• İNCİRALTI TARİH CEMİYETİ'NDEN
    ATATÜRK'ÜN FİKİR FEDAİSİ
    REŞİT GALİP DOSYASI

  • Andımız ve Cumhuriyetin Devriminin Yarattığı Gençlik

    Her devrimin sürdürülebilmesi için kendi kadrolarını yaratması gerektiği gibi, kendi gençliğini de sürdürmesi gerekliliği vardır. Çünkü o kadroların yaptığı devrimi ve devrimleri sürdürebilmek için devamcısı olacak gençliğe de ihtiyaç vardır.

    Gençliğin devrimlerdeki önemini görmek için çok uzaklara gitmeden Türk devrim tarihine bakmamız yeterli olacaktır. Türk devrimlerinin başarıya ulaşmasında gençliğe dayanması vardır. Gerek 1876, gerek 1908, gerekse 1920 devrimlerimiz, mücadeleye gençlik yıllarında atılan devrimcilerle gerçekleşmiştir. Bu yüzden devrimi yapan kadrolar, bu geleneğin sürdürülmesi için gençliğin önemini defalarca kez vurgulamışlardır.

    Atatürk devrimlerin bekçisinin gençlik olduğu her konuşmasında ifade etmiştir. Öyle ki, Gençliğe Hitabe, Bursa Nutku gibi tarihi konuşmaların odağı gençliktir. Atatürk, yapılan devrimlerin sürdürülebilmesi için devrimin programını benimsemiş, çağdaş bir gençlik yaratılmasına fazlasıyla kafa yormuştur. Eğitim, kültür, sanat, bilim, siyaset ve daha birçok alanda gençlik, bu amaç doğrultusunda yetiştirilmiştir.

    İşte böyle bir programın uygulayıcısı olması için Milli Eğitim Bakanlığına Dr. Reşit Galip getirildi. Millet kavramının bilinçlere yerleşmesinde hayli çalışma yapan Reşit Galip, Türk kültürünü, gelenek ve göreneklerini halka anlatmak kurulan Halkevlerinde görev almış, Türk dilinin gelişmesi, Arapça ve Farsça ifadelerden temizlenmesinde büyük önem arz eden Türk Dil Kurumunun kuruluşunda yer almış ve başkanlığını yapmış, TDK’nın dergisinde başyazarlık yapmış, Türk eğitim sisteminin gelişmesi için üniversite reformu yapmış, İstanbul Üniversitesinin kuruluşuna öncülük etmiş bir isim. Kısacası Atatürk’ün fikir fedaisi…

    Reşit Galip, işte bu dönemde öğrencilerin her sabah derse başlamadan önce okullarda okuması için Andımız’ı (Öğrenci Andı) yazdı. Ancak Andımız, sabahları okunan herhangi bir anttan ibaret değildi. Andımız’ı okuyarak güne başlayan öğrenciler, vatan ve millet için emperyalizme karşı tam bağımsız Türkiye’yi ve Atatürk programını sürdürme kararlılığını ortaya koyuyor, bunun için ant içiyordu.

    Varlığını Türk varlığına armağan eden gençlik

    Cumhuriyet devrimi ile milli bir devlet kuruldu. Emperyalizmin yükseldiği dönemde onu yenerek kurulan bu milli devlet, yarattığı değerleri halkına kavratmak ve sürdürtmek mecburiyetindeydi. Ki devrim başarıya ulaşabilsin… Reşit Galip, Andımız’ı bu bilinçle yazdı ve öğrencilerin her sabah okumasını sağladı. Bugün Andımız’a karşı yapılan saldırılarda “ırkçı”, “kafatasçı zihniyetin ürünü” gibi söylemlerin dile getirilmesi, Türk milletinin emperyalizme karşı verdiği mücadeleyi hiç saymaktadır. Andımız’ın yazılmasındaki asıl amaç, gerçek kafatasçı olan emperyalizme karşı savaşı sürdürmektir.

    Andımız Batının tarih tezi olan, “Türkler geri ırktır, Avrupalılar ileri ırktır. Avrupalılar Türklere hükmetmelidir”e karşı mücadelenin simgesidir. Andımız’a saldırmak, emperyalizme karşı yürütülen savaşta emperyalizmin yanında yer almaktır. Bugünün en büyük gerekliliği, emperyalizme karşı milli devleti savunmaktır. Çünkü emperyalizm, milli devletleri hedef almaktadır. Milli bilinciyle ayakta kalan devletler, emperyalizmin her daim baş belası olmuştur, kendi topraklarına eli kanlı katilleri sokmamıştır.

    Andımız’ı “çocuklar her sabah soğukta okuyor, üşüyorlar” diyerek kaldırmak, Kurtuluş Savaşı sırasında Van’da cepheye mühimmat taşıyan 120 gencin mücadelesini hiçe saymaktır. Andımız’ı “Türk olmayanlar da var, onlara zorla okutuluyor” diyerek kaldırmak, Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşında omuz omuza çarpışan bir milleti bölmektir, emperyalizmin ekmeğine yağ sürmektir. Atatürk, “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk halkına, Türk milleti” diyerek Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan tüm vatandaşları birleştirmiştir. Böylece emperyalizme karşı çelik bir duvar yaratılmıştır.

    Vatanın kurtulması için sadece cephede savaşarak verilemeyeceğini bilmek, diğer tüm alanlarda savaşmak için kılıçları hazırlamayı gerektirir. Emperyalizmin eğitim, kültür, bilim, sanat alanlarındaki saldırılarına göğüs gerebilmek ve bertaraf edebilmek için bütün kılıçlarımı en keskin hale gelene kadar bileylemeliyiz.

