10 Kasım Yas Değil
Mücadele Günüdür

Mustafa Kemal'in hayatı, aslında millete adanmış başarıların öyküsüdür. Giriştiği işleri mutlaka başaran büyük lider olgunlaşan şartları görür, hazırlığını yapar ve önündeki engelleri adım adım kaldırırdı. Tesadüfi olmayan bu durum onun bilimsel ve tarihsel bakış açısının bir sonucudur. Atatürk'ün millet nezdinde öneminin katlanarak arttığı bugünlerde onun hayatını okumak bir görev haline gelmiştir. Bu interaktif dosyayı devrimci liderimiz Atatürk'ün büyük başarılarını, siyasi programını ve bizlere bıraktığı mirası anlayabilmek için hazırladık. Elbette bu dosya Atatürk'ü doğru anlamak ve her yönüyle anlatmak gibi büyük bir iddia için yetersizdir. Ancak bu çabamızın bu konudaki binlerce eserin içinde yer alması ve bu yolda atılmış bir adım olması bizim açımızdan tarihe düşülen bir nottur. Bu nota en başta şunu yazıyoruz: 10 Kasım yas değil mücadele günüdür. Çünkü yıllardır Atatürk'ün ölüm yıldönümü anma programlarıyla tabiri yerindeyse geçiştiriliyor. Halbuki TGB kurulduğu günden bu yana anma programlarını bir anlama eylemine çevirmiştir. Çünkü bugünün görevi Atatürk'ün ardından yas tutmak değil O'nun ilkeleriyle milli bağımsızlık ve milli egemenlik hedeflerine ulaşmak için mücadele etmektir.

Atatürk'ün siyasi başarısının sırrı, akılcılığında ve bilimsel bakışında gizlidir. Vatanı kurtarmak adına üstlendiği görevi ancak teşkilatla başaracağını bilir. Bu nedenle henüz Harp Okulu sırasında baskıcı çağ dışı Abdülhamit rejimine karşı hürriyet mücadelesine başlar. Dergi çıkarır, tutuklanır ve Şam'a sürülür. Şam'da da teşkilat kurar. Selanik'te teşkilatını daha büyük bir teşkilatla birleştirme olgunluğuna sahiptir. Hürriyet Devrimi'nden sonra devrimi korumak için cesaretle öne atılır. Ardından cepheden cepheye koşar. Başarıları O'nu yenilgi almayan bir komutan haline getirir. O'nun ilk gençlik yılları ve bağımsızlık ve özgürlük mücadelesine giriş öyküsünü İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Eren Öztürk'ten okuyacaksınız.

Samsun'a ayak bastığı ilk andan itibaren vatanı kurtaracak ve devrim yapacak teşkilatlanmanın somut adımlarını atar. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Anadolu'da devrimin öncü örgütlenmesidir. Kongrelerde İstiklâl Harbi'ni yönetecek, düşmanı temizleyecek ve siyasal devrimi gerçekleştirecek olan partinin temelleridir. Adım adım teşkilatlanan ve kongrelerle şekillenmeye başlayarak Büyük Millet Meclisi'nin açılışı ile kurulan Yeni Türk Devleti, sonrasında ordusunu da yaratmış ve vatanını kurtarmıştır. Yani Mustafa Kemal Atatürk'ün siyasal mirasını örgütlü tecrübe içerisinde ele almalı ve O'nun formülünü görmeliyiz: Önce teşkilat sonra devlet sonra ordu. Bu formülün yaslandığı siyasi mücadeleyi 9 Eylül Üniversitesi öğrencisi Özgür Açıkgöz'ün kalemi özetledi.

Kurtuluş Savaşı'nın başarılmasından sonra milli bağımsızlığın teminatı olan milli egemenlik yolunda en radikal adımları atar Mustafa Kemal, saltanat kaldırılır, cumhuriyet ilan edilir. Lozan'da bizzat ilgilenerek adım adım takip ettiği diplomatik savaşın kazanılmasından sonra sıra ülkemizde eski düzenin tüm kalıntılarını ortadan kaldırmaya gelir.

3 Mart 1924 Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli bir gündür. Halifeliğin kaldırılmasının yanı sıra, Şer'i Mahkemeler kapatılmış, tekke ve zaviyeler kapatılmış, Eğitim ve Öğretimde Birlik kabul edilmiştir. Bu üç köklü devrim Türkiye'nin laikleşmesinde en önemli adımların atıldığı devrimlerdir. Adliye'de yeni kanunların kabul edilmesiyle Medeni Kanun başta olmak üzere, Borçlar Kanunu, Ceza Kanunu, Ticaret Kanunlarıyla birlikte Hukuk Devrimi gerçekleşir. Böylece hukukta dini hüküm ve esasların yerini, dünyevi ihtiyaçlara göre düzenlenmiş kanunlar alır. Eğitimde birliğin devamıyla mahalle mektepleri ve medreseler kaldırılır. Bunun devamını Harf Devrimi'yle geldi. Türkçenin ses özelliklerinin rahatça yazıya dökülebildiği yeni alfabeyle birlikte de büyük bir okuma - yazma seferberliği başladı. Bir kaç yıl içerisinde okuma yazması olmayan iki milyon vatandaş okuryazar oldu. Atatürk bu seferberlikte başöğretmen ünvanıyla tıpkı başkomutan olarak cephede yaptığı gibi en ön saftaydı.

Türk Milleti, toplumsal ilişkilerinden kullandığı yazı ve rakam ve ölçülere, giyim kuşamına kadar çağdaşlığa kavuşturuldu. Bu konuyla ilgili dosyamızda Ankara Üniversitesi öğrencisi Sezer Özseven'in yazısı yer alıyor.

Ekonomik alanda milletin büyük çoğunluğunun köylü olduğu olgusundan yola çıkılmış ve tarımda gelişmeyi hedefleyen atılımlar gerçekleştirilmiştir. Aşar vergisi kaldırılarak köylünün rahatça üretebilmesinin önü açılmıştır. Cumhuriyet'in aşarı kaldırması yanında devlet yardımlarıyla koruma tedbirleri alması ekonomideki atılımı sağlamıştır. Örnek çiftlikler kurularak çifti özendirilmiştir. Ziraat Bankası kurularak köylüye kredi sağlanmış çiftçinin ekonomik bağımsızlığı garanti altına alınmıştır. Benzer atılım sanayi alanında da vardır. Bu kez benzer işlevi Sümer Bank üstlenir. Ağır sanayi atılımlarına girişen cumhuriyet hükümeti demiryollarını da ihmal etmez. Mevcut bütün yollar millileştirilir ve bunun üzerine yeni ağlar da örülür. Atatürk'ün ekonomik bağımsızlığa verdiği önemi Muğla Üniversitesi öğrencisi Anıl Coşkun yazdı.

