Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 22 Ocak 2019

Üste git

Üste

Emperyalizmin Kumdan Kaleleri Yıkılırken: Akçura’nın Cephe Firarileri

Emperyalizmin Kumdan Kaleleri Yıkılırken: Akçura’nın Cephe Firarileri

Server Tanilli’nin “Devlet ve Demokrasi” adlı kitabında Devlet tanımını şöyle yapılmaktadır:

“Devlet, insanların toplum yaşamında başvurdukları bir örgütlenme biçimidir. Bir aile, bir dernek, bir sendika, bir parti gibi… Böylece devlet, her şeyden önce sosyal bir gerçeklik ve her sosyal gerçeklik gibi, tarihsel bir gerçekliktir.”(1)

Eflatun’dan bu yana, örgütlenme mantığı hep sorgulandı. Bu örgütlenme mantığının tarihsel ve devrimsel semeresi olan devlet, kavramsal, yapısal ve fonksiyonel olarak, insanlık tarihinin yakın dönemini kapsayan bir olgudur.

Devlet üzerinde başka bir kurum veyahut kuruluş barındırmamakla beraber, teşkilatlanma potansiyelini kendi belirlemektedir. Bu yapıyı ayakta tutan somut gerçeklik, ilerleyen ve süre gelen iş bölümüdür. İş bölümünün dinamizmini oluşturan, norm ve yasaları düzenleyen meclistir.Normların işlevsellik ve kontrol merkezi bürokrasidir.Bireyleri toplumlara bağlayan süreçte devletin, uyum ve uyumsuzlukları çözümlediği karar mekanizması ise hukuktur.

Anayasa Hukuku’nun devlet kavramsallığında, bu dinamik aygıtlar ve tanımlar bir birine hiyerarşik olarak bağlıdır. Toplumlar neshinde, devletin hiyerarşik meşruluğunu sağlayan iki önemli kavram vardır:

1-Bu yapıyı koruyan baskı unsuru olan silahlı güç,

2-Ekonomi.

Bunun tarihselliği, Romaİmparatorluğu’nun çözünüş döneminden, feodal sistemin çöküşüne sebep olacakFransız Devrimi’nin, milliyetlerin hakim kuvvet olarak, yurttaşlık statüsünde, bir üst kimlikle, devlet sultasını oluşturmaları silsilesiyle oluşmuştur.

Türk Devrimi’nin Devlete Olan Tavrı

Bu tanımlamayı genel hatlarıyla yapma nedenimiz, Türk Devrim tarihini incelerken Genç Osmanlıların, Jön Türklerin yıkılan devlet sistemini ayağa kaldırdıklarını, Cumhuriyeti ilan eden bu birikimsel gücün bu şiarla hareket ettiği belirtmek isteğimizdir. 1908 HürriyetDevrimi’nin toplumsal meşruluğunu ve devrimsel sürecinin önünü açan en önemli olgu, birincil olarak, II.Abdulhamit’in “İstibdatRejimi”, devlet sisteminin hiyerarşik meşruluğunu sağlayan ekonomiyi “Duyunu Ummiye” ile yabancı tekeline bağlamasıdır.

İkincil olarak ise, ordu yapısınınAbdulhamit döneminde “Mektepli-Alaylı” ayrımına tabi tutularak parçalanmasıdır. Hürriyet Devrimi, ‘Kültürel Milliyetçilik’ ten, ‘TürkMilliyetçiliği Programı’na dönüştüğü süreçte, yıkılan devlet sistemini tekrardan inşa etme sürecine girdi. Bu süreç birikimsel olarak, laik-ulusal bir devlet yapısının kurulmasına da öncülük etti. Türkiye Cumhuriyeti, Kemalist Devrim ile modern devlet yapısına kavuşmasında bu süreç hayatidir.

Akçura’nın Asri Devleti

Şark meselesini bir doğu sorunu olarak değil, bir batı sorunu olduğunu nitelendiren Akçura, çağdaş bir devletin tanımlamasını yaparken “ilmi ve fikir seviyesi, hukuki, ahlaki, estetik, hatta siyasi fikir ve hislerinin”(2) benzerliği içerisinde, kültür birliliğin var olması kıstasını ortaya koymaktadır. Bu gaye ve idealler etrafında toplanan örgütlenme biçimini, ‘Modern Devlet’ olarak tanımlamaktadır. Modern Devlet’in kimliğinin bu olay ve olgular toplamında, milli olduğu gerçeğinin de altını çizmektedir.

