Manastır Askeri İdadi’si sıralarında başlayan dostluğun Mustafa Kemal’in katıksız vatansever ve hürriyetperver olmasında büyük katkısı olacaktır. O yıllarda hepsi yasak sayılan Namık Kemal’in, gençliğe vatanseverlik ve hürriyet tutkusunu aşılayan şiirlerini gizliden gizliye Mustafa Kemal’e verir. Manastır Askeri İdadisi’nde Mustafa Kemal’inÖmer Naci’den aldığı Namık Kemal aşısıdır ki Namık Kemal yolunda bir vatansever ve hürriyet fedaisinin yetişmesini sağlayacaktır ve Türk milleti için:

“Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini

Yok, imiş kurtaracak bahtı kara maderini”

diye haykıran büyük vatan şairine, 13 Ocak 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Kürsüsü’nden:

“Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini

Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini”

karşılığını veren o büyük Türk devrimcisinin tarih sahnesine çıkışına yardımcı olacaktır. [3] Hakkı Baha Bey’in evinde gerçekleşen Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin gizli toplantısında Ömer Naci, Mustafa Kemal’e şöyle seslenecektir: “Mustafa Kemal! Arkandayız, seni takip edeceğiz! Ölümler, celladlar, işkenceler bile bizi bu azmimizden çeviremeyecektir. Hürriyet verilmez, o ancak alınır. Zulüm ve istibdad altında inleyen bu masum ve biçare milleti kurtaracağız, yaşasın hürriyet ve ihtilâl!” [4]

İttihat ve Terakki’nin ateşli hatibi ÖmerNaci’yi daha sonra Bab-ı Ali Baskını sırasında merdivenlerden kitlelere haykırarak baskının kaderinin değişmesinde, II. Abdülhamid’in uzun süren istibdadına son verilmesinde büyük rol oynarken göreceğiz.

İRAN DAĞLARINDA BİR HÜRRİYETPERVER

Rusya’da patlak veren 1905 devriminin yankısı tüm dünyada sürüyordu. Devrimle birlikte insanlık tarihinde yeni bir dönemin kapıları aralanmış, yeni bir sayfa açılmıştı. Açılan yeni sayfa, İran’da da ihtilâl çağrılarını yoğunlaştırmış, 1905 yılı başlarında gün yüzüne çıkan ekonomik kriz, Meşrutiyet Devrimi’nin fitilini ateşlemişti. Gümrük gelirlerinin düştüğü, gıda fiyatlarının yükseldiği ve yeni kredi taleplerinin reddedildiği süreçte, İngiltere ve Çarlık Rusya’ya tanınan olağanüstü iktisadi, idari, askeri ve siyasi ayrıcalıklar bardağı taşıran son damla oldu.

1905 yılının ortalarına gelindiğinde yükselen devrimci dalga yayılmaya başladı. Tahran’ın çarşı esnafı dükkânlarının kepenklerini indirerek İngiltere ve Rusya’ya tanınan ayrıcalıkları protesto etti. Seyyid Muhammed Tebatebayi veSeyyid Abdullah Bebehani gibi ulemadan saygın kimselerin de destek vermesiyle milliyetçiler Şah Muzarefeddin’e karşı ayaklanma başlattılar. İran’da ayaklanmalar sürerken İttihatçılar, İran’da etkin olan İngilizlere karşıİran’ın bağımsızlığını savunan meşrutiyet yanlıları ile yakın temas kurdular. Kabına sığmayan heyecanını ve hatiplik yeteneğini Cemiyetin politikalarını kitlelere yaymak için kullanan Ömer Naci’yi İttihat ve Terakki yönetimi İran’a gönderme kararı alır. Henüz İstanbul’da öğrencilik yıllarındayken bile İranlılarla tanışıklığı, özellikle seyyar kitapçılık yapanlarla ilişkisi vardır Ömer Naci’nin. 1908 yılı ve sonrasında da İran meşrutiyetçileri ile yakın ilişkisini sürdürmüş; İttihat veTerakki ile İranlı meşrutiyetçiler arasındaki ilişkinin önemli ve güvenilir bir unsuru olmuştur.

Cemiyet’in İran’da bulunma görevi verdiği tarihlerde Ömer Naci’yiParis’te görüyoruz. Daha sonra, Meşrutiyet’in ilanından önce Paris’ten Rusya yolu ile İran’a gelecektir. Yusuf Hikmet Bayur, Cemiyet’in İranlı devrimcilerle temasa ve iki ülke arasındaki dostluk ilişkisine verdiği önemi şöyle ifade eder: “İttihad ve Terakki Paris Merkezi, İran inkılapçıları ile temasa çok önem verir ve ünlü hatip Ömer Naci’yi İran Azerbaycanı’na yollar. Cemiyet’in biteviye ileri sürdüğü düşünce, aradaki geçimsizlik ve çatışmaların tek sebebinin Abdülhamid olduğu ve Osmanlı ülkesinde de meşrutiyet kurulunca iki ülke arasında sarsılmaz bir dostluğun yerleşeceğidir.” [5]

İran’ın Hoy şehrine yerleşen Ömer Naci, burada beklemeye koyulur. Öte yandan Paris’te okurken Jöntürklerle temas kuran genç meşrutiyetçi Mirza Said’i bulur. Varlıklı bir ailenin çocuğu olan Mirza Said, şehirde çıkardığı Sıratı Müstakim adlı dergiye ve sahibi olduğu özel okula Ömer Naci’yi müdür yapar. Bu sayede Ömer Naci, bir yandanFarsçasını ilerletecek, öte yandan da Azerbaycan şivesi ile nutuklar verecektir.  Oğlu Hikmet Naci Hatipoğlu, babasının İran’a ait hatıralarında İran Azerbaycan’ında adeta milli marş olarakTürkler arasında Ömer Naci’nin yıllarca söylenmiş olan şu dizelerine yer verir:

“İster isek biz de yahşi gün görek

Lazımdır kim yürek yüreğe verek

Gel kardaşım dost olak

Kasavetten kurtulak!