Atatürk adıyla anılan ilkelerin bütününü ifade eden Kemalizm'i ‘Türk Devrimi'nin yaptığı işler olarak tarif etmiştir. Devrim pratiğine yaslanan bu program bugün de ülkemizin çıkış yoludur. Atatürk'ün programını Ankara Üniversitesi Yüksek Lisans öğrencisi Bora Çelik dosyamız için hazırladı.

Büyük önderin anısı mücadelemizde yaşayacak, ilkeleri yolumuzu aydınlatmaya devam edecektir. Biz Türk Gençliği olarak özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinde O'nu rehber almaya devam edeceğiz. O'nun karakteri bizim karakterimizdir.

"Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir."

Sonraki Yazı

Türk Devriminin Lideri:
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır.

Mustafa Kemal, Selanik Askerî Rüştiyesi'ni başarılı bir şekilde bitirdikten sonra Manastır Askerî İdadisinin imtihanlarına girdi ve başarılı oldu. Böylece doğduğu Selanik'ten ilk defa ayrılmış olacaktı. Manastır ve Selanik, Osmanlı Devleti'nin Batıya açılan önemli şehirleridir. Çok kültürlü yapısıyla dikkat çeken Manastır aynı zamanda 3. Ordu'nun da merkezidir. 3. Ordu'nun Manastırda bulunması şehrin gelişmesine katkı sağlamış ve birçok eğitim kurumu açılmıştır.

Manastır şehrinin bulunduğu Makedonya bölgesinin diğer bir özelliği de Abdülhamid'e karşı Meşrutiyet taraftarlarının yoğun olarak yaşadıkları bir yer olmasıdır. Mustafa Kemal'in Manastır Askerî İdadisi'ndeki bazı öğretmenleri de Meşrutiyet yanlısı fikirlerden etkilenmiş, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye olan subaylardı. Bu durum ordu ve memleket meselelerinin Manastır İdadisi'nde konuşulmasına neden oluyordu. Mustafa Kemal bu sayede memleket meselelerini öğrenme imkânı buldu.

Mustafa Kemal Manastır İdadisi 2. sınıfında okuduğu esnada 1897 Osmanlı - Yunan savaşı çıktı. Mustafa Kemal'in o günleri anlatırken "Gençlik hayatımın en heyecanlı günlerini yaşadım. Yaşımın küçük olmasına rağmen bu savaşa katılmayı çok istemiştim." demesi Manastır Askerî İdadisi'nde duyduğu heyecanı vatan için mücadele isteğini göstermesi açısından önemlidir. O dönem iktidarda padişah II. Abdülhamit olması vatan savaşında en cephede yer almasına mani olmamıştır. Bu olay Mustafa Kemal'in vatan savunmasını tüm siyasetlerin üzerinde gördüğüne güzel bir örnektir.

Genç Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisi'ni de başarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul'da Harp Okulu'na girdi. 3 senelik başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902'de bu okulu Teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisi'nde devam etti.1903 yılında Üsteğmen olmuştu.11 Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi'nden mezun oldu.

“Harbiye senelerinde siyaset fikirleri baş gösterdi. Memleketin idaresinde ve siyasetinde fenalıklar olduğunu keşfetmeye başladık.” Bu sözler, başta Mustafa Kemal olmak üzere Harbiye'deki subay adaylarının yaşadıkları bilinç sıçramasını göstermektedir. Herkes yattıktan sonra, koğuşta gizlice Namık Kemal'in kitapları okunur. Bir gece Mustafa Kemal, Ali Fuat'a seslenir ve “Fuat kardeşim, bunu ezberleyelim” der. Kastettiği şey, okul idaresinin okunmasını yasakladığı Namık Kemal'in Vatan Kasidesi adlı eseridir. Mustafa Kemal kısık sesle okumaya başlar:

“Felek, her türlü esbab-ı cefasın toplasın, gelsin

Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten”

Teşkilatlı ve Teşkilatçı

O günleri Falih Rıfkı Atay şöyle anlatıyor: “Hürriyet taraftarlarının adeta omuzlarına basarak 31 Ağustos 1876'da tahta çıkan Sultan Hamid, en müstebid hükümdarlardan biri olmuştur. Memlekette hürriyet yoktu. Biz ‘Genç Harbiyeliler', Fransız İhtilali Beyannamesi'nde insan hak ve hürriyetlerine verilen önemi gizli de olsa okumuş ve öğrenmiştik.

“Mustafa Kemal'i, üçüncü sınıfta meşgul eden önemli şey, işte bu hürriyet meselesi idi, bunu kurtardıktan sonra her sahada idareyi düzeltmek mümkün olabilirdi. Bunun içinde muhakkak teşkilatlanmak lazımdı. Teşkilatı memleket içinde genç subaylar yapabilirlerdi.”

Mustafa Kemal, Harbiye'de öğrenciyken Ömer(Naci), Ali Fuat ve İsmail Hakkı gibi arkadaşlarıyla birlikte gizlice dergi çıkarır. O günleri şöyle anlatır: “Sınıf dahilinde ufak bir teşkilatımız vardı. Ben daire heyetine dâhildim. Gazetenin yazılarını çoğunlukla ben yazıyordum.”

Mustafa Kemal, teşkilatı ve devrimi şu güzel sözlerle ifade ediyor:

“Yıktıktan sonra ne yapacağımızı bilmezsek, yıkmaktan hiçbir fayda elde edemeyiz. Ekseriya yıkıcılar, yerine yenisini koymayı beceremezler. Bu sebepten ihtilal sonrası için hazırlıklı olmalıyız.”

Mezuniyet sonrası Makedonya'ya atanmayı bekleyen subaylardan bu teşkilata üye olanlar soruşturmaya uğrar ve tayinleri Şam'a yapılır. Mustafa Kemal bu tayin olayını, “Sultan Hamit tarafından Suriye'ye sürüldüm” diyerek açıklar.

Ancak Mustafa Kemal burada da boş durmaz ve Şam'daki arkadaşlarıyla Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurar.

Mustafa Kemal, 13 Ekim 1907'de Şam'dan 3. Ordu Karargâhı'nı bulunduğu Selanik'e atanır. Selanik'e geldiğinde Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni canlandırmaya çalışmaz, çünkü arkadaşlarının büyük çoğunluğu İttihat ve Terakki Cemiyeti'nde önemli görevler üstlenmişlerdir. Dolayısıyla Mustafa Kemal, devrim programını gerçekleştirmek için o dönemin devrimci teşkilatına katılmayı doğru bulur. 23 Temmuz 1908'de gerçekleşen Hürriyet Devrimi'nin ardından 13 Nisan 1909'da (eski takvimle 31 Mart) İstanbul'da başlayan karşı devrimci ayaklanmayı bastırmak için öne atılır. Selanik'te oluşturulan Hareket Ordusu'nun kurmay başkanı olur ve İstanbul harekatında görev alır. Ülkemizin çağdaşlaşma ve demokrasi atılımı olan Hürriyet Devrimi ve meşrutiyet rejiminin korunmasında büyük emekleri vardır.