    Kaan Arslan

  • Tarihçi Prof. Dr. Sina Akşin'in Anlatımıyla Reşit Galip

  • Dr. Reşit Galip

    1893’te Rodos’ta doğan ve liseyi İzmir’de okuyan Reşit Galip; 1911 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’ne girmiş, ikinci sınıfta patlak veren Balkan Savaşı’na, dördüncü sınıfta iken de Birinci Dünya Savaşı’na gönüllü olarak katılmıştır. 1912 yılında arkadaşlarıyla birlikte Tıbbiye’de “Türk Ocakları”nı kurmaya karar vermiş, 1917’de gönüllü gittiği son cepheden İstanbul’a dönerek yüreğinde Kafkas Cephesi’nde yitirdiği arkadaşlarının acısıyla öğrenimini tamamlamıştır.

    Dr. Reşit Galip Türk Ocağı’nda yapılan bir müsamerede arkadaşlarının acısını yazdığı bu ağıt ile anlatacaktır:

    Hürmet Kafkas şehitleri sizlere
    Yol gösterin rehber olun bizlere
    Söyleyiniz hep gidenler nerededir
    Gelmeyenler hangi kara yerdedir?1

    Bilim fedaisiydi

    1 Ağustos 1933 günü İstanbul Üniversitesi’nin açılışında ‘Türk’ün öz malı bir bilim yaratmalıyız, bunu yaratmaz isek başka ilmi terakkilerin (ilerlemelerin) haraçgüzarı (borçlusu) oluruz’ demişti. 1. Dünya Savaşı yıllarında bu sözü kendisi hayata geçirmişti. Gaz yağı lambasının ışığında askerlere bakteri, aşı, serum üreterek üzerinde denemişti. Varlığını Türk varlığına armağan etmekten çekinmeyen bir kişilikti.2

    Köy yollarında bir İttihatçı

    İttihat ve Terakki etkisindeki Türk Ocağı’nın aktif üyesi olan Reşit Galip, bu camiada “Köycülük” fikriyle ve tutkusuyla bilinmektedir. Reşit Galip 15 kadar fikirdaşıyla köycülük cemiyetini kurarak ülkenin kurtuluşunun köylerden başlatılması gereği üzerinde teorik çalışmalar yapmıştır. Bunun üzerine arkadaşları ona “Köycü Reşit Galip” adını vermişlerdi.

    Dr. Reşit Galip, 9 Nisan 1919’da köy kalkınmasına hizmet amacıyla üç doktor arkadaşıyla birlikte Kütahya kırsalına yerleşmiştir. Köylülerin hastalıklarını sürekli olarak tedaviye başlamışlar, bununla beraber milli fikirleri de köylülere aşılamaktaydılar. Daha sonraları uygulama alanı Tavşanlı’da çalışırken Reşit Galip’e, Yunan işgalinin başlaması üzerine Müdafaayı Hukuk Cemiyeti’ni kurma görevi verilmiştir.

    Burası milletin sofrası

    1931 sonbaharında bir gece Atatürk’ün Sofrası’nda Reşit Galip söz alarak, dönemin Milli Eğitim Bakanı Esat Bey’i eleştirir ve gericilikle suçlar. Sofra gerilir ve Atatürk, Bakanı’nı zor durumda bırakan bu çıkıştan hoşlanmaz ve “Yoruldunuz, buyurun biraz istirahat edin" diyerek kibarca Reşit Galip'in sofradan ayrılmasını ister.

    Bununla birlikte genç devrimcinin yılmaya niyeti yoktur. "Burası sizin değil, milletin sofrasıdır. Milletin işlerini görüşüyoruz. Burada oturmak sizin kadar, benim de hakkımdır. Devrimleri korumak için sizden müsaade istemiyorum. Hata yapan siz de olsanız sizi de eleştiririm." der.

    Ortalık buz gibi olur ve Atatürk yanındakilere dönüp "Öyleyse biz kalkalım" der. Sofradaki heyet Reşit Galip'i orada bırakıp çıkarlar.

    Sonra neler olur? Bu olağanüstü sahnenin devamı daha da ibret vericidir: Reşit Galip bütün geceyi Dolmabahçe Sarayı'nda pencere kenarındaki bir koltukta geçirir.

    Atatürk uyandığında Genel Sekreteri'ne Reşit Galip'i sorar. "Sabaha kadar bekledi, mahcubiyetini size iletmemizi istedi. Ankara'ya gidecek kadar borç para istedi. 25 lira verdik." derler.

    Atatürk "Ankara'ya gidecek adama 25 lira mı verilir? Bari benim hesabımdan birkaç yüz lira verseydiniz. Cebinde beş parası yok ama karakterinden hiç taviz vermiyor. Parası yok ama cesareti var." diye ekler. Çok geçmeden, 1932 yılında 39 yaşındaki Reşit Galip Milli Eğitim Bakanlığı’na atanır.3

    Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip

    Dünyanın sayılı müzeleri arasına giren Anadolu Medeniyetler Müzesi onun bakanlığı döneminde tasarlanmıştır. Milli bir müze kurulmasının yanı sıra Milli Kütüphane ile İlimler ve Sanatlar Akademisi’nin kurulması onun bakanlık döneminde kararlaştırılmıştır.

    Bakanlığı dönemindeki en büyük dönüşüm 1933 Üniversite Reformu’dur. Darülfünun lağvedilip İstanbul Üniversitesi kurulmuş, Nazi Almanya’sından kaçan birçok bilim insanı üniversite kadrosuna yerleşmiş ve yeni kürsülerin açılmasına öncülük etmiştir.4

    Sonradan Türk Dil Kurumu'na dönüşecek olan Türk Dili Tetkik Cemiyeti içinde de yer aldı ve bu cemiyetin çıkardığı Öz Dilimiz dergisinin başyazarlığını üstlendi.

    Reşit Galip’in demir karyolası

    Dr. Reşit Galip 5 Mart 1934’te zatürre sonrası kitaplığında bir demir karyola içinde yaşama veda etti. Kafkas Cephesi’nden, Milli Mücadele günlerinin İstiklal Mahkemesi Üyeliğine kadar uzanmış, ilk gençliği cephelerde geçen bu yorgun savaşçı bir köşede durmamış, Cumhuriyet Devrimleri temeline taş taşımaya devam etmişti. Laboratuvarlardan cephelere uzanan devrimci Tıbbiyeli geleneğin büyük temsilcilerindendi.

    Öldüğünde cebinde 5 lirası, yatak odasında ise bir demir karyolayla binlerce kitabı dışında hiçbir şeyi yoktu. Varlığı gerçekten de Türk varlığına armağan olmuştu…

    Eren Öztürk

    Kaynaklar

    1. Ahmet Şevket Elman, “Dr. Reşit Galip” Ankara Yeni Matbaa, 1955, s. 23
    2. https://www.aydinlik.com.tr/varligi-turk-varligina-armagan-olan-bir-idealist-resit-galip-ozgurluk-meydani-mart-2018
    3. Yener Oruç, Atatürk’ün Fikir Fedaisi Dr. Reşit Galip, Gürer Yayınları, Şubat 2008, İstanbul, s. 20-21
    4. Özdemir İnce, Cumhuriyetin Üç Fedaisi, Tekin Yayınları, 2016, İstanbul, s.194
  • Üniversite Reformu

    Eğitim kurumları her zaman hayatın merkezinde yer almıştır. Özellikle üniversiteler bunun başını çekmiştir. Bulundukları alanın hem sosyal, kültürel hem ekonomik hem siyasi merkezi buralarda kurulmuştur. Bizans döneminde Beyazıt’ta kurulan Forum bunun başlangıcını yapmış, bu bölge devamlı olarak eğitim ve sosyal hayatın merkezini teşkil etmiştir. Osmanlı Devleti döneminde de Tanzimat ile birlikte gelen batıya açılma süreciyle 1846’da Darülfünun (Fenler Evi) kurulmuştur. Sosyal hayatta ve devlet anlayışındaki bozulmaların yanı sıra eğitimde de bozulmaların yaşanması Darülfünun ‘un kurulmasını elzem hale getirmiştir. Osmanlı Devleti’nin son yıllarında gittikçe bozulan bu yapıda 1912’de İttihat ve Terakki’nin iktidarı döneminde idari anlamda birçok düzenleme yapılmıştır.

    Nihayet Kurtuluş Savaşı sonuçlanmış, yeni bir devlet ortaya çıkmıştır. Yapılan sayısız devrimin ardından toplumun yapı taşını oluşturan eğitime sıra gelmiştir. Osmanlı Devleti zamanında miladını çoktan doldurmuş olan Darülfünun artık devrime ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmet verememektedir. Mustafa Kemal’in arzularından biri olan ‘muasır medeniyetler seviyesine’ yükselme için öncelikle bilimde, eğitimde yükselmek gerekmekteydi. Ancak bu nasıl ve ne şekilde gerçekleştirilecekti?

    Niçin Üniversite Reformu?

    Birbirini takip eden birçok devrimin ardından sıra en çok üzerinde durulacak konu olan eğitime gelmişti. Eğitimin millileştirilmesi yönünde önemli adımlar atıldı. Çünkü bu yeni kurulan milli devletin eğitimi de milli olmalıydı. Milli eğitimin öncülerinden ve bu alanda atılan en büyük adımlardan biri olan Türk Ocakları’nın kurucularından Dr. Reşit Galip de bu konuda şu sözleri sarf etmiştir: Yeni üniversitenin en esaslı vasfı milliği ve inkılapçılığıdır. Esas olarak bu iki özellikle açıklanabilir üniversite reformu. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla çoktan işlevini yitirmiş olan Darülfünun ’un da yenilenmesi şart olmuştur. Ancak birtakım yamalarla değil kökten bir değişim gerekmektedir. Bu değişimin ihtiyaçları kadroların eksikliği, milletin devrimleri benimseme sürecindeki hızı, devrimlerin süreklileştirme ihtiyacı esas teşkil etmiştir. Ortada bir eğitim sistemi vardı ancak memleketin istek ve ihtiyacını karşılayamıyordu. Yine Reşit Galip’in bahsettiği gibi olan biten birçok olaya, devrimlere Darülfünun sessiz kalmıştı; oysa cumhuriyetin bu devrimlerin kökleştirilmesine, süreklileştirilmesine, sahip çıkılmasına, yayılmasına ihtiyacı vardı. Bunları gençlere aşılamak birincil amaçlarıydı. İşte bu sebeplerle yeni bir üniversitenin kurulması gerekliydi. Eğitim ve teşkilat yönünden modernleştirmek, ona milli ve Batılı üniversite niteliği kazandırmak ihtiyaç olarak belirlenmişti. Dönemin Maarif Vekili Reşit Galip şahsında bu isteğinin kendinden emin ve aktif bir taraftarıydı.

    Ünlü İngiliz eğitimci Sir Charles Robertson’un belirttiği gibi üniversite bir fabrikadır ve bu fabrikadan çıkması istenilen de devrimin ilkelerini savunacak, milli bilince sahip, Türk kültür ve tarihine, kimliğine sahip çıkacak bir nesil yetiştirmek ve bunun devamlılığını sağlamaktır. Sırada ise bu fabrikayı kurmak kalmıştır. 1933 yılı nihayet Darülfünundan İstanbul Üniversitesi’ne geçişin yapıldığı yıl olmuştur. Darülfünun ’da görülen eksiklikler İstanbul Üniversitesi’nde giderilmeye çalışılmıştır. Eğitimin doğru ve sağlıklı ilerleyebilmesi için laboratuvarlar, kütüphaneler, derslikler eklenmiş, ders metotları ve ders kitapları düzeltilmiş, eğitimin Batılı sisteme yaklaşabilmesi ve ondan faydalanabilmesi için bilimsel çalışmalara ağırlık verilmiş, yabancı dillerden eserler tercüme edilmiş. Elbette cumhuriyetin bu yeni teşkilatı düzenleyebilmesi için kadrolara ihtiyacı vardı. Bunların bir kısmını geçmişte kendini ispatlamış hocalardan, bir kısmını genç araştırma görevlilerinden, bit kısmını da Nazi Almanyasından kaçan yabancı bilim adamlarından sağlamıştır. Bu konuda Reşit Galip’in İsviçre’den davet ettiği Albert Malche’in önemli katkıları olmuştur.

    Üniversite Reformu ve Reşit Galip

    Her görev onu başarıyla gerçekleştirecek görev adamlarıyla ortaya çıkmaktadır. Cumhuriyetin en önemli görevlerinden biri olan bu reformu da kendine görev edinen en önemli isimlerden biri De. Reşit Galip olmuştur. Bir tıbbiye öğrencisi olan Galip milli heyecanı derin bir surette benliğinde toplamıştı. Bu heyecanı kendisinin birçok görevde en önde olmasını sağlamıştır. Kurtuluş Savaşı döneminde mücadeleye başlayan Reşit Galip 1925’te Türk Ocakları’nın da kurucularından biri olmuştur. Cumhuriyetin ilanından sonra ise 1932’de Millî Eğitim Bakanlığında görevlendirilmiştir. Eğitime verdiği önem hasebiyle de üniversite reformunun mimarlarından biri olmuştur. Eğitimde reforma yönelmiştir ve İstanbul Üniversitesi’nin düzenlenmesi onun en büyük eseridir. Hayatını cumhuriyete, cumhuriyet devrimlerine, Türk milletine, milli eğitime adamış bir isimdir Reşit Galip. Üniversite reformunu gerçekleştirerek eğitimin ilerlemesi, çağdaşlaştırılması için, gelecek nesillerin devrimlere sahip çıkması onu yüceltmesi için durmadan çalıştı. Üniversitelerin amacından şöyle bahsetmiştir: ‘’Üniversite öncelikle, Türk camiasına fayda, sonra pozitif araştırmalar içindir.’’ Bu yüzden de varlığını gözünü kırpmadan Türk varlığına armağan etmiştir.

    Milliyetsizliğe Sığınanlar

    Bizlerin uzun yıllar sonra hala etkisini derinlerde hissettiğimiz bu düzenlemenin yankıları hala devam etmektedir. Yukarıda açıkladığımız eğitim tarihi uzun yıllara dayanan İstanbul Üniversitesi Türkiye’de eğitimin öncülüğünü üstlenmiş durumdadır. Yıllar önce başlayan bu düzenleme silsilesi ile laik, bilimsel, çağdaş eğitim için adımlar atılmıştır. Zaman zaman eğitimler sekteye uğratılmaya çalışılmıştır. Ancak günümüzde üniversitelerimiz bilim yuvası olmakla birlikte üzerimize aldığımız aydınlanma sancağını da en yukarıda taşıma sözünü vermiş bulunuyoruz. Biz mirasımızı en sağlam şekilde koruyacağımıza daha ilkokul sıralarında iken söz vermeye başlamıştık, şimdi ise yeniden tekrarlamış oluyoruz. Bugün kamuoyunda tarihçilik oynayanlar Reşit Galip’e karalama kampanyası yapmak için uğraşıyorlar fakat beyhude… Bizler görevimize Reşit Galip gibi Mustafa Kemal gibi sahip çıkıyoruz, yılmıyoruz. Bu değerlere saldıranlar milli devlete milli eğitime saldıranlardır. Eğitim sistemini yapboz haline getirenler elbette milli eğitimin öncülerinden Reşit Galip’e saldıracaklardır. Milli eğitim sisteminin bir arada tutamazken kurulu düzeni bozanlar bölücülerin ağababaları elbette Türk gençliğinin hep bir ağızdan Andımızı okumasından hoşnut olmayacaklardır. Elbette üniversitelerin Atatürkçülüğün kaleleri olmasından yakınacaklardır. Evet bunların hepsi bizim marifetimizdir. Bizler devraldığımız emanetin bayrağını sonuna kadar dalgalandıracak olan Atatürk gençliğiyiz. Ancak bilinsin ki kimse tarihten kaçamaz bazıları tarihi yazanlardır bazıları ise tarihin çöplüğüne gömülecek olanlardır.

