Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 27 Mayıs 2018

Üste git

Üste

Yorum Yok

Halkçı, Devrimci Yönetimin Anayasası

Halkçı, Devrimci Yönetimin Anayasası

Anayasa; bir devletin temel yapısını, kuruluşunu, organlarını, organlar arası ilişkilerini ve devlet karşısında bireyin hak ve özgürlüklerini düzenleyen hukuki metinlerdir. Anayasanın oluşum sürecini ele alacak olursak genellikle stratejik karar dönemlerinde oluştuğunu görürüz. Bu noktada her iktidarın belirli bir stratejik hedefi vardır ve bu stratejik hedefinin hukuki metni anayasadır.

Anayasayı yapan iktidara “Kurucu iktidar” denir. Kurucu ve iktidar olabilmek için de bir zor gücü, silah gücü gerekmektedir. İktidarın meşruluğunu sağlayabilmesi yaptırım gücüyle belirlenir. Silahlı bir yaptırım gücünden yoksun anayasa yapma iddiası gerçekleştirilemez. O nedenle anayasa yapıcıları iki şekilde var olurlar: a) Devletin silahlı güçleri elinde olan b) Devleti ele geçirmek için silahlı gücü olan. Sonuçta anayasa iktidarı elinde bulunduranların iktidarlarını düzenleyen ve sağlamlaştıran kurallardan oluşur. Örnek olarak 1640 Devrimi’nde Cromwell’in kralın parlamentosunu arkasındaki silahlı güçle basması ve bir anayasa oluşturmasıdır. Türk tarihinden bir örnek verecek olursak 1921 Teşkilatı Esasiye Anayasası da elinde bir silahlı güç bulunduran BMM’nin oluşturduğu bir hukuki belgedir. Burada durup 93 yıl önce kabul edilen anayasamızı inceleyelim.

Teşkilatı Esasiye Kanunu

20 Ocak 1921 tarihinde yürürlüğe giren ilk anayasamız fiili olarak cumhuriyeti getirmiştir; dolayısıyla milli egemenlik ilkesini yürürlüğe koymuştur. 23 maddeden oluşan anayasada Osmanlı Devleti ismi yerine Türkiye Devleti ismi kullanılır ve padişah yerine millet egemenliğinden bahseder. İlk üç madde de iktidarın kaynağı net bir biçimde belirtilmiştir. Montesquie tarafından modern anlamda oluşturulan kuvvetler ayrılığı görüşü meşrutiyet yönetim biçimine uygun olduğu için tercih edilmemiş ve mevcut devrim koşullarında kararların alınmasını ve uygulanabilirliğini sağlamak açısından Rousseau’nun Doğal Haklar ve Kuvvetler Birliği teorisi kabul edilmiştir. Milletin meclisi, sistemin merkezindedir ve hükümet meclis hükümetidir. Ayrıca İsmet Paşa, 1921 Anayasası’nın esin kaynağının 1871 Paris Komünü olduğunu Fransa Radikal Sosyalist Parti lideri Edouard Herriot’ya söylemiştir.

Milli Mücadele’nin başlamasıyla kongrelerde veya mecliste kabul edilen nizamnameler, kararlar ve beyannameler 1921 Anayasası’na giden süreçte belirleyici bir etkide bulunmuşlardır. 1921 Anayasası’nın oluşmasında merdiven niteliğinde olan bu basamaklarda devrimci tutumun izleri vardır. Bağımsızlık, milli egemenlik ve toprak bütünlüğü konusunda alınan net kararların belirlediği çizgilerler oluşturulan bu belgelerde “ Ya istiklal, ya ölüm!” ilkesini benimsemiş bir halkın devrimci tutumu söz konusudur. Bu belgelere ek olarak yerel önderlerin de Kurtuluş Savaşı’na verdiği destek ve bağımsız yaşama konusunda gösterdikleri irade beyanıyla Mustafa Kemal’in eli güçlenmiş, bir açıdan 1921 Anayasası’nın önünü açan süreç başlamıştır. Bu noktada 1921 Anayasası’nın en önemli basamağı olan Halkçılık Programı’nı ele almak gereklidir.

 

Halkçılık Beyannamesi

1921 Anayasası’nın tasarısı olan Halkçılık Beyannamesi Mustafa Kemal Paşa’nın Heyeti Vekile adına 13 Eylül 1920 günü Büyük Millet Meclisi’ne verdiği “Kanunu Esasi Layihası” olarak 18 Eylül 1920 günü mecliste okunmuş, aynı gün tüm dünyaya Halkçılık Beyannamesi adıyla ilan edilmiştir.

Mustafa Kemal Paşa tarafından sunulan, asıl adı Halkçılık Programı olan anayasa taslağı bazı değişikliklerle Halkçılık Beyannamesi adını almış ve resmi bir nitelik kazanmıştır.

En belirgin niteliği, hayata geçirilmiş olmasıdır. 1921 Anayasası’nın temel taşı olarak kabul edilen bu belge devrimin uygulanmasını sağlamış, cumhuriyeti kurmamızın ve teşkilatlanmamızın temel belgesi işlevini görmüştür. Devrim koşullarında oluşan dolayısıyla “ Türk Devrimi’nin Tunç Yasası” niteliği gösteren Halkçılık Beyannamesi 1921 Anayasası halini alıp ilk anayasamız meydana gelmiştir.

Halkçılık Beyannamesi’nde yer alan maddeleri ele alacak olursak hem 2. Hem de 3. Maddelerde emperyalizme ve kapitalizme direk meydan okunduğunu görürüz.

Madde 2: Büyük Millet Meclisi hükümeti hayat ve bağımsızlığını kurtarmayı yegâne gaye bildiği halkı emperyalizm ve kapitalizm tahakküm ve zulmünden kurtaracak irade ve hâkimiyetin hakiki sahibi kılmakla gayesine ulaşacağı inancındadır.

Madde 3: Büyük Millet Meclisi hükümeti, milletin hayat ve bağımsızlığına suikast eden emperyalist ve kapitalist düşmanların tecavüzlerine karşı müdafaa ve harici düşmanların işbirliği yapıp milleti aldatmaya ve ifsada çalışan hainlerin tedip için orduyu sağlamlaştırmayı ve onu milli bağımsızlığın dayanağı bilmeyi borç sayar.

Diğer maddeleri de inceleyecek olursak Halkçılık Beyannamesi’nin temelinde bir avuç insanın ayrıcalığı veya kar dürtüsünün değil bütünüyle bir halkın ihtiyaçlarının ön planda olduğunu görürüz. Buraya verilebilecek en somut örnek bir anayasa tasarısı olan programın ismine “Halkçılık” denmesidir.

 Halkçılık Beyannamesi ve 1921 Anayasası’nda Şûralar Sistemi

Halkçılık Beyannamesi ve 1921 Anayasası’nda yer alan “ Şûralar Sistemi” ülkeyi yerelden merkeze kadar halkın seçtiği ve söz sahibi olduğu meclislerle yönetmesini sağlayan bir sistemdir. Ülkenin yönetiminde yerelden merkeze doğru nahiye, kaza, vilayet meclislerinin ve en merkezde BMM’nin bulunmasıdır.

Şuralar yoluyla özerk yönetim sistemi getirilmiştir. Vilayetler sadece bir idare birimi değil, aynı zamanda anayasada belirtilen yetki alanına bağlı olarak bir yasama birimiydi. Halkın kendisinin seçtiği ve kendi yönetim kurallarını oluşturduğu “Şûralar Sistemi” nde Sovyetlerden esinlenilmiştir. Mustafa Kemal bu konuda:

“ Milletimizin bugünkü idaresi, hakiki mahiyetiyle bir halk idaresidir ve bu idare tarzı, esası dayanışma olan şûra idaresinden başka bir şey değildir. Ruslar buna Sovyet idaresi derler.”

Aralık 1922’de yaptığı bir başka konuşmasında ise bu konudaki kararlılığını şöyle ifade etmiştir: “ Bugün Türkiye devleti, doğrudan doğruya bir meclis, bir şura hükümeti ile idare olunur ve sonsuza kadar böyle idare olunacaktır.”

Bu uygulamayı kullanarak amaçlanan şey, toplumu tamamen halkçı olan sistemin bir birimi haline getirip doğrudan demokrasi deneyiminin içerisinde yer almasını sağlamaktır. Bunun yanında o dönemin emperyalist gücü olarak ön planda olan İngilizlerin, Kürtleri bazı vaatlerle yanlarına çekerek ülkeyi bölmeyi planlaması üzerine Kemalist önderliğin Kürtlerin Türklerle birleşerek bir millet olmasını ve kırılmaz bir yumruk haline gelmesini sağlamak amacı “Şûralar Sistemi”ni anayasa koymasına sebep olmuş ancak bu sistem uygulanamamıştır.

Halkçılık Beyannamesi ile 1921 Anayasası’nı beraber kısaca değerlendirecek olursak:

  • 1) Emperyalizm-kapitalizm karşıtıdır. Emperyalizme ve kapitalizme karşı devlet sosyalizmi savunulmuştur.  Ayrıca bu konuda Hâkimiyeti Milliye gazetesine birçok yazı yazılmıştır.
  • 2) Şûralar sistemiyle halkın demokratik devrime yöneltilmesini sağlayan bir yönetim anlayışı savunulmuştur. Bu sistem de Sovyetlerden esinlenerek uygulanmaya konulmuştur.

Savaşın sona erip emperyalist güçlerin ve maşalarının ülkeden def edilmesinden sonra Mustafa Kemal’in iç cephede devrimi sürdürebilmek amacıyla yürütme organını güçlendirmesi gerekiyordu. Bu sebeple oluşturulan 1924 Anayasası’nda yürütmenin daha etkin olduğu bir meclis hâkimiyeti vardı.

20 Nisan 1924 tarihinde kabul edilen yeni anayasa ise 1921 Anayasası ve devamındaki devrimlerin üstünde yükseldi ve oluştu. Ancak aradaki farklardan bir tanesi Halkçılık Beyannamesi ile ortaya atılan ve 1921 Anayasası ile pekiştirilmeye çalışılan “Şûralar Sistemi” 1924 Anayasası’nda yer almamasıydı.

 Şuralarla Yönetimden Neden Vazgeçildi?

Osmanlı’yı yıkıp yerine çağdaş bir devlet kurma amacını güden Kemalist önderliğin destek açısından dönemin koşullarında dayanması gereken bir güç olan toprak ağalarının tasfiye edilememesi buradaki en önemli nedenlerden bir tanesidir. Yerel meclislerin uygulanacağı bir sistemde feodal kalıntı olarak tanımladığımız ortaçağa ait kurum ve ilişkilere karşı köklü bir uygulama yapılmadığı zaman meclis köy ağasının veya aşiret liderinin tekeline bırakılıyordu.  Bu noktada Kemalist önderlik toprak ağalığını temizleyemediği için ve devrimler yapacağı zamanda merkezi güçlü tutması için merkezileşmeye geçip Şûralar Sistemini anayasadan kaldırmıştır.

 

DEĞERLENDİRME:

1921 Anayasası’nı oluşturan güce baktığımız zaman orada bir geleneğe şahit oluruz. 1860’larda başlayan devrim mücadelemizde Jön Türklerden, İttihat ve Terakki’den gelen bir gelenek en büyük atılımını Mustafa Kemal önderliğinde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyet ile 1920lerde yapmış ve bunu hukuki düzleme de yansıtmıştır. 1921 ve 1924 anayasaları Osmanlı’yı yıkıp yerine yeni bir devleti kuran demokratik devrimin anayasalarıdır.

Anayasanın taslağının da adı olan ve 6 Ok’tan biri olan Halkçılık adı Kemalist Devrim’in hedefini açıklar. ‘Kimsesizlerin kimsesi’ olarak nitelendirdikleri cumhuriyeti, halkın yararına oluşturan ve bu niteliğiyle ezen-ezilen milletler çelişmesinin olduğu bir yüzyılda ezilen milletlerin cephesinde doğru konumlanmış ve burada öncü konumunu almıştır.

‘Şûralar Sistemi’ ile halkçı bir devrimci yönetim sistemi kurulması planlandı fakat dönemin savaş koşullarında ve sonrasında var olan feodal kalıntıların yarattığı zorluklar sistemin kaldırılmasına sebep oldu.

Günümüzde yeni anayasa tartışmalarının olduğu bir noktada 1921 anayasamızın ve o dönemin koşullarının doğru anlaşılması ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Tarihin çarpıtıldığı bu dönemde “ Mustafa Kemal Kürtlere özerklik vaat etti.” gibi laflarla kendilerine getirim alanı açmaya çalışanlara tarih gereken cevabı verecektir. Ancak biz yine de açıklayalım.

Mustafa Kemal’in sadece Kürtlere değil tüm ülkede uygulanmak üzere hayata geçirmeye çalıştığı Şuralar Sistemi beraberinde yerel özerklik getiren bir sistemdi. Ancak sonrasında anayasada yer alan yerel özerklik sisteminin çıkarılması ve merkeziyetçiliğe geçilmesi noktasında S. Kabulskiy’in Sovyet Dışişleri Halk Komiserliği’nin yayın organı olan Mejdunarodnaya Jizn’de yazdığı incelemesinden bir bölüm gerçekliği tüm çıplaklığıyla ortaya dökecektir:

“ … Yerelleşme, örnek olarak feodal-teokratik Kürdistan’ın Türkiye’den ve Cumhuriyet’ten özerkleşmesine yol açar, yani gericiliğin devamlı bir merkezi haline getirir. Diğer yandan yerelleşme, özellikle İngiltere olmaz üzere emperyalizmin entrikalarını kolaylaştırır…”  Devamında Ankara’nın özellikle Kürt bölgelerinde güçlü bir merkeziyetçiliği benimsemesi gerekliliğini savunur.

Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı ile de dayatılan şey 90 yıl önce dayatılan şeyle aynıdır: Kürtlere sözde özerklik vererek kendilerinin sömürgesi haline getirmek! O dönem İngilizlerin kendi sömürgesi haline getirmeye çalıştığı Kürt halkına bugün de Amerikan emperyalizminin elinde sömürge olarak yaşaması için sözde özerklikle kandırılmaya çalışılıyor.

Son olarak ancak Milli kuvvetlerin iktidarıyla oluşturulacak bir “Şûralar Sistemi” ile Türkiye’de yaşayan halkın sorunları çözülecek ve birlik beraberlik ortamı sağlanacaktır.

 

İnciraltı Tarih Cemiyeti’nden Berke Mustafa Berkil

 Kaynakça:

  • 1) Perinçek, Doğu, Türkiye’nin Anayasal Birikimi, Kaynak Yayınları, 1. Basım, İstanbul 2012
  • 2) Perinçek, Doğu, Kemalist Devrimin Halkçılık Programı, Teori, Nisan 1999, Sayı 111
  • 3) Perinçek, Mehmet, Sovyet Kaynaklarında Kürt İsyanı, Kaynak Yayınları, 1. Basım, İstanbul, 2011
  • 4) Tanör, Bülent, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeler, YKY, 22. Basım, 2012