Cepheden Cepheye Mustafa Kemal

Mustafa Kemal, mesleğine ilişkin çalışmalarda çok titizdir. Çeşitli tatbikatlara katılır ve askeri konularda kitap yazacak denli derinleşir.

1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki'nin kadrolarıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev alır. İlk ateş deneyinden oldukça başarılı geçer. Halkı gerilla mücadelesi için örgütler ve İtalyanların Libya'nın iç bölgelerine ilerlemesini engeller.

Trablusgarp Savaşı'nın ardından Balkan Savaşları'nın başlamasıyla yurda döner ve Edirne'nin düşmandan geri alınmasında görev üstlenir.

1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda çeşitli cephelerde görev alan Mustafa Kemal yenilgi almayan bir komutan olarak isim yapar. Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazan ordumuzun önemli komutanlarından biridir. İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirten bu savaşta kritik kararları hızla alması ve uygulamaya geçirmesiyle tanınır. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir.

Mustafa Kemal Çanakkale Savaşı'ndan sonra 1916'da Edirne ve Diyarbakır'da görev alır. 1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükselir. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağlar. Şam ve Halep'teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917'de İstanbul'a gelir. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirilir.

Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı ordularını dağıtıp İstanbul'u ve yurdumuzun çeşitli noktalarını işgale başlamaları üzerine; başkente giderek vatanı savunacak bir hükümet kurmak için çeşitli girişimlerde bulunur. Çözümün mevcut Osmanlı sisteminin içerisinden çıkamayacağını gençlik yıllarından beri bilen ve İstanbul'da kaldığı günlerde deneyimleyen Mustafa Kemal Paşa; asırlardan beri hür yaşayan bir milletin yeniden bağımsız olması için 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkar. Amacı çökmüş bir sistemin ordu müfettişliğini yapmak değil Anadolu'da devrim ateşini yakmaktır.

EREN ÖZTÜRK

İNCİRALTI TARİH CEMİYETİ BAŞKANI

Sonraki Yazı

KEMALİST DEVRİM
İlk Adım ve İstiklal Yolu

Samsun'a çıktığı andan itibaren Türk Milleti'nin içinde olduğu İstiklâl Harbi'ni başarıya ulaştırmak adına, uzun süre üzerinde düşünerek yaptığı hazırlıkları da hayata geçirmeye başlar. İlk iş, siyasal devrimi gerçekleştirmektir. Bunu yapacak program; emperyalizmin ve Osmanlı Devleti'nin iktidarına son vererek onlarla işbirliği yapanları ortadan kaldırmaktır. Emperyalist işgale son verilirken devrimin karşısındaki iktidar odakları da birer birer alt edilir. Aynı zamanda bu dönem daha sonra yapılacak toplumsal ve kültürel dönüşüm için de bir yığınak ve hazırlık dönemidir.

Mustafa Kemal Paşa, önderlik ettiği devrimin asıl amacının "milletin egemenliği" olduğunu sıklıkla belirtir. 6 Mart 1922 günü meclisteki konuşmasında "Makamı Hilafet ve Saltanat herhangi bir şahsın değil, Türkiye Halkınındır" der. Nitekim 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırılır ve 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in resmen ilanı ile "milli egemenlik" rejiminin adı konulur. 3 Mart 1924'te Halifeliğin de kaldırılması ile siyasal devrim tamamlanır.

Emperyalist işgalden vatanı kurtararak siyasal devrimi gerçekleştirmede milleti egemen kılmak için başarının temelleri kongrelerle atılır. 22 Haziran 1919'da Amasya'dan tüm yurda yollanan genelge ile milletçe topyekün mücadelenin de ilk tohumu serpilir. Bütün askeri ve mülki makamlara genelgeyle birlikte yollanan mektupta: "Artık İstanbul, Anadolu'ya hakim değil, tabi olmak zorundadır." ifadesi önemlidir.

Amasya Genelgesi

  1. Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir.
  2. İstanbul Hükümeti, üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirememektedir. Bu hal, milletimizi âdeta yok olmuş göstermektedir.
  3. Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
  4. Milletin içinde bulunduğu bu duruma göre harekete geçmek ve haklarını yüksek sesle cihana işittirmek için her türlü tesir ve denetimden uzak milli bir heyetin varlığı zaruridir.
  5. Anadolu'nun her bakımdan emniyetli yeri olan Sivas'ta bir kongre toplanacaktır.
  6. Bunun için her ilden milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin mümkün olduğu kadar çabuk yetişmek üzere yola çıkarılması gerekmektedir. Bu temsilciler, Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak cemiyetleri ve belediyeler tarafından seçilecektir.
  7. Her ihtimale karşı, bu meselenin bir milli sır halinde tutulması ve temsilcilerin, lüzum görülen yerlerde, seyahatlerini kendilerini tanıtmadan yapmaları lazımdır.
  8. Doğu illeri için, 10 Temmuz'da Erzurum'da bir kongre toplanacaktır. Bu tarihe kadar diğer illerin temsilcileri de Sivas'a gelebilirlerse; Erzurum Kongresi'nin üyeleri, Sivas genel kongresine katılmak üzere hareket edecektir.

Erzurum'da, 23 Temmuz 1919 günü başlayan kongreye oy birliğiyle Mustafa Kemal reis seçilir. Kongreye katılmasında ve hatta reis seçilmesinde kendi arkadaşlarının dahi fikir birliği yokken O, oy birliği ile reis olmayı başarmıştır. Böylece doğuda oluşturulan dayanak ile düşmanı sürüp atmak ve milleti birleştirerek Anadolu'da bir iktidar odağı yaratmakta ilk adım atılmış oluyordu. Kongrede, Heyet-i Temsiliye seçilir ve başına Mustafa Kemal geçer. Artık "Heyet-i Temsiliye Reisi" sıfatıyla orduya ve mülki yönetimlere yollanan telgraflarla Anadolu'daki iktidarın da temelleri atılıyordu.

Sivas'ta, 4 Eylül 1919 günü açılan kongreye yine Mustafa Kemal, başkan seçilir. Erzurum'daki Doğu illerini kapsayan kararlar, tüm yurdu milli bir plana yayarak kapsayacak hale getirilir. Ayrıca Mustafa Kemal'e karşı, Damat Ferit tarafından Elazığ Valisi Ali Galip harekete geçirilmiştir ve bu silahlı tertip bastırılır. Kongre, Damat Ferit Paşa'ya bir telgraf çekerek çekilmesi için bir saat süre verir. Aksi halde tüm vatanın “yasadışı hükümetle” bağlantısını keseceğini belirtir. Kongre artık bir hükümet gibi hareket etmekte ve orduya emirler vermektedir. Başında da Anadolu ve Rumeli Müdaafa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi Reisi Mustafa Kemal Paşa vardır. Heyeti Temsiliye bütün merkezlerden Sultan Vahdettin'e seslenen bir telgraf yağmuru örgütler. Valileri değiştirerek ve kendi yanlarına alarak Milli Harekete bağlı olanları atar ve çok kısa sürede ülkenin büyük kısmında idare Sivas'a bağlanır. Sonunda Damat Ferit Paşa istifa etmek zorunda kalır. İstanbul ile arasındaki savaştan Sivas, kendisini Anadolu'ya kabul ettirerek zaferle çıkmıştır.

Yeni Türk Devleti Kuruluyor

23 Nisan 1920 günü Büyük Millet Meclisi, Ankara'da toplanır. Mustafa Kemal'in yaptığı tarihi konuşma sonucu hemen şu önerileri kabul eder: Hükümet kurulmasını zorunludur, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üstünde bir kuvvet mevcut değildir, Meclis yasama ve yürütme yetkilerini kendisinde toplamıştır, Meclis'ten ayrılacak bir heyet, meclise vekil olarak bu işlerini görür, Meclis Reisi bu heyetin de reisidir. İşte Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi reisi olarak bu yetkileri de kendisine almıştır. Böylece yeni devletin temelleri atılmış, hükümet oluşturulmuş ve başına da Mustafa Kemal geçmiştir. 30 Nisan 1920'de bir genelge ile Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin, yani Yeni Türk Devleti'nin kurulduğu, bütün Avrupa devletleri dışişleri bakanlıklarına bildirilir.

İstanbul ile bu kez fetva savaşları başlar. Şeyhülislamın ve Halife'nin fetvalarına karşılık olarak Ankara, bütün Anadolu müftülerinin imzalarını alarak karşı fetvalar yayınlar. Damat Ferit, bu arada yeniden sadrazam olmuştur. Fetvaları, karşılıklı idam fermanları izler. Sultan Vahdettin'in kararı ile Mustafa Kemal ve arkadaşlarının idama mahkum edilmesinin karşılığını Ankara, Damat Ferit'i vatan ihanetten idama mahkum ederek verir.

Türk Ordusu Diriliyor

Meclis, emperyalist işgali süpürüp atmak adına düzenli orduyu milletin fedakarca katıldığı büyük bir seferberlik ile kurar. Doğu'da var olan ordumuz, Ermenilere karşı Kars ve Gümrü'yü zapt eder. Neticede Ermeniler, Gümrü Anlaşması'nı imzalamak zorunda kalır. Batı'da isyanlar bastırılarak Yunan İşgali'ne karşı, İnönü Zaferleri kazanılır. Fakat Kütahya - Eskişehir Muharebeleri'nde kendisinden çokça üstün olan Yunan ordusu karşısında yenilen ordumuzu, dağılmadan elde tutmak ancak mümkün olmuştur.

Zafere giden yolda başarıya ulaşmak için Sakarya Nehri'nin doğusuna değin orduyu çekmek gerekmektedir. Fakat bu geri çekiliş Meclis'te ciddi tartışmaları da berberinde getirir. Mustafa Kemal bu tartışmaları göğüsler ve aynı zamanda bertaraf etmek üzere Başkomutanlık önergesini meclise sunar. Böylece meclisin tüm yetkilerini üç aylığına üzerine alacak, verdiği her hüküm kanun niteliğinde olacaktır. Elbette ki böylesine bir yetki Meclis'ten kolaylıkla geçmeyecektir. Fakat hem askeri hem de siyasi olarak başarıya ulaşılması, önce bu önergeyi kabul ettirmenin başarısına bağlıdır ve Mustafa Kemal bu önergeyi kabul ettirir.

Mustafa Kemal, dünyada emsali olmayan bir emri hızla yurdun dört bir yanına verir. Tekalif-i Milliye Emirleri ile eli silah tutan herkesin orduya alınması için bir cephe seferberliği başlatılır. Bunu, ordunun ihtiyaçlarının karşılanması için cephe gerisi seferberliği izler. Böylece her evden, herkesten ordunun ihtiyaçları için fedakarlık istenmektedir. Türk Milleti bu çağrıya cevap verir ve ordunun ihtiyaçları tedarik edilir. Öyle ki, Atatürk'ün okuduğu kitaplar arasında olan "Bir Askerin Düşünümleri" adlı kitapta, "...Harbi beslemek için yani ikmal işleri için kâfi tedbir hazırlanmamış ve iktisadi seferberlik hususunda bir şey yapılmamıştı..." bölümündeki iktisadi seferberlik sözcüklerinin altı çizilerek, Atatürk tarafından bu sözcüklerin yanına "İstiklâl Harbinde biz yaptık" cümlesi ilave edilmiştir. Böylece, kahraman Türk Subayının, çarpışmalara fedakarca önderliğiyle Sakarya Savaşı kazanılır.

Dış politikada ise strateji İngilizleri yalnız bırakmak ve bunun dışında İtilaf Devletleri arasında ayrılık yaratmak olmuştur. Fransa ve İtalya ile temaslar kurarak Sovyetlerle de dostça ilişkiler geliştiren Meclis, bunun karşılığını alır. Sovyetlerle Moskova Antlaşması, Fransa ile Ankara Antlaşması imzalanır. Böylece Meclis, Mustafa Kemal önderliğiyle iktidarını pekiştirmiş ve uluslararası alanda da siyasi başarılar kazanmıştır.

Sakarya'da kazanılan zaferin ardından, Yunan'ı Anadolu'dan atmak için gerekli taarruzun derhal yapılması askeri olarak uygun görülmemiştir. Bu nedenle taarruz hazırlığı süresinde Başkomutanlık yetkisinin uzatılması, iç cepheyi yıpratacak hamlelerin bertaraf edilmesi ve aynı zamanda ordunun moralinin yüksek tutularak başarılı bir taarruzun hazırlıklarının yapılması gerekir. Mustafa Kemal'in en çok zorlandığı ve bunaldığı dönemlerden biri bu olmuştur. Fakat tüm bunların da üstesinden sabırla geldikten sonra 30 Ağustos 1922'de Yunanlılar bozguna uğratılır. 9 Eylül'de ise Türk Ordusu, İzmir'e girer. Nihai zafer askeri olarak kazanılmıştır.

İkili İktidara Son: Milletin Saltanatı

Kazanılan büyük zaferin ardından İtilaf Devletleri TBMM Hükümetini Lozan'da yapılacak barış görüşmelerine davet eder. Ancak bu davet İstanbul'daki Osmanlı Hükümetine de gitmiştir. Lozan'da yapılacak barış antlaşması süreci kritiktir. İkiliği ortadan kaldırmak adına Meclis'e, saltanat ve hilafet makamlarını ayrılmasını ve saltanatın kaldırılmasını öneren bir tasarı sunuldu. Lozan'da siyasi başarı için saltanatın kaldırılması bir apaçık bir zorunluluktu. Fakat komisyonu buna ikna etmek de bir o kadar zorlu oldu. Çünkü Lozan'da başarılacak olan milli bağımsızlıktı. Milli bağımsızlık da Atatürk'ün ifadesiyle milli egemenlik meselesiydi. Aslında millet düşmanla savaşmak için ayağa kalkıp TBMM etrafında birleştiğinde egemenliğini de eline almıştı. Ancak eski düzenin kalıntıları bunu hala kavrayamamıştı. Kurtuluştan sonra yine eski düzene dönüleceğini umuyorlardı. Mustafa Kemal ise, "Hakimiyet ve saltanat hiç kimseye, ilim icabıdır diye, müzakereyle münakaşa ile verilmez. Mevzubahis olan millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız değildir. Mesele zaten emrivaki olmuştur. Burada toplananlar, Meclis ve herkes, meseleyi tabii görürse fikrimce çok iyi olur. Aksi takdirde hakikat gene usulü dairesindeki ifade olunur. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir." der. Böylece 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırılır. Milletin saltanatı kurulmuştur.

Lozan Antlaşması imzalanarak Kurtuluş Savaşı'nın askeri başarısı, siyasi başarıyla taçlandırılarak uluslararası zeminde tescillenmiştir. Türk Devleti artık dünyaca tanınmış ve bağımsızlığını kazanmıştır. Saltanatın kaldırılmasını, "zaten emrivaki" olan Cumhuriyet'in ilanı takip eder. Arkasından da 3 Mart 1924'te halifelik kaldırılır. Hilafetin ilgası eski düzenin tamamen ortadan kaldırıldığını göstermiştir. Böylece siyasi devrim tamamlanmıştır. Bunu, artık genç Cumhuriyet'in peş peşe gerçekleştireceği devrimler izleyecek ve müthiş atılım takip edecektir.

ÖZGÜR AÇIKGÖZ

TGB İZMİR İL BAŞKANI

Sonraki Yazı

Atatürk'ün Ekonomi Rotası:
İktisadi İstiklal

Osmanlı Devleti'nin son zamanlarda izlediği yanlış ekonomik politika sonucu mali durumunun bozulması, Batılı devletlerden borç almak zorunda bırakmıştır. Bu borçlar yerinde ve planlı kullanılmadığı için, devlet borç faizlerini bile ödeyemeyecek duruma gelmiştir. Avrupa devletlerince, Osmanlı Devleti'nden alacaklarının ödenmesi için 1881'de kurulan Duyun-u Umumiye Teşkilatı, devletin gelirlerinin önemli bölümüne el koyan bir sistem getirmişti. Bu da Osmanlı Devleti'nin mali bağımsızlığını yitirmesine neden olmuştur.

Osmanlı Devleti'nin bu şekilde borçlanması yabancı girişimcilere yaramış, Türk girişimciler ya tamamen yok olmuş ya da yabancılarla anlaşarak çalışmalarına devam etmek zorunda bırakılmıştır. Bunun sonucunda demiryolundan limanlara, elektrik-havagazından su ve maden ocaklarına kadar bütün kaynak ve ticaret merkezleri Avrupalı işletmeciler tarafından kontrol edilmiştir. Amacı kar etmek olan bu şirketler, milli kaynakları hunharca kullanarak zenginleşirken, ülke kaynakları yıpranmıştır. Ülkenin ekonomisini Avrupalı devletlerin oluşturduğu ‘Düyun-u Umumiye'ye ile peşkeş çekilmiştir. İşte Abdülhamid'in devleti kurtardığı girişim olarak ifade edilen 30 yıllık süreç Osmanlı Devleti'nin temelinden aşınmasına yol açar.

Türkiye'de açılan Avrupa bankaları ülkedeki hammaddeleri ucuza almak, Türkiye'ye girecek ürünleri pahalıya satmak için lazım olan sistemi ellerine almışlardı. Türkiye'de kurulan bankalar esasen Avrupa fabrikalarının fazla karlarıyla kurulmuştu. Bankalar ülkemizde açık pazar yerleri vücuda getirmek için çalışıyorlardı. Nakliye işleri, Türklerin elinden çıkmıştı, Avrupa'nın büyük sermaye gruplarının eline geçmişti. Ticaret ve nakliye bu şekilde olduğu gibi, tarım ürünleri ve hammaddeler de memleketteki emperyalist bankalar ve nakliyeciler tarafından dünya pazarında değerini bulamıyordu. Çünkü emperyalist sermaye memleketi bir kıskaca alma çabasındaydı. Köylünün fakirleşmesi ve Türk parasının tepetaklak inmesi amaçlanmış. Nakliye masrafından, vergi yükü düyunu umumiye karşılığı gibi durumlardan Türk tarımı erimeye doğru ilerlemiştir.

Türk devrimi, Türk ticaret dengesini karşılıksız ve boyuna haraç verir bir halde devraldı.

Milli Vahdet, Milli Mevcudiyet, Milli İstiklal Meselesi

İzmir İktisat Kongresi açılışında bir konuşma yapan Mustafa Kemal Paşa şunları söylemiştir: "Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsun ekonomik zaferlerle taçlandırılamazlarsa kazanılacak başarılar yaşayamaz az zamanda söner."

Türk Devrimi'nin siyasi ve askeri başarısına kadar özel sermaye Avrupalıların elindeydi. Bu saatten sonra ise milli bir ekonomi şarttı. Devlet ile Millet birlikteliği bu milli ekonomiyi yaratacak tek güç olarak kongrede ortaya çıkmıştır. Yerli malı kullanılmasının sağlanması, teknik eğitimin geliştirilmesi, ham maddesi yurt içinde olan sanayi dalları kurulması, küçük imalattan büyük işletmelere geçilmesi, üretim yapacak özel teşebbüse kredi sağlayacak bir devlet bankası olarak İş Bankası, demiryolu inşaatı, yabancı tekellerden kaçınma, işçilerin durumunun düzeltilmesi gibi kararlar bu milli ekonomi programının somutlaşmış haliydi. Bu Milli ekonomi tamamen üretim ekonomisi temelinde dışa bağlılığı kaldırmak için bir programdı. Öyle ki İzmir İktisat Kongresi'nde ‘Aşar Vergisi'nin kaldırılması ve traktör kullanımının teşvik edilmesi Türk tarımında üretimi artırmış, ihracat teşvik edilirken, kısıtlı sermayenin korunması için lüks ithalattan kaçınılması sermaye birikimini sağlamıştır.

