Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 24 Temmuz 2019

Üste git

Üste

Yorum Yok

Haçı Yok Etmek İçin Kullandığımız Hilal, Yeni Bir Haç Olmasın!

Haçı Yok Etmek İçin Kullandığımız Hilal, Yeni Bir Haç Olmasın!

Takvimler Ocak 1915’i gösterirken Osmanlı Devleti, Kuzey Afrika’daki gelişmeleri yakından takip ediyordu. Fas, Cezayir ve Tunus’ta ortaya çıkan ayaklanmalardan yararlanmak istiyordu. Bunun için bağımsızlık hareketlerini desteklemek, buralarda propaganda yapmak ve hareketin yaygınlaşmasını sağlamak için bir heyet oluşturulur. Bu heyet ilk etapta Berlin’e gider. Burada, nasıl hareket edileceğine dair esaslar belirlenir.

Özellikle Fas’ın stratejik konumu gereği Harbiye Nezareti, Teşkilatı Mahsusa’nın kontrolünde ve koordinasyonunda burada bir operasyon planlar. Plana göre; Fransa işgalindeki Fas’ta aşiretler arasındaki bağımsızlık heyecanı giderek arttığından, Türk Ordusu’nun Mısır’ı işgal etmesi durumunda aşiretlere doğrudan destek sağlanabilir.

Bu operasyonun yürütme merkezi, Büyük Harp’te tarafsız konumda bulunan İspanya olarak belirlenir. Afrika’da düşman boyunduruğu altında bulunan Müslümanlarla temas kurmak üzere Binbaşı Tahir görevlendirilir ve beraberindeki Mülazım İsmet, Mülazım Remzi ve Mülazım Nuri ile İspanya’ya gitmek için yola çıkarlar.

Ekip önce Viyana’ya gider. Burada Arnavut pasaportu alıp İtalya’ya geçerler. İtalyanların sıkı kontrollerine rağmen Ocak ayının ilk haftasında İspanya’ya varırlar ve hemen işe koyulurlar. Binbaşı Tahir Fransızların, Fas tahtından indirdikleri Mevlay Hafız ile Barselona’da görüşür. Mevlay Hafız ilgiden çok memnun kalır.

Bu arada operasyonun önemli merkezi üssü olan Osmanlı Devleti’nin Madrid Büyükelçiliği büyük mali sıkıntılar yaşamaktadır. Kira borcu ödenememektedir,elektrik ve telefon hatları kesilmek üzeredir, çalışanların maaşları Maslahatgüzar Vassik el-Muayyad tarafından karşılanmaktadır.

Ocak ayının sonlarına doğru Madrid’de Osmanlı Büyükelçiliği ile Alman Büyükelçiliği, Fas’ta yürütülecek olan operasyon için anlaşma sağlanır. Alman Büyükelçiliği, Faslı aşiretlere dağıtmak üzere 100.000 Frank, 20.000 tüfek ve 50.000 fişeği Binbaşı Tahir’e gönderecektir.

Fransızlar ise İspanya’da bulunan Mevlay Hafız’ın sınır dışı edilmesini ister ancak bu İspanya Hükümeti tarafından reddedilir. Kısa zamanda İspanya ile Mevlay Hafız arasında ittifak sağlanır. Bundan sonra Fas’ta yerli aşiretlerle Fransız işgal kuvvetleri arasında çarpışmalar meydana gelir ve karışıklıklar artar.

Mevlay Hafız, Binbaşı Tahir ile yaptığı görüşmenin ardından Fas’taki ayaklanmanın başına geçmeyi kabul eder ancak bazı şartlar öne sürer. Bunlar; kendisinin Fas üzerindeki saltanatını İttifak Devletleri’nin tanıması, aşiretlerin genel ayaklanmasını sağlamak ve başarıyla sonuçlandırmak için gerekli olan paranın Osmanlı ve Almanya tarafından Mevlay Hafız’a verilmesi, olası başarısızlığın ardından Mevlay Hafız’a İstanbul’da bir saray ve mevkisine göre bir maaş verilmesi.

Binbaşı Tahir ile birlikte gelip Fas’a geçen subayların etkin propagandaları sonuç bulur ve buradaki Berberi kabileler, General Henry’nin birliklerine saldırır. Dönemin Fransız basınında çıkan haberlere göre şiddetli çarpışmalar gerçekleşir ve Fransızlar önemli kayıplar verir.

Mart ayı içerisinde, faaliyetlerin sürdürülebilmesi için İstanbul’dan Binbaşı Tahir’e 112.000 Peseta para aktarılır. Binbaşı Tahir, bölgenin ileri gelenleri kazanmak için kendilerine nişan ve madalya verme yöntemini Hariciye Nezareti’ne teklif eder. Teklif padişahın fermanıyla kabul edilir.

Mayıs ayı ortasında Mevlay Hafız, Binbaşı Tahir’in rütbesinin iki rütbe birden yükseltilmesini Harbiye Nezareti’nden rica eder. Bunun üzerine Enver Paşa, Sultan Reşad’ın Tahir Bey’in rütbesini miralaylığa(albay) yükselttiğini bildirir.

Padişahın Cihad İlanı ve Fransızların Giderek Güç Kaybetmesi

Fas’ta yürütülen faaliyetlerin ilk etkin sonuçları Haziran ayında görülmeye başlanır. Tanca, El Kasser, Larache, Tetouan ve Melilla’daki aşiretler Fransız kuvvetlerine saldırır. Bu saldırıların hemen sonrasında Fez-Meknes’te Tadla’da, Atlas Dağlarının doğusunda ve kuzeydoğusunda Berberi aşiretler Fransız birliklerine saldırır. Artık saldırılar genele yayılmıştır.

Miralay Tahir, Enver Paşa’ya gönderdiği “çok gizli” ibareli raporda Mevlay Hafız’ın Fas’a geçmesi için ancak ve ancak uçak ve ya denizaltıyla gidebileceğini belirtir. Ancak Almanya’dan bir uçak geleceğini haber aldıklarında Mevlay Hafız’ın gitmeye niyeti olmadığını, harekatı Barselona’dan yönetmek niyetinde olduğunu da ekler. Miralay Tahir’e göre ise Fransızlara karşı yürütülecek isyan için iki önemli nokta vardır. Birincisi, aşiretlerin bir araya gelip aynı anda eylemlere kalkışmalarını sağlamak ; ikincisi de Mevlay Hafız’ın Fas’a gidip aşiretlerin başına geçmesidir.

Miralay Tahir’in istediği nişanlar ve madalyalar bir türlü gönderilemez. Ayrıca Fransızlar, bazı aşiretleri yanına çekebilmek için 125.000 Frank dağıtmıştır. Enver Paşa, Ağustos ayından gönderdiği bir telgrafta madalyaları Osmanlı’nın Cenevre Konsolosluğu’na göndereceğini ve oradan aldırmalarını söyler.

Sultan Reşad’ın Fas’ta cihad ilanından sonra isyan daha da büyür ve Fransa’yı zor durumda bırakır. Fransa, 60.000 askerini Fas’ta tutmaya mecbur kalır ve Çanakkale’ye gönderemez. Aşiretlerin artan saldırıları nedeniyle Fransa, 1904’ten beri Kuzey Afrika’daki çarpışmalarda verdiği kaybın yarısı kadarını, son saldırılarda vermişlerdir.

Miralay Tahir, Eylül ayında Enver Paşa ile yaptığı yazışmada Mevlay Hafız’ın hala Fas’a geçemediğini, Fransızların bütün geçiş yollarını tuttuğunu belirtir.

İngilizler ve Fransızların yoğun baskısına artık dayanamayan İspanya Hükümeti, Mevlay Hafız’dan Barselona’yı hemen terk etmesini aksi takdirde sınır dışı edileceğini iletir. Bunun üzerine Mevlay Hafız Aragon’a geçer. Daha sonra İspanya Kralı Alfonso, davetine teşrif eden Mevlay Hafız’a Barselona’daki Fransız casusların çok sayıda olduğunu, Endülüs’te oturması halinde hükümetin daha fazla kolaylık sağlayacağını söyler.

İspanya basınında Mevlay Hafız’ın sürekli lehine haberlerin yapılması, kaldığı evin hükümetçe sıkı koruma altında olması, İspanya Hükümeti’nin Mevlay Hafız’ı açıktan desteklemesine Osmanlı’nın Madrid Maslahatgüzarı Vassik el-Muayyad karşı çıkar. İspanya’nın bu meselede taraf olmasının doğru olmadığını, Mevlay Hafız’ın Fas’a geçmeden hareketi yönetmesi gerektiğini Enver Paşa’ya iletir.

Almanlarla İlk Karşı Karşıya Geliş

Fakat bu sırada bir gelişme daha yaşanır. Almanya, Mevlay Hafız’ı kendi kontrolü altına almak istediğini ve bu işten Osmanlı’nın ayrılması gerektiğini söyler. Miralay Tahir ise bu durumun Fransızlara koz vereceğini Almanlara anlatır. Almanlar bu hareketiyle, Mevlay Hafız’ı maaşlı bir memur olmayı teklif etmiş oluyordu.

Vassik el-Muayyad’a yaşadığı görüş ayrılığından sonra operasyonun ilerlemesi noktasında güveni kalmayan Miralay Tahir, maslahatgüzarın değiştirilmesini Harbiye Nezareti’ne arz eder. Bunun üzerine Ekim ayında Vassik el-Muayyad görevden alınır ve yerine İbrahim Ziya Bey atanır.

Osmanlı Devleti’nden taleplerine kesin cevap alamayan aşiretler hareketsizliğe hatta dağılmaya başlamışlardır. Miralay Tahir de Almanların bugüne kadar vaat ettikleri hiçbir şeyi yerine getirmemesinden şikayetçidir.

Almanlar hayati bir hata yaparlar. Harekatı kendileri yönetme arzularından dolayı, bazı Alman subayları bölgede Osmanlı subaylarının yetersizliğini bahane göstererek Melilla’ya geçerler ve bulundukları yere Alman bayrağı dikerler. Bunun üzerine bu Alman subaylar aşiretler tarafından alı konularak soyulur ve ölesiye dövülür.

Almanlarla Miralay Tahir’in Arası Açılıyor

Bayrak hadisesinin ardından Mevlay Hafız, Alman Büyükelçiliği’nin kendisine gönderdiği para için sert bir karşılık verir. Kendisini bugüne kadar hep destekleyen Miralay Tahir’i takdir etmeyen sefirin gönderdiği parayı kabul etmediğini, en sıkıntılı zamanında kapılarını açan Osmanlı Devleti’yle, tek başına yardıma gelen Tahir Bey’den ayrılarak kendileriyle çalışmayı şerefsizlik saydığını belirtir.

Bu olay üzerine Alman Büyükelçisi ile Miralay Tahir’in arası açılır. Büyükelçi ise Miralay Tahir’in Mevlay Hafız’a yalan söyleyerek onu kandırdığını söyleyerek aşağılar. Kendisinin amacının sadece ihtilal yapmak olduğu, sonrasında Fas’ın kaderini tayin etmenin onun görevi olmadığını söyler.

Miralay Tahir de bu söylemlerin ardından görevden affını ister ancak büyükelçinin değişmesi durumunda kalacağını söyler. Harbiye Nezareti’nden gelen cevapta ise müttefikimiz Almanlarla iyi geçinmesi emredilir.

Bugüne kadar hiçbir vaadini yerine getirmeyen, para yardımı yapmayan, ihtiyaç olunan uçağı göndermeyen ve hatta Osmanlı’dan bile gizlice Rif kıyılarında aşiretlere silah yardımı yapmaya kalkan Almanlar sonunda General Falkenhayn’ın emriyle Miralay Tahir’i görevden aldırır.

Miralay Tahir ve diğer üç subayımız Hindistan’daki gelişmeler hakkında bilgi toplamak ve propaganda yapmak amacıyla Haziran 1916’da Amerika Birleşik Devletleri’ne atanırlar ancak mali sıkıntılardan dolayı gidemezler, İspanya’da zor durumda kalırlar.

Hariciye Nezareti tarafından subayların seyahatleri için gönderilen paralara da Alman Büyükelçiliği el koyar. Sebep olarak da ABD’ye gidişleri sağlama alındığı için bu paraya ihtiyaçları kalmadığını gösterir. Halbuki böyle bir durum yoktur. Son olarak subaylar Harbiye Nezareti’nin gönderdiği paralarla kira borçlarını öderler.

Teğmen İsmet, Teğmen Nuri, Teğmen Remzi ayrılmadan önce Enver Paşa’ya bir telgraf gönderirler. Telgrafta, bir İngiliz casus olan Prens Aziz’in Miralay Tahir tarafından içlerine sokulduğu, bu yüzden de Almanların harekatı tek başlarına yönetmelerine engel olamadıklarını, buna sebep olanların ne Berlin’e ne de İstanbul’a gidecek yüzlerinin olmadığını belirterek sitemde bulunurlar.

Sonuç olarak Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’nda Almanlar ile müttefik olmasına rağmen Almanların da, Osmanlı’yı Kuzey Afrika’dan uzak tutmaya çalıştığı çok açıktır. Halbuki Fas’taki yerel aşiretlerin bağımsızlık hareketine katılması için Türk subayların çabaları aynı zamanda Almanların bu operasyona ne kadar destek verdiği de ortadadır. Hiçbir yardım göndermeden, el altından işler çevirerek, Fas’ın dahi menfaatini düşünmeyip harekatı tehlikeye atan Almanlar zaten bu operasyonda muvaffak olamamışlardır. Amaç İtilaf Devletleri’ni başarısızlığa uğratmak iken Almanlar, kendi egolarına yenilip amaçtan sapmışlar ve harcanan bunca çabayı bir kenara itmişler, müttefiki Osmanlı’yı da zor durumda bırakmışlardır.

Kaan ARSLAN

Kaynakça:

-Teşkilatı Mahsusa Tarihi / Cilt 1, Ahmet Tetik