Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 21 Kasım 2017

Üste git

Üste

Gölgesinden bile korkan ödleklerle İstiklal Mücadelesi verilmez!

Gölgesinden bile korkan ödleklerle İstiklal Mücadelesi verilmez!

 

Emperyalizm ve aygıtları hayatın her alanında kavramların içini boşaltmayı, onları tarihsel köklerinden koparmayı ulaşması gereken bir hedef olarak belirlemiştir. Tarih de emperyalizmin bu saldırılarından kendi nasibini almaktadır. Tarihi hayal ürünü şeylere, söylemlere dayandırmak ya da eğip bükmek, çarpıtmak bütün dünyada sıkça başvurulan yöntemidir. Ancak esasında tarih böyle bir şey değildir. Tarih bütün bilimlerin temeli olarak somut olaylara yani gerçeklere dayandığı sürece vardır. Tarih yön verir. Tarih doğru kavrandığında milletlerin kaderinde dönüm noktası sayılan olayların mihenk taşları döşenmiş ve milletler devrimci atılımları gerçekleştirebilmiştir.

Türkiye’nin bağımsızlığı ve bütünlüğü için savaştığı günlerden geçiyoruz. Sadece Türkiye değil dünün Mazlum Milletleri bugün emperyalizme karşı savaşırken kol kola giriyor, birbirine yaklaşıyor. İstiklal Marşımızda bahsi geçen tek dişi kalmış canavar olan Batı’nın emperyalist sistemi her yeni gün mağlubiyetlerine yenisini ekliyor. Onun yerine ise Kurtuluş Savaşımızın önderi Mustafa Kemal’in sözünü ettiği “Güneşin Doğu’dan doğduğu günler” geliyor.

İşte böyle bir dönemden geçerken ülkemiz kendi tarihine daha da fazla sarılıyor. Kendi tarihine sarılırken köklerini tıpkı şuan olduğu gibi emperyalizme karşı mücadelede buluyor. O mücadelenin önderleri altını çizerek belirttiğimiz 150 yıllık bağımsızlık mücadele tarihinde yatıyor. 150 yıllık devrimci tarih diye belirttiğimiz dönem aslında Türkiye’nin 150 yıllık bağımsızlık tarihinden başka bir şey değil. O 150 yıllık bağımsızlık tarihinin kahramanlarına bakalım: Namık Kemaller, Mithat Paşalar, Niyazi ve Enver Beyler, Mehmet Akif Ersoylar ve Mustafa Kemaller var. Türkiye bu kahramanlarına sarıldığında yapamayacağı şey yok! Çünkü bu isimler bağımsızlık meşalesinin taşıyıcıları olarak yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor!

Abdülhamid işte burada Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesinin önderiymiş gibi kutsanıyor ve önümüze sunuluyor. İlk defa karşılaşmıyoruz bu güzellemeler ile. En son da TBMM Başkanı İsmail Kahraman Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin akademik yıl açılış töreninde tarih bilimine ve kendi bağımsızlık tarihine olan riyakar tutumunu “Eğer Abdülhamid Han indirilmemiş olsaydı Cihan Harbi’ne girmezdik.” Beyanıyla belirtti.

“Devrim Kanunları bütün kanunlardan üstündür!”

Peki gerçekten Abdülhamid mi Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesinin önderi ya da Cihan Harbi’ne girmemizi engelleyebilecek miydi?

Tarihin ilerleme yasaları vardır. Bu yasaları istediğiniz kadar inkar edin. Tarih ilerlemeye devam eder ve siz bir köşede elinizde bir şey olmadan kalakalırsınız. Tabi bu yasaları bilerek inkar etmiyorsanız! Eğer bilerek ediyorsanız açık şekilde belirtelim düşman mevzisinde toplumun ilerlemesinin önüne ket koymayı kendinize hedef edinmişsinizdir.

O yasalardan bir tanesini Mustafa Kemal güzel belirtmiştir: ““Devrim kanunları bütün kanunlardan üstündür.” Evet üstündür, Abdülhamit istediği kadar kendi kanunlarını uygulamaya çalışmış olsun Makedon Dağları’nda hürriyet için ayağa kalkan yurtseverlerin Hürriyet Devrimi’ni gerçekleştirmesine engel olamamıştır.

Cihan Harbi Hurafeleri

Her dönemde farklı isimler tartışmaya açsa da konu aynı yerlerden çekiştirilmeye devam ediyor. 1. Dünya Savaşı’nın sebebini Avusturya-Macaristan veliahdının öldürülmesi olarak görmek isteyenlere çağrımız magazin programlarını izlemeyi bırakıp kafalarını da oradan kaldırıp hayata bakmalarıdır.  Gerçek çok basit! Savaşın sebebi Rus Çarlığı’nın yıkılması ve ardından Sovyetlerin kurulmasıyla beraber bir kez daha kanıtlanmıştı. Savaşın sebebi Osmanlı’nın topraklarının paylaşılmasıydı. Akla ve mantığa sahip herkesin doğru cevaplayabileceği bir soru: Savaşın sebebi Osmanlı’nın paylaşılmasıysa Abdülhamit iktidarı savaşa girmenin önün geçebilir miydi?

Balkanlar’ın, Bosna Hersek’in, Mısır’ın, Girit’in, Teselya’nın, Romanya’nın Abdülhamit döneminde kaybedilmiş topraklar olduğunu göz önünde bulunduralım. Kıbrıs’ın Çarlık tehdidi karşısında İngilizlere teslim edildiğini hatırlayalım. 1897 Türk-Yunan Savaşı’nı kazanmamıza rağmen şanlı ordumuzun zaferini büyük devletlere boyun eğerek yok sayan Abdülhamit değil miydi? Şu konuda netleşelim: Abdülhamit savaşı engelleyemezdi, çünkü savaşa gerek kalmadan düşman Osmanlı’yı esir alabilirdi!

İsmail Kahraman aynı açıklamasında Abdülhamit’in ileri seviyede eğitim politikası uyguladığını belirtmiş. Aynı konuşmanın devamında 15 Temmuz’da vatanımızın çok çetin bir badireyi atlattığına vurgu yapmış. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin arkasında Amerikan destekli Fetullah Gülen Tarikatı yok mu? Abdülhamit’in o ileri eğitim politikası diye bahsettiğiniz şey eğitimde nereden destek aldığı belli olmayan cemaatlerin, tarikatların egemen olmasıdır. 15 Temmuz’da yaşadığımız sıkıntıların kaynağı devletin her türlü faaliyet alanına nereden destek aldığı, nereye hizmet ettiği belli olmayan tarikatların sızması değil miydi? Atlattığımız badireler de mi tecrübe olmuyor? Yaşadığımız bu sıkıntılardan sonra cemaatlerin iktidarın bir parçası olmasının iyi bir şey olduğu nasıl savunulabiliyor? Bu eğer tarih noktasında bilgisizlikten yapılıyorsa biran önce bu hatadan dönmek gerekiyor. Eğer bilerek yapılıyorsa da içimizdeki bozgunculara dikkat edelim!

Sonuç olarak

Meclis Başkanı Kahraman aynı yerdeki konuşmasında tarihimizi bilmemiz gerektiğini söylemiş. Evet tarihimizi bildiğimiz için Abdülhamit’i de doğru yere koyuyoruz, onu yıkan Enver ve Niyazi Beyleri. Bir tarafta Osmanlı’dan başlayarak topraklarımızda hür yaşamak için mücadele eden Jön Türkler diğer tarafta onları hapse tıktıran, öldürten, işkence ettiren Abdülhamit. Bir tarafta ezelden beri hür yaşamaya çalışan bir milletin ayakları üzerinde yürümesi için mücadele eden Enver ve Niyazi Beyler diğer tarafta o millet fakru zaruret içindeyken tek önemsediği daha fazla para olan Abdülhamit… Tarihin bize gösterdiği şey bu kadar net!

Gölgesinden bile korkan bir ödlek,

Otuz üç yıl bizi korkuttu ‘Şeriat’ diyerek!

Kurtuluş Savaşımızın zor günlerinde ateşten gömleği giyenlerden İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy Köse İmam şiirinde Abdülhamit döneminden işte bu dizelerle bahsediyor. Bu dizelerde bahsi geçen Abdülhamit yurdun dört bir tarafını yabancılara peşkeş çeken, kendi çıkarını düşünen, vatan toprağı elden giderken İsviçre kasalarında milyonlarca altının sahibi olan bir zattan başkası değil!

Yazımızın en başında Türkiye’nin İstiklal Savaşı verdiğini belirtmiştik. Türkiye emperyalizmle cephe cepheye savaşırken bu tür açıklamalar Türkiye’nin verdiği savaşı baltalar. Açık konuşmak gerekirse bozgunculuktur bu! İstiklal Savaşı’nın önderleri her şart altında mücadele eden, görüş ayırmaksızın bütün milleti birleştirmeden geçerek olunmuştur. Hangi özellik Abdülhamit’te var?

Türkiye’yi bağımsız, başı dik, yabancı postalların çiğnemediği bir ülke haline getiren Kurtuluş mücadelesinin merkezi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şimdiki Başkanı İsmail Kahraman’ın bu açıklamalarına denk gelince söylediklerini görmezden gelemezdik. 150 yıllık devrimci geleneğimizde saldırı devrim tarihimize yani vatanın istiklal mücadelesine gelirse en önde dikilmek boynumuzun borcudur. Çünkü biz 150 yıllık devrimci geleneği devam ettiren gençleriz. Biz Namık Kemaliz, Mithat Paşayız, Enver Beyiz, Resneli Niyaziyiz, Mehmet Akifiz ve Mustafa Kemaliz. Garbın afakını çelik zırhlı duvar sardığında milletin korkmamasının, geleceğe umutla bakmasının teminatı olan gençliğiz.

     Berke Mustafa Berkil

                                                                                                              TGB İstanbul İl Yöneticisi

                                                                                   İnciraltı Tarih Cemiyeti Merkezi Umumi Üyesi