    Elif Beyza Tekin

  • İnkılabın Evladı Dr. Reşit Galip

    Tamtamlar, henüz Tıbbiye sıralarında iken vatan ve millet dertleriyle yanıp tutuşan, tahsilini yarıda bırakıp bu topraklar uğrunda can vermek için Balkan ve Birinci Dünya savaşlarına gönüllü giderek yaralanan, oradan İstiklal Savaşına koşan ve nihayet Türk Devriminin ön safında yer alan Dr. Reşit Galip için çalıyor. ABD’nin “kara gücüm” dediği eli silahlı PKK’lı ile takım elbiseli kravatlısından, sözde Tarihçi Mustafa Armağan’ına kadar hepsi aynı koroda buluşuyor. En nihayetinde son nefesine kadar yalnız vatanı, milleti ve hürriyeti için kendisini feda etmiş büyük Türk Devrimcisi Dr. Reşit Galip’in nezdinde kılıçlar, Cumhuriyet Devrimine sallanıyor.

    Bugün sahip olduğumuz ve üzerinde yaşadığımız vatanın temelleri, savaş meydanlarının kızgın alevleriyle boğuşmuş Dr. Reşit Galip ve kuşağının, Milleti uğruna yok olmayı göze alanların sonsuz fedakârlıklarına ve kahramanlıklarına dayanmaktadır. Tamtamlar çalınır, kılıçlar sallanır fakat onun içindir ki bu temeller sarsılamaz.

    Reşit Galip’in maarifçi bir arkadaşı şöyle yazmaktadır: “Oralarda döğüşenlerin hepsi şehittir; yalnız harp meydanlarında can verenlerin değil; uzun seneler sonra da senelerce yaşayıp ölenlerle, halen yaşayıp ölecek gaziler de birer şehittir; Reşit Galip de bir şehittir.”1

    Vatan ve millet davası nerede ve ne zaman düğümlenerek tehlikeye girmişse Dr. Reşit Galip, ilk yardıma koşan gönüllüler ve serdengeçtiler arasında yer almıştır. Her fırsatta memleket ve millet kalkınmasını bütün bir ömür boyunca amaç edinmiş büyük vatansever Dr. Reşit Galip’in ardından Yunus Nadi şöyle der: “Maarif Vekâletine memleketin irfanının yükseltmek aşkıyla gelmişti. Oradan çekildikten sonra da bu aşkından zerre kaybetmiş değildi. İşte Gazi’nin feyizli elinde milletin istikbaline büyük hizmetler vadedecek veçhile tekemmül etmiş ve etmekte olan bu genç doktor, adına tıbbın zatürre dediği bir hastalığın pençesinde can vererek aramızdan ayrıldı gitti.”2

    Dr. Reşit Galip’e göre Türk milletinin refah ve saadeti için çalışmak, bütün insanlığın refah ve saadetine hizmet neticesine varır. “Milli Mefkure Parolası” başlıklı yazısında şöyle der: “Bugünkü Gazi nesli inkılapçıdır ve bundan sonrakiler de öyle olacaklardır. Gazi Mustafa Kemal idealizmi; bu ana yollarda fikir aydınlığı, bilgi yüksekliği, ahlak sağlamlığı ile ve behemehal her milletten daha çevik, daha atılgan, daha hızlı, daha sebatlı yürümesi demektir. Gazi idealizmi; ilim ve sanatta, teknik kudret ve kabiliyette beden ve ruh sıhhatinde Türk milletini örnek millet mertebesine çıkarmak demektir.”3

    Atatürk’e, ilke ve inkılaplarına bağlılığını açıkça ifade etmektedir. Tarihin bağrında bir vatanseverlik abidesi olan Dr. Reşit Galip’in “Medeniyet yolunda en ileri!..” parolası aynı zamanda Türk gençliğine bıraktığı eşsiz miraslardan sadece birisidir.

    Atatürk, Reşit Galip’i çok severdi. Zekâsını, çalışma kuvvetini, dinamikliğini, inkılapçılığını, vatanseverliğini ve kendine bağlılığını görmüş, ona karşı samimi olmuştur. Dr. Reşit Galip’e yazdığı teşekkür mektuplarında sürekli Reşit Galip’in çalışkanlığından övgüyle bahsetmiştir. Yazdığı mektuplardan birisinde: “Ziyaret ettiğim mekteplerde muallimlerin, talebelerin feyizli mesai ve yüksek heyecanını sevinçle görmekteyim.”4 der.

    Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, laiklik, devletçilik, inkılapçılık prensiplerinin Atatürk tarafından konulmuş prensipler olduğunu söyleyen Dr. Reşit Galip, bunlara yürekten inanmıştır. Benimsediği ideal, bu fikirlerin toplamında idi. Durup dinlenme bilmeyen hayatını bu düşüncelerin ateşiyle yakarak bitiren Dr. Reşit Galip için Hasan Ali Yücel şöyle der: “Reşit Galip, sapına kadar inkılapçı idi. Kaplumbağa yürüyüşü ile çok geri bırakılmış aziz milletimizin çağdaşı topluluklarla boy ölçüşemeyeceğine inanmıştı. İlerlemeli idik ve çabuk ilerlemeli idik. Bazı hareketlerini, hatta bizzat yüzüne tenkit ettiği Atatürk’ün inkılapçı ruhuna hayatının her anında sadık kaldı. Onu her zaman kurtarıcı bildi.”5 der.

    Kuru gürültünün değil, içten yanan ateşin adamıdır Reşit Galip. Türk Medeniyetini, muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarmak için canhıraş çalışmış, “Medeniyet safında en ileri!..” onun parolası olmuştur. 1950’li yıllarda Behçet Kemal Çağlar’a Menderes Hükümetinin önde gelenlerinden biri: “Bir Milli Mücadele destanı yazsan, bizleri de karınca kararınca tasvir etsen” der. Çağlar: “Kiminiz siyasi hatalara gömüldü, kiminiz müteahhit oldu; destan kahramanı olacak bir iki büyükten başka kim var ki?” diye cevap verir ve sonra şöyle yazar: “Halbuki Reşit Galip, müstesnalardan biri idi; belki de birincisi! Makamın ve paranın onun katında yeri yoktu. O, idealinin ve ihtirasının adamı idi. Millete yararlı olmak, her gün yeni ve güzel bir şey yapmak, her gün birini daha davaya inandırmak ve fedai kaydetmek…”6

    Henüz 41 yaşındayken hayata veda eder Dr. Reşit Galip. Kısacık ömrüne Devlete ve Millete hizmette büyük işler sığdırmayı başarır. Bu abide şahsiyet için çalışma arkadaşı Ankara İstiklal Mahkemesi Savcısı Necip Ali Küçüka şöyle der: “Reşit Galip idealist bir ihtilalci idi. Türk’ün emsalsiz seciyesini ve büyük ruhunu iyice sezmiş, kavramış idi. Ona göre Türk: Dünya milletleri içinde son sözünü değil, henüz daha ilk sözünü yeni söylemişti. Henüz daha yeni olgunlaşan Türk dehasının her sahada diğer milletlere rehberlik edeceğini söylerdi.”7

    Türk yurdu, Reşit Galip’in ölümü ile inkılabın eşsiz bir öncüsünü kaybetmiştir. Büyük Reşit Galip’in zamansız ayrılığı, bütün gençliği ve yurttaşları derinden üzmüştür. Yakup Kadri Karaosmanoğlu bu zamansız ayrılığı şöyle tasvir eder: “Bizce, Reşit Galip’in şahsiyetindeki en kuvvetli cevher, onun durup dinlenmek bilmeyen inkılapçılık ateşinde idi. O, bu mukaddes ateşin içinde, bir serdengeçti fedai gibi kavrulup gitmiştir.”8

    Falih Rıfkı Atay, Reşit Galip’in ardından “Yaratıcı ihtilal, evlatsız kalmaz. Fakat, Reşit Galip, bizim en geç unutulur bir ızdırabımız olacaktır” demişti. Türk Devriminin evlatları ve genç kuşaklar, inkılabın şanlı evladı Dr. Reşit Galip’i ölümünden 84 yıl sonra bile unutmayacaktır. O, büyük inkılapçı Reşit Galip’in mezarı kara toprakta değil; vatansever Türk Gençliğinin mert ve şan dolu göğsündedir.

    Emrah Zorba

    Kaynaklar

    1. Ahmet Şevket ELMAN, DR. REŞİT GALİP- 1892-1934, sf.8
    2. Ahmet Şevket ELMAN, DR. REŞİT GALİP- 1892-1934, sf.24
    3. Ahmet Şevket ELMAN, DR. REŞİT GALİP- 1892-1934, sf. 158
    4. Ahmet Şevket ELMAN, DR. REŞİT GALİP- 1892-1934, sf. 226
    5. Ahmet Şevket ELMAN, DR. REŞİT GALİP- 1892-1934, sf.34
    6. Ahmet Şevket ELMAN, DR. REŞİT GALİP- 1892-1934, sf. 37-38
    7. Yener ORUÇ, Atatürk’ün Fikir Fedaisi Dr. Reşit Galip, sf.127
    8. Ahmet Şevket ELMAN, DR. REŞİT GALİP- 1892-1934, sf. 315
  • Tarihçi Yazar Mustafa Solak'ın Anlatımıyla Reşit Galip

  • Dr.Reşit Galip'in Hekim Yönü

    “Reşit Galip, hem doktordur, hem hukuk doktorudur, hem siyaset doktorudur, hem edebiyat doktorudur ve güzel arkadaştır.” M.Kemal Atatürk1

    1893 yılında Rodos’ta doğan Dr.Reşit Galip, 1911 yılında Mekteb-i Tıbbiye’ye girdi. Vatansever fikirlerin gençlik içinde yayıldığı, ilerici hareketlerin yoğunlaştığı bu fakültenin ortamı elbette ki Galip’in gelişiminde önemli bir etken olmuştur. Fakat karakteri ve hekimlik anlayışı,onu sınıf arkadaşlarından ayırmış ve devrimin kadrolarından biri haline getirmiştir.

    Galip’in önderlik yeteneklerini ve kişiliğini Dr.Şükrü Sarıbaş şöyle anlatıyor : “Askeri Tıbbiyesine girdiğimiz zaman, sınıfta yüz kişi idik. Derslere başladık, bir kaç hafta geçer geçmez, Reşit Galip Rodos, bütün arkadaşlara kendini tanıttı; karakteri ve zekası 17-19 yaşını geçmeyen sınıf kalabalığı içinde kendini belli etti. Reşit Galip’te duygu ve düşünce birleşmişti. Her şeyin mahiyetine, içyüzüne ve temeline inen; araştırmacı ve eleştirici keskin mantığı, idealist yüksek karakteriyle kaynaşmıştı. Onun mert arkadaşlığına kim güvenmezdi!”2

    Osmanlı Devleti’nin I.Dünya Savaşına girmesiyle birlikte Galip’in karakterini ve hekimlik anlayışını derinden etkileyen olaylar gerçekleşmişti. Tıbbiye’nin dördüncü sınıfındayken okula ara vererek arkadaşlarıyla birlikte Kafkas cephesine gitmesi belki de hayatının dönüm noktası olmuştur. Yalnızca vatansever eylemleri ve halkın sağlık durumuna dair fikirleri değildi burada etkilenen. Cephede yakalandığı tüberküloz (verem) hastalığı, sağlığını da fazlasıyla etkilemişti. Halkın, pençesinde canını verdiği bu hastalık hayatının sonuna kadar Galip’in yakasını bırakmayacaktı.

    Kafkas cephesinden döndükten sonra okuluna devam ederek 1917 yılında fakülteyi bitirmiştir. Asistan olarak devam ettiği fakültede, sosyal ve siyasal olarak gördüğü eksiklikleri eleştiren Galip’i eski Sağlık Bakanlarından Dr. Lütfi Kırdar şöyle anlatıyor: “Çalışkan bir asistanın bütün meziyetlerine sahipti. Hastaları ve kitaplarıyla ilgilenirdi. … Fakülte’nin eksiklikleri, geri zihniyeti, onu tatmin edemiyor … bu durum, onun inkılapçı ve milliyetçi ruhu üzerinde menfi tesirler yapıyordu. Hep eylemsizlikten, cehaletten, dar görüşlülükten yakınırdı. Sonunda dayanamadı. Çok acı bir dille Tıp Fakültesi’ni eleştiren bir broşür yayınladı; yenilenme istedi; ve bir süre sonra istifa ederek ayrıldı."3

    Köy Hekimliği Dönemi

    Fakülteden ayrılmasının ardından Birinci Dünya Savaşı son ermiş ve Osmanlı Devleti ağır bir antlaşma imzalamıştı. İstanbul, özellikle işgalin ardından, yaşanması güç bir kent olmuştu. Bu işgali prostesto etmek için diğer Tıbbiyelilerle birlikte miting örgütlenmelerine katılmış ve işgale tepkisiz kalan Damat Ferit Paşa hükümeti aleyhinde bir bildiri kaleme almıştır.

    Bu sırada yurda bütün varlıklarıyla bağlı, halkçı-milliyetçi bazı gençler ‘Köycüler’ adı altında bir Dernek kurmuşlardı. Bu derneğin altı maddeden oluşan kısa tüzüğünün birinci maddesi şuydu : ‘Köylüler arasında insancıl bir yaklaşımla çalışmak ve sağlık, eğitim konularında yardım etmek amacıyla İstanbul’da 25 Ekim 1918 (1334) tarihinde Köycüler namında bir Dernek kurulmuştur.’ Dr.Reşit Galip bu cemiyetin 4 numaralı üyesiydi. Köylerde yerleşerek bir misyoner özverisiyle çalışmak isteyen ve sayıları onbeşi geçmeyen bu gençlerin en ateşlisi ve heyecanlısı Doktor Reşit Galip’di. Köy köy gezen bu derneğin çalışmaları sırasında, Osmanlı halkının çektiği sıkıntıları daha yakından gözlemleme şansı bulan Galip, bir hekim olarak köylünün sağlık sorunlarını çözmek için öncelikle ekonomik ve siyasal sorunları çözülmesi gerektiğini kavramış oldu. Köyde hekimlik yaptığı bir gün, sarılık geçirmiş karnı şiş çocukları muayene ederken “Bunlar aç! Bunlar gıdasız! Bunlara her şeyden evvel yemek vermeliyiz.” diyerek sorunların kaynağı olarak köylünün yaşadığı sefaleti göstermiştir.4

    1920 Haziranında başlayan Yunan taarruzu ile bulundukları yörede işgal tehlikesi belirmesi üzerine Köycülerin faaliyetleri sonlanmış ve dernek dağılmıştı. Köycülerin dağılmasının ardından Hilaliahmer (Kızılay) Beşinci İmdadi Sıhhi Heyeti Başhekimliğini üzerine alan Reşit Galip, bir yıldan fazla süre Burdur, Antalya, Aydın ve Denizli’de dokuz dispanser ve iki hastane ile Antalya laboratuvarını başarı ile idare etmişti. Bu sırada sıtma etkeninin daha çabuk boyanması hakkında bulduğu yöntemden ve yöneticilik alanında gösterdiği başarılardan dolayı takdirname aldığı gibi, 10 Şubat 1921’de Kuşadası, Söke veba mücadelesi hakkında gönderdiği rapordan dolayı teşekkürname ile ödüllendirildi. 11 Eylül 1921’de Sağlık Bakanlığı Sağlığı Koruma (Hıfzıssıhha) Müdür Yardımcılığına atandı. Ankara’da sağlığı bozulduğundan, havası daha yumuşak bir yere gönderilmesini istedi. 5 Aralık 1921’de Mersin Hükümet Doktorluğuna gönderildi. Burada aynı zamanda karantina ve hapisane doktorluğuyla Gümrük Kimyager Vekilliği, Basım, Haberalma Temsilciliği yaptı.