31 Mart Vakası’nda Modern Devleti Bulmak

Devrim aralıksızlığını yitirirse, karşı devrim emperyalizm kanatları altında yükselir. Bunu, toprak ağalığının ve ruhban sınıfların tasfiyesinin zorunluluğu ile temellendiren Akçura, burada ki örneklemi, 31 Mart Vakası’ndan yapmaktadır.

“Osmanlı saltanatının Meşrutiyet devresinde ortaya çıkan 31 Mart gerici vakası daArnavut beyleriyle İstanbul hocalarının müşterek mesaileri neticesiydi.”

İşte bu tarihsel bağlantılar üzerinden, Kemalist Devrim, modern devlet sisteminin yapıcılığını ve dinamizmini korumak amacıyla, feodalitenin ruhbanların kökünü kazımak için harekete geçti. O yüzdendir ki, Kemalist Devrim, 30 Kasım 1925’te Tekke ve Zaviyeleri kapatıp ruhban sınıfının ayrıcalıklarına son verdi. Yine bu sebeple, 17 Nisan 1940tarihinde Köy Enstitüleri kuruldu ve 11 Haziran 1945’te Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu çıkartılarak feodalizm adım adım tasfiye edilme süreci yaşandı.(4)

Küçük Amerikancılıkla İnkar Süreci

Fakat Kemalist Programı inkar süreci, aynı yıl içinde, “Türkiye’yi küçük Amerika yapacağız!” söylemiyle başladı, Türkiye’nin “Küçük Amerika”sürecinde, Kemalist Devrim ile elde ettiği bütün kazanımlar tasfiye sürecine girdi. 1947 CHP Kurultayı’nda, Kemalist Devrimlerin bütün kazanımları tartışmaya sunuldu ve sekteye uğratıldı.(5)

Demokrat Parti’nin iktidar döneminde, tekke ve zaviyelere tekrardan statü getirildi. Köy Enstitüleri kapatıldı. Ağalık rejimi tekrardan hortlatıldı. Türkiye, Kore Savaşı’nın mükafatıyla(!), NATO’ya adım attı ve Atlantik Sistemi’ne sokuldu. “NATOSistemine Uyumluluk” başlığı altında, Milli Ekonomi’nin çarklarını döndüren sivil ve askeri fabrikaların tasfiye süreci başlatıldı. Kemalist Devrim’in “Arasızlık” prensibi sekteye uğradığı süreçte, karşı devrim, emperyalizmle işbirliği oluşturarak taarruza geçti.

İşte tam bu tabloda, 27 Mayıs 1960 Ordu-Millet işbirliği, çürümeye başlayan devlet yapısına karşı, Kemalist Devrimin tarihsel ve devrimsel bilincinden yeniden doğuşu temsil etti ve refleksif bir hareket gerçekleştirdi.

Devlet Ekonomisi’nin Tasfiye Süreci

Türkiye, bu refleksif hareketle, Atlantik Sistemi’nin denetiminden çıktığı, yabancı üslerin kapatıldığı, NATO’dan çıkıldığı süreçte, CIA’nın hiza denkleminde, 12 Mart Muhtırası’nda, 24 Ocak Kararlarıyla, ardından 12 Eylül1980 Darbesiyle tekrardan Atlantik sistemine entegre edildi.

Neo-Liberalizm, Türkiye’de ilk olarak, “Halkçı, Kamucu” yerli sermayeyi tasfiye sürecine girişti. 24 Ocak Kararları ile başlayan, 12 Eylül 1980 Darbesi ile doruğa çıkan “Ulusal Yıkım Projesi’”başlatıldı. NATO inisiyatifinde oluşturulan kontrol merkezleriyle, Türk ordusu, aşamalı bir şekilde tasfiye edilmeye çalışıldı. 1989 ve 1991 yıllarında Özal’ın ‘Orduyu Sivilleştirme’ projeleri oldu. Sekteye uğrayan bu projeyiÇiller devraldı ve tam bu noktadan devlet bürokrasisinin ve devletin baskı unsurlarını oluşturan, ordu ve emniyet güçlerinin içerisine sızdırılmaya çalışan, Gladyo merkezli FETÖ, devletin milli karar mekanizmalarını tahribata yöneldi.