Türk devrimi devletin ekonomiyi yönetmesi düşüncesinin çıktığı bir ortamda gerçekleşti. Bunun ilk yansıması İzmir İktisat kongresi oldu. Üretim ve bağımsız bir politikaya yönelen Cumhuriyetin kadroları 1929 Krizinin yarattığı dar boğazı aşabilmek için tamamıyla Devletçilik ilkesi doğrultusunda yol izlemiştir. Hatta Mustafa Kemal Atatürk "halkımız yaratılıştan devletçidir"1 demiştir. 1931 CHP Programı, Devletçilik ilkesini şöyle açıklar:

"Ferdi mesai ve faaliyeti esas tutmakla beraber mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha, memleketi bayındırlığa eriştirmek için milletin genel ve yüksek menfaatlerinin icap ettirdiği işlerde- bilhassa iktisadi sahada- devleti fiilen alakadar etmek mühim esaslarımızdandır."2

Dönemin başbakanı İsmet İnönü, 1932 yılı Mayıs ayındaki Sovyetler Birliği gezisinden, planlı ekonomiye hayran kalarak dönmüştür. 1933 yılında Türkiye'de yürürlüğe giren ilk Beş Yıllık Kalkınma Planı, ülkemizde başarılı bir şekilde uygulanmıştır. Bu plan doğrultusunda çelik ve kimya sanayilerinin temelleri atıldı. Dışarıdan ürün almadan devlet kendi üretimi ile memleketi çağdaşlık seviyesine yükseltme gayesini taşıdı. İlk demir çelik fabrikası bu anlayış ile hizmete girdi. İlk yapılan demir çelik fabrikası yetersiz teknolojiye rağmen hizmete girdi ve burada yapılan döküm ile yeni kurulacak fabrikaların malzemesi ortaya çıkarıldı. Cumhuriyet'in kurduğu ilk demir çelik fabrikası tam anlamıyla yarınları da inşa etti. Fabrikalar kuran fabrika olarak hafızalara kazındı. Yeni kurulan ekonomik model Osmanlı'nın son dönemindeki gibi borç alıp günü kurtarma hesabına düşmedi, bataklığa saplanmadı. Yarınları da kurtaran bir ekonomi benimsendi.

Anadolu'ya doğru yayılan dengeli bir sanayileşme ve kalkınma politikası uygulandı. Böylece Türkiye dünyada planlama uygulayan ikinci ülke olarak tarihe geçti.

Demir Ağlarla Ördük Ana Yurdu Dört Baştan

Çağdaş Medeniyet yaratma gayesi bir demiryolu hattı üzerinde kent kent dolaşacaktır. Cumhuriyet'in getirdiği değerler en ücra yere ulaşmalı ve en uzak kentler arasında kapılar açılmalıydı. 1925'teki küçük bir yer olan Kırıkkale 1933'te fabrika kenti oluyor. Önceden hiçbir anlam ifade etmeyen Yerköy 1933'te Yozgat ve Kırşehir'i birleştiren bir pazar oluyor, tren yollarının geçtiği güzergahta satış mağazaları yerini almıştı. Fakıllı da ise artık buğday adı anılabiliyordu, kendine yetecek buğdayı eken Fakıllı 1933'te Eskişehir pazarlarında yerini alıyor ve İstanbul'a kadar ulaşabiliyordu. 20 günlük Eskişehir yolu, 25-30 günlük İstanbul yolu artık ayaklarının altında hissediliyordu. Dokuma fabrikasını besleyebilecek Kayseri canlanıyor. Başka bir kent başka bir kente ürün gönderiyor, fabrikaları besliyor, pazarlar ortaya çıkıyordu. Demiryolu ile mermerlerimiz artık Dünya piyasası bile çıkmıştı. İşte onuncu yıl marşına da yansıyan 1933 manzarası bu şekilde. Bütün bunları devlet kontrolünde bağımsız ve üretime dayalı ekonomi ile başardık.

Cumhuriyet kurulduğundan itibaren sadece 15 yılda ülkemiz içerisinde yabancıların elinde olan 3387 kilometrelik demiryolu satın alınarak devletin hazinesine eklenmiştir. Bununla da kalmayıp gene aynı zaman dilimi içerisinde 2815 kilometrelik yerli demiryolu yapımı genç ve dinamik cumhuriyetin milli sermayesi içerisinde yer almıştır. Bu devletçi üretim politikası cumhuriyetimizin 10. Yılında hala coşku ile söylediğimiz marşımızın bir kısmına şu cümlelerle eklenmiştir…

"Çıktık açık alınla on yılda her savaştan,
On yılda onbeş milyon genç yarattık her yaştan;
Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan;
Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan."

ANIL COŞKUN

MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ

DİP NOTLAR

  1. Doğu Perinçek, Kemalist Devrim-3 ALTI OK, Kaynak Yayınları, 5. Basım, s56.
  2. Doğu Perinçek, Kemalist Devrim-6/ Atatürk'ün CHP Program ve Tüzükleri, 2. Basım s129

KAYNAKÇA

  1. Sadri Etem (Ertem) , Türk İnkılabının Karakterleri, Kaynak Yayınları
  2. Feroz Ahmad Modern Türkiye'nin Oluşumu, Kaynak Yayınları
  3. Doğu Perinçek, Kemalist Devrim-3 Altı Ok, Kaynak Yayınları
  4. Şeref Aykut, KAMALİZM, Kaynak Yayınları
  5. Teori Dergisi, Ekonomide Yapısal Dönüşüm İhtiyacı, Sayı: 325

Sonraki Yazı

ATATÜRK'ÜN DEVRİM YOLU

Bir siyasal sistem tek başına yönetim biçimine, temsil yollarına bakılarak kavranamaz. Siyasal sistemler yaşamlarını sürdürebilmek için hukuk, ekonomi, sosyal yaşam gibi önemli alanlarda da yönetim biçimiyle uyumlu değişikliklere gitmek zorundadır. Örneğin özgür yurttaş bilincinin oluşturulamadığı toplumlarda seçimler sadece prosedürden ibarettir. Bir siyasal sistem seçim yoluyla iktidar olunması gerektiğini ortaya koyuyorsa buna uygun koşulları da yaratmak zorundadır.

Cumhuriyet dediğimiz sistem halk egemenliğine dayanır. 1920 yılında Ankara'da kurduğumuz cumhuriyetimiz de Atatürk'ün ifadesiyle egemenliğin kaynağını gökten alıp yeryüzüne indirme hedefiyle kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde yapılan devrimlerin en temel amacı egemenliğin topyekun halka yani millete devredilmesi amacına yöneliktir. Bu doğrultuda saltanatın ve hilafetin kaldırılması egemenliğin padişahtan alınıp milletin en yetkili temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi'ne verilmesi cumhuriyet devriminin siyasi adımlarındandır. Ancak siyasi sistemin kökleşmesi için bu siyasi devrimlerin sosyal alandaki devrimlerle beslenmesi gerekir.

Mustafa Kemal Atatürk, “Kemalizm”i “yaptığımız işlerin tamamı” tarifini kullanmıştır. Bu tanımdaki bütüncül anlayış cumhuriyet rejimi için de geçerlidir. Cumhuriyet tek başına halkın oy kullanabilmesi ya da meclise girip söz sahibi olabilmesi değildir. Cumhuriyet rejimi sosyal yaşamın da siyasal sisteme uygun olarak dönüştürüldüğü bir durumda ancak tam anlamıyla uygulanabilir olabilir. Kemalist devrimin önderleri, 1000 yıllık sultanlık rejiminin basit bir anayasa değişikliğiyle ortadan kalkmayacağını görerek bu değişikliği toplumsal alandaki devrimlerle beslemişlerdir. Bu devrimlerin temelinde özgür yurttaş yaratma anlayışı yatar.

Özgür Yurttaş Özgür Nesil

Cumhuriyet devrimimiz özgür yurttaş yaratma anlamında en büyük atılımı eğitim alanında yapmıştır. 1924 yılında hilafetin kaldırılmasıyla birlikte eğitim ve öğretim de birleştirilmiştir. Ardından 4 yıl içerisinde tekke ve zaviyeler de kapatılmış, okuma yazma öğrenmeyi zorlaştıran Arap alfabesi kaldırılarak Latin alfabesi getirilmiştir. Tüm bu atılımlar 1930'lu yıllar Halkevleri ve Köy Enstitülerinin de kurulmasıyla büyük bir eğitim seferberliğine dönüşmüştür. Bu devrimler yeni yetişecek olan nesillerin cumhuriyet bilinciyle yetişmesini hedeflemiştir. Yeni yetişen nesiller medreselerde öğretilen dogmatik düşüncenin, taassubun aksine bilimsel düşünmeyi, özgür yurttaş olmayı, üretmeyi hayatının merkezine koymayı öğrenmişlerdir. Cumhuriyet devrimi, bin yılın sonunda iyice çürümüş ve yaşlanmış olan imparatorluk düşüncesini 15 yılda tüm taze zihinlerden süpürüp atmıştı. Bunu 10. Yıl Marşı'nda “10 yılda 15 milyon genç yarattık” diyerek tarif etmiştir. 1945 sonrasında bu devrimlerden vazgeçilerek bir geri dönüşün yaşanmasına rağmen 15 yılda yaratılan neslin cumhuriyet imanı öyle yüksek olmuştur ki her türlü geri dönüş hamlesine karşı hiçbir zaman cumhuriyetini teslim etmemiştir. Cumhuriyet devriminin eğitim alanında yaptığı atılımlar, devrimi emanet edecek ve sürdürecek bir gençlik yaratmıştır. Mustafa Kemal Atatürk de bu yüzden cumhuriyeti Gençliğe Hitabesinde ve Bursa Nutkunda Türk gençliğine emanet etmiştir.

Devrim Kanunu Bütün Kanunların Üstündedir

Cumhuriyet rejiminin ayakta kalmasını sağlayan en önemli dayanaklardan birisi de kendi hukukunu yaratabilmesidir. Egemenliği gökyüzünden yeryüzüne indiren cumhuriyet, bunu hukuk anlamında da gerçekleştirmek zorundadır. Bu, yaşanan ile yazılı olanı birleştirmek anlamına gelmektedir. Bu doğrultuda cumhuriyet devrimimiz, şeri mahkemeleri kaldırarak hukukta birliği sağlamıştır. Cumhuriyet hükümeti, Medeni Kanunu yürürlüğe sokarak toplumun çağdaşlaşması konusunda ileri bir atılım yapmıştır. Böylelikle kanunların kaynağı da dini kitaplar değil hayat olmuştur, dogmalardan sıyrılarak bilimselleşmiştir. Bilimselleşme, kurumsallaşma cumhuriyet rejimini sultanlık rejiminden ayıran en önemli özelliklerdendir. Sultanlığın mirası olan dogmatik düşünce, hukuk sistemimizden de temizlenerek cumhuriyet rejiminin kendi hukukunu yaratmasını sağlamıştır. Bu sayede millet, hukuk çerçevesinde hareket etmeye zorlanacak ve hukuk çerçevesinde de devlet yönetiminde söz sahibi olacaktır.

Cumhuriyet rejiminin toplumsal yaşamda yaptığı devrimlerin temel amacı yeni bir insan modeli yaratmaktır. Bu yeni insan bilimsel düşünen insandır, kul değil özgür yurttaş olan insandır. Bu yeni insan tipini yaratmak eğitim ve kültür alanındaki devrimlerin yanı sıra sosyal yaşamda da bazı düzenlemeleri gerektirmiştir. Yeni insanın artık rahatça okuma yazma öğrenebildiği yeni bir alfabesi vardır. Dolayısıyla artık yeni insanın yeni ve daha bilimsel ölçü birimleri olmalıdır, yeni takvimi olmalıdır, yeni kılık kıyafeti olmalıdır. Çünkü medeniyet dediğimiz şey kültürü de kapsar. Yeni insan tipi de bu yeni medeniyete ancak o medeniyetin temel birimlerini alarak adapte olabilir. Bu doğrultuda cumhuriyet devrimimiz cumhuriyeti yaşatacak yeni insanı yaratmak adına halkın sosyal yaşamındaki alışkanlıklarına ve görünüşüne güncellemeler getirmiştir.

Medeniyetle kültür, rejimle toplumsal yaşam bir bütün içindedir. Kemalist devrimin önderleri bunu kavrayabildikleri için 1. Meşrutiyet'i de 2. Meşrutiyet'i de aşmışlar. Kemalist önderlerin, kimileri tarafından “toplumla çatışma” olarak tarif ettikleri bu devrimler bir gereklilik sonucu doğmuşlardır. Mustafa Kemal bu konuyu "Devrim kanunu bütün kanunların üzerindedir" sözüyle açıklar. Cumhuriyet rejimi zor ve şiddet kullanılarak kurulmuştur ve kökleşmesi de ancak ve ancak bu yolla olacaktır. Kemalist devrimin toplumla çatıştığını iddia edenlerin anlayamadıkları şey cumhuriyetin nasıl kurulduğudur. Cumhuriyet Türk milleti için bir ölüm kalım meselesidir ve Kemalist önderler de bu ölüm kalım meselesini bir tercihe sunmamış ve uygulamıştır. Bu sebeple aynı cumhuriyet rejimi gibi o rejimin temel dayanakları olan toplumsal alandaki devrimler de en az siyasi ve ekonomik atılımlar kadar hayati önemdedir.

SEZER ÖZSEVEN

TLB ANKARA SORUMLUSU

Sonraki Yazı

Devrimin Programı

Devrimin programı için Altı Ok sembolünün seçilmesi oldukça anlamlıdır. Ok Hedefe odaklıdır. Yaydan çıktığında ise geri dönüşü olmaz. Türkiye'de bu ok gibi Genç Osmanlılar'la beraber yaydan çıktı. Altı Ok Kemalist Devrimden, 27 Mayıs'tan, 28 Şubat'tan geçerek 24 Temmuzlara kadar uzanan Türkiye Devriminin programı oldu.