İster isek halas olmak beladan

Senlik benlik çıksın artık aradan…”

Ömer Naci, İran’da kısa sürede herkese kendini sevdirecek, adını duyurmayı başaracaktır. Fakat çok geçmeden İran Şahı Muhammed Ali’nin, İran Meclisi Mebusanı’nı topa tutması, ortada ne dergi bırakacaktır ne de okul… Ömer Naci, Mirza Said’le birlikte silahlanarak Tebriz direnişine destek verecek, Tebriz direnişinin ve İran Meşrutiyet İhtilalinin önemli simalarından olan Settar Han ve Bagir Han’ın yakın çevresinde olacaktır. Ömer Naci sayesinde, Tebriz direnişi ve İran’daki inkılap hareketi hakkında Osmanlı basınına bir çok bilgi ulaştırılacak veya bizzat kendisi yazacaktır.

Settar Han ve Bagir Han ile dağa çıkan ve bir süredir dağlarda yaşayan ÖmerNaci ve müfrezeleri, bir gün İran Şahı’nın kuvvetli bir takip kolu ile çatışmak zorunda kalır. Ömer Naci, birkaç arkadaşı ile yakalanacak, hapsedilecek ancak kaçmayı başaracaktır. İkinci kez yakalandığında ise Türkiye’de 1908 Devrimi olmuştur. Osmanlı Elçiliğinin ve meşrutiyetçilerin çalışmalarıyla serbest kalacaktır. Daha sonra İranlı meşrutiyetçi arkadaşı Mirza Said’le Van- Muş yoluyla Erzurum’a giden Ömer Naci, Erzurum’a geldiklerinin üçüncü günündeCemiyet’in Erzurum teşkilatının Pastırmacı Kıraathanesi’nden düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katılacaktır. Konferansta, Cemiyet’in Doğu’daki teşkilatına memur olan ve Selanik’ten gelen Erkan-ı harp Binbaşısı Vehip Paşada konuşmacıdır. Konuşma sırası gelen Mirza Said, tatlı bir Azerbaycan şivesi ile söze başlar. Öncesinde Ömer Naci’den söz açar. Onun kahraman ruhundan, onun kudretinden fedakârlığından, Onun yalnız Türkler ve İranlılar için değil, bütün dünya mazlumları için çarpan yüce bir kalp ve duyguya sahip olduğundan tatlı tatlı bahseder. Ömer Naci’nin yalnız Türkiye’nin değil, İran’ın da bütün mazlummilletlerin de Ömer Naci’si olduğunu izah eder.[6]

1910 yılında ÖmerNaci’nin Ferah tiyatrosunda verdiği bir konferansta Hürriyet ve Kanun-i Esasi olgusunu öne çıkarır ve evrenselliğine vurgu yaptığı konuşmasında II.Abdülhamit ve Muhammed Ali Şah istibdatlarının İran ve Osmanlı devlet ve toplumlarına yaşattığı sıkıntıları dile getirir ve “kardeş İran halkının eninde sonunda istibdattan kurtulacağını” [7] belirtir.

Yaşamı boyunca daima hareket halinde olan, çoğunlukla Doğu Anadolu’da faaliyette bulunmuş; I. Dünya Savaşı sırasında İran harekatına katılmış; Azerbaycan seferine giden Halil Paşa komutasındaki fedai grubu içinde yer alan ve her şeyini vatana feda eden Ömer Naci, 1918’de Kerkük’te tifodan ölmüştür.

Dün vatan ve bağımsızlık mücadelesinde kaderlerini ortaklaştıran Türkiye ve İran, bugün de aynı kavgayı paylaşıyor. Emperyalist saldırganlığın, ambargoların, ekonomik yaptırımların gölgesinde Ömer Naci gibi gerçek fedailerin yaşam öyküsü, vatan ve hürriyet mücadelesindeki azmimizi ve kararlılığımızı keskinleştiriyor. Ömer Naci, Settar Han, Bagir Han ve nice vatan fedailerinin anıları, iki ülke arasındaki sarsılmaz dostluk ilişkisinde ve mazlum milletlerin kalbinde yaşıyor ve yaşamaya devam edecek.

Emrah ZORBA

TGB Ankara İl Yöneticisi

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Fars Dili ve Edebiyatı öğrencisi


[1]  Dr. FethiTevetoğlu, Ömer Naci, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1989, sf.13

[2] Necip Necati Bey, Hatıralar, 23. 1. 1934

[3] T.B.M.M Zabıt Ceridesi, 17. Cilt, sf.285,13 Ocak 1921

[4] Hüsrev Sami Kızıldoğan, Vatan ve Hürriyet-İttihad ve Terakki, Belleten, Temmuz 1937, cilt I, sayı 3-4 sf. 525- 619 . ÖmerNaci, Selanik, 1906 Vatan ve Hürriyet gizli cemiyeti toplantısında yaptığı konuşma.

[5] Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, s.357

[6] Nazım Ören, İki Hatipten Öteki, s.2-6

[7] Celal Metin, Emperyalist ÇağdaModernleşme- Türk Modernleşmesi ve İran (1800- 1941), sf.239

inciraltitarih.com