    Hekimin Aydın Sorumluluğu

    Aldığı görevleri ve hekimliğini bu denli azimle icra etmesinin baş nedeninin maddi beklentiler değil de, vatan ve millet sevgisi olduğunu şu iki sözüyle anlatıyor Galip:

    “Gerçi ancak geçinmek için para kazanıyoruz. Köylünün ve halkın zararına servet edindiğimiz yoktur. Fakat bu hekimlik bana dilencilikten beter geliyor. Burada ücretsiz tedaviye gücümüz olabilseydi, mutluluğumuz sınırsız olacaktı. Bir hastayı iyi etmek için pazarlık etmek veya iyi ettikten sonra avucuna bakmak pek iğrenç geliyor. İşte bütün direncimizi kıran nokta budur. İnsanda ne köycülük neşe ve istirahati, ne de bir köycü açık yürekliliği bırakıyor. Kendilerine iyilik etmeye geldiğimiz insanlarla bizim aramızda her ikimizi huzursuz eden bir kötülük yaşıyor, bu da paradan başka bir şey değildir.”5

    “Ben köylü dostu bir hekimim… Kuşku yok ki, bizim köylüye sevgimiz aynı zamanda vatana sevgidir. Çünkü köylü vatanın köküdür, ana ögesidir. Asıl temelidir. O, ahlak, sağlık, fikir ve bilgice, ne kadar ileri giderse vatan o kadar kuvvetlenir, yükselir.”6

    Köylünün yaşam koşullarını yükseltmek için devrime ve aydınlara iş düştüğünü belirten Reşit Galip, “işe eliften (A’dan) başlamalı ve köyü örgütlenmeye önem vermeliyiz. Bu örgütlenme sayesinde, asıl elemanlarını hekimlerle öğretmenlerin teşkil edeceği bir aydınlar kadrosu ile sessiz, ama inatçı bir çaba ile köylüyü uyarmalı ve hakkını kanun yollarından elde etmesi sağlanmalıdır”7 sözüyle hekimlerin üzerine düşen aydın sorumluluğuna dikkat çekmiştir. Hastalığının ilerlemesi ve ölümüne kadar olan süreçte Kemalist Devrimin önder bir kadrosu olarak görev alması ve Mustafa Kemal’in fikir fedaisi olarak davranması ancak, bu sorumluluğun Galip tarafından derin bir şekilde anlaşılması ve içselleştirilmesi ile açıklanabilir.

    Mert Savcı

    Kaynaklar

    1. Yener Oruç (2007) : Atatürk’ün ‘Fikir Fedaisi’ Dr.Reşit Galip – Gürer Yayınları İstanbul s.228.
    2. Ahmet Şevket Elman (1953) : Dr.Reşit Galip (1892-1934) s. 77
    3. Ahmet Şevket Elman (1953) : Dr.Reşit Galip (1892-1934) s.27-28
    4. Ahmet Şevket Elman (1953) : Dr.Reşit Galip (1892-1934) s.51
    5. Ahmet Şevket Elman (1953) : Dr.Reşit Galip (1892-1934) s. 13-14
    6. Reşit Galip (1929) : Köy Muallimleriyle Sıhhi Muhasebeler , s.55
    7. Reşit Galip, Köycülük, Ekim 1920
  • Reşit Galip'in Tarihçi Gençlere Mektubu

    Maarif Vekili Dr. Reşit Galip Bey Avrupa’da tarih eğitimi gören öğrencilere gönderdiği genelge:

    “Değerli genç arkadaşım,

    Tahsil hayatınızın yeni bir yola yöneldiği bir sırada sizi karşılayan mühim, milli vazifeler hakkında sizinle konuşmak istedim. İlim aleminde yetişmek ve yükselmek için size geniş bir imkan veriliyor. Devlet ve millet; size yalnız bir tarih muallimi olarak değil, ilmi tetkiklerin en yüksek mertebesine çıkacak, ilmi metotlara milli bir şuurla hakim olacak bir tarih mütehassısı olarak yetişmek emrini veriyor. Memleketimizin her sahada olduğu gibi tarih sahasında da mütehassıslara ve alimlere ne büyük ihtiyacı olduğunu biliyorsunuz. Yüksel ilim müesseselerinde değerli alimler yanında çalışarak tarihi tetkiklerinizi ilerletmek, tarihi bilgilere yeni ufuklar açmak, bilhassa tarih araştırma metotlarının elde ederek memleketin en mühim ihtiyaçlarından birini karşılamak vazifesi azminize, imanınıza ve gayretinize emanet edilmiştir.

    Çalışmalarınızda yolunuzu aydınlatacak ışığı Büyük Gazi Reisimizin Türk tarihinin şerefli kıdemini; medeniyet tarihinde Türkün, insanlığın doğuşu ve yaşıt büyük payını gösteren milli tarih tezinde bulacaksınız. Size bu mektubumla birlikte Büyük Reisin yüksek himayesi altında çalışan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin yazdığı dört cilt tarih kitabından birer takımla, Ankara’da toplanan birinci Türk Tarihi Kongresi zabıtlarını gönderiyorum. Bunlarda milli tezimizin esaslarını ve istikametlerini bulacaksınız. Milli tarih hakikatimizi bütün dünyaya tanıtmak, herkesten evvel Türk tarihçilerinin, uyanık milli şuurla çalışacak Türk alimlerinin işidir. Bütün tahsil hayatınızda, şahsınızda Türk milletinin temsil ettiğinizi bir dakika bile unutmayacağınıza, Türk gencine yakışacak azim ve sebata ve milli bir şuurla çalışacak, Garplı bütün meslektaşlarınıza Türkün asil ruhunu, yüksek kudret ve kabiliyetini göstereceğinize eminim.

    Tahsil hayatınız devam ettiği müddetçe ve ondan sonraki ilmi mesainizde sizi gayretlerinize erdirmek için, vekaletin elindeki hiçbir vasıtayı esirgemeyeceğini şimdiden temin ile çalışmanızda muvaffak olmanızı candan dilerim.”

    Reşit Galip

    Kaynakça

    Oruç, Yener, Atatürk’ün Fikir Fedaisi: Dr. Reşit Galip, 2008, Gürer Yayınları, s. 154-155