İktidar Perspektifinin Değişimi

12 Eylül 1980’den 24 Temmuz 2015’e kadar iktidar perspektifleri, “IMF’den borç alan iktidar olur”, “Dünya Bankası’ndan borç alanlar iktidar olur” idi. Türkiye’nin milli dinamikleri “1 MartTezkeresi”nin çöpe atarak, FETÖ-CIA merkezli Ergenekon-Balyoz tertiplerini bozguna uğratarak, PKK’nın meşrulaştırılmaya çalışıldığı Açılım Tezgahı’nın  ortadan ikiye yararak, Türkiye’ninAtlantik’ten kopuşunun toplumsal meşru tabanını oluşturdu. 24 Temmuz 2015tarihinde Türkiye, Türk Ordusunun PKK’yı hendeklere gömmesiyle, Vatan Savaşı dönemine girdi. Sistem dışı tavır alınan bu süreçte, Türkiye’nin iktidar perspektifi değişti:

“Artık Türkiye’de İktidar, IMF’den, Dünya Bankası’ndan borç alanlarla değil. Vatan Savaşı’nı zafere ulaştıranlar ile kurulacaktır.”

15Temmuz 2016’da FETÖ-ABD işbirlikli darbe girişimi Türk Ordusu-TürkMilleti işbirliğinde ezildi. 24 Ağustos 2016’da sınırımızda oluşturulmak istenen ABD’nin ‘İkinci İsrail’ projesinin kanton bölgesini, Türk OrdusuEl-Bab’a kadar ilerleyerek ikiye ayırdı. Zeytin Dalı Harekatı, bu kantonu parçaladı. İkinci İsrail projesinin yaşamsal varlığına, Türk Ordusu hançer soktu. Türk ordusunun zaferler kazandığı bu tarihi dönemde, ABD merkezli dolar kuşatması ve devlet ekonomisin tahribatı ortada dururken, hala “Milli Direnme Ekonomisi’yleÜretim Devrimi’ni yaratmak” konusunda kafasında kirli örümcek ağları olanlarınTürkiye’yi yönetemeyeceği aşikardır. Bugün, Türkiye’yi devrimsel akıl, tecrübe, birikime ve aralıksızlık kanununun felsefesine sahip olanlar yönetebilir.  

Karşımıza çıkan en yapıcı gerçek şudur: Bir devleti, kendi uzuvlarını  ve tekel gücünü yıkanlar değil, farkında olabilenler yönetebilir!

Akçura’nın Önümüze Koyduğu Görev

Akçura’nın Türk aydının önümüze koyduğu“Çağdaşlaşma ve Millileşme” şiarı, bugün hala canlılığını korumaktadır. Yusuf Akçura, gaye ve emelleri çağdaş bir devletten yana olan, Türk aydınının asıl vazifesinin, Türk devriminden sonra, devrimin kazanımlarının korunmasına ve süreklilikle ilerlemesine, önderlik etme sorumluluğunun olduğunu açıklar.

Bu vazifeden kaçanları, “Cephe firarileri” olarak adlandırır.

Bugün bu şiar, bu program ve tanım önümüzde canlılığı yitirmeden durmaktadır.

Bu esasla:

Batı Asya’nın en ön cephesinde emperyalizme karşı savaştığımız, ÇokKutuplu Dünya’nın gerçekleriyle tanıştığımız, ‘Atatürkçülüğün Bütün Kara Parçalarında Yeniden Yürürlüğe Girdiği’ bu süreçte, Asri Devleti inşa etme mücadelesi, ‘Türkiye’nin Kemalist Devrimi Tamamlama Çağı’nın en yakıcı görevlerindendir.

Asri Devlet’in asli vazifesi, bu tahribatı, Türk Gençliği ve Türk Milleti olarak, devrimsel gücümüz ve deneyimimizle değiştirmek, dönüştürmek ve ilericileştirmektir!

Mehmet Arda Yalçınkaya

KAYNAKÇA

1- Server Tanilli, Devlet ve Demokrasi, Say Yayınları, 1990.

2- Yusuf Akçura, Türk Devriminin Programı, Kaynak Yayınları, 2017.

3- Yusuf Akçura, a.g.e, Kaynak Yayınları, 2017.

4- Yıldırım Koç, Teori Dergisi, “Kemalist Devrim’den sosyal demokrasiye” adlı makalesi, 2017.

5- Yıldırım Koç, Teori Dergisi, a.g.m., 2017.

6- Jurgen Elsasser, Ulusal Devletin Yıkımı ve Sol Tavır, Kaynak Yayınları, 2013

inciraltitarih.com