Bu program, Birinci Meşrutiyetten günümüze sadece ilerici atılımlarla gelişmedi. Küçük Amerika süreçlerini de yaşadı. Karşı devrimci süreçlerde de gladyo-mafya-tarikat sistemi gelişti. Tarikatlaşan sistemin 15 Temmuz Amerikancı FETÖ'cü darbe girişimi bunun en iyi kanıtı oldu. Milletimiz, Ordusuyla beraber bu kalkışmayı bastırdı. Devrimin programı her koşulda sınandı.

Bu programın temel hedefi, emperyalizmden ve her türlü Ortaçağ ilişkilerinden kurtulmak, bağımsız ve demokratik bir toplum yaratmak oldu.

Devrim Programının Kaynakları

Altı Ok'un Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik ve Laiklik oklarının uluslar arası kaynağı Büyük Fransız Devrimidir. Halkçılık ve Devletçilik oklarının esin kaynağı ise Sovyet Devrimidir. Devrimcilik oku ise, Türkiye'nin yaşadığı sürecin zorunlu bir ürünü olmakla birlikte, hem Fransız Devriminin, hem de Sovyet Devrimin yarattığı büyük cereyanlardan beslenmiştir. Kemalizmin önemli teorisyenlerinden Mahmut Esat Bozkurt, Devrim Tarihi derslerinde1789 Fransız, 1917 Rus Sosyalist ve 1919'da başlayan Atatürk ihtilallerini, "tam ve eksiksiz" olarak sayar.

Devrim Programının Halkaları

  • Mithat Paşa’ların, Namık Kemal’lerin, Ziya Paşa’ların simgelediği Genç Osmanlıların önderliğinde gerçekleşen 1. Meşrutiyet Devrimi
  • Genç Türkler’in İttihat ve Terakki Cemiyeti önderliğindeki 1908 Hürriyet Devrimi
  • Birinci Dünya Savışında başlayan ve 30 Ağustos Zaferiyle tamamlanan Milli Kurtuluş Savaşı
  • 23 Nisan 1923’te Cumhuriyeti kuran ve devrimlerini 2. Dünya Savaşı’na kadar gerçekleştiren Türk Devrimi (milletleşme)
  • 27 Mayıs İhtilali. Millet-ordu birlikteliğiyle iktidarın ele geçirilmesi
  • 28 Şubat Müdahalesi
  • 24 Temmuz’da başlayan Atlantik’ten kesin kopuş süreci

Karşı Devrimin Halkaları

  • 2. Abdülhamit’in Anayasa’yı yürürlükten kaldırmasıyla başlayan istibdat dönemi ve 31 Mart Gerici İsyanı
  • Küçük Amerika süreci Atlantik sistemine bağlılık
  • 12 Mart 1971 Amerikancı askeri darbesi
  • 12 Eylül 1980 Amerikancı askeri darbeyle başlayan Kenan Evren Turgut Özal Tansu Çiller dönemi
  • 2002 yılında iktidarı alan FETÖ-AKP yönetimi. Büyük Ortadoğu Projesinin faaliyete geçirilmesi
  • 2007 Ergenekon Tertibinin Türk Ordusunu hedef alarak başlatılması
  • 2011 PKK Açılımının başlaması
  • 15 Temmuz 2016 Amerikancı FETÖ’cü darbe girişiminin püskürtülmesi

Altı Ok Nedir?

Cumhuriyetçilik, Türk Devrimin kazanımlarını korumak ve kapitalizm öncesi kalıntıları temizlemektir. Feodalizmi ve üretim ilişkileri yeryüzünden kaldırmaktır.

Halkçılık, milletin çıkarlarını savunmak ve emekçilerin haklarını savunmaktır.

Milliyetçilik, Emperyalizme karşı konumlanmak için cepheye koşmaktır. Bu cepheyi büyütmek için gerisini teferruat saymaktır. Devrimci olmaktır.

Devletçilik, kamu özel mülkiyet arasındaki ilişkiyi halkın çıkarlarına göre düzenleyerek devlet denetiminde büyütmektir. İstihdam sağlamaktır. Kamu iktisadi teşebbüslerini korumak ve geliştirmektir. Adıyaman’da ki türün üreticisinin yanında olmaktır. Zonguldak maden işçilerin geçim kaynağı olan madenleri özelleştirmemektir.

Laiklik, din ve dünya işlerinin kesinlikle ayrılması ve aydınlanma seferberliğidir. Kadınların üretim araçlarında söz sahibi olmasıdır. Üreterek aydınlanarak özgürleşmesidir. Eğitim seferberliği ilan ederek devrim kanunlarının yürütülmesidir.

Devrimcilik, işte bu okların nasıl yaydan çıkacağını anlatan ilkedir. Harekete geçmektir. Devrimcilikten uzak atılan her okun hedefine ulaşması imkânsızdır.

Devrim Programının Gerekliliği

Devrimin önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Türk milleti çalışkandır. Türk Milleti zekidir”. Bu çalışkanlık ve zekilik, devrimci olmayı gerektirir. Bugünün devrimciliği ise Kemalist Devrimi tamamlamaktır. Kemalist Devrim Küçük Amerika sürecine girmesiyle birlikte çok saldırıya uğradı. Bu saldırılar, programın hedefi olan milli devleti kurma ve Ortaçağ ilişkilerini yeryüzünden kaldırma ve aydınlanmış bir toplumu yaratmayı gerçekleştiremedi. 1945’ten sonra ABD güdümlü gladyo-mafya-tarikat iktidarlarını kurdu ve Türkiye’yi yönetti. Emperyalizmin Türk devrimiyle bunca yıldır saldırmasına rağmen başarılı olamadı.

Türkiye Atlantik sisteminden kopmaya başladı. Şu an bölücü terör Örgütü olan ABD’in benim kara kuvvetim dediği PKK’ya karşı savaş halinde. Gladyo-mafya-tarikat sisteminin temsilci FETÖ’ile mücadele ediyor. Bu sistemin bıraktığı komşu ülkelerle düşmanlıklar bitmek üzere. Oklar esas düşman olan ABD’ye yönelmiş durumda.

Gereklilik Nasıl Faaliyete Geçer?

Kemalist devrimi tamamlamak için önce devrimcik okunu atacağız. Devrimcilik okunu fırlatmadan yapılan her halkçılık ve milliyetçilik emperyalizme hizmet eder. Atlantik sisteminin kontrolüne girer. Altı Ok, Kemalistleri, Sosyalistleri, Demokratik Solcuları, Sosyal Demokratları ve Devrimci Milliyetçileri birleştirecek tek programdır. Devrimin programı olan Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik ve Laiklik devrimci anlayışla yorumlanıp ve uygulanırsa ancak devrimin programı olabilir. Bu program bugün de geçerli olan tek programdır.

BORA ÇELİK

TGB GENEL BAŞKAN YARDIMCISI

Başa Dön