Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 17 Ekim 2017

Üste git

Üste

Yorum Yok

Devlet Bahçeli’nin Meşrutiyet ile Derdi Ne?

Devlet Bahçeli’nin Meşrutiyet ile Derdi Ne?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 28 Şubat 2017 tarihli grup toplantısında yaptığı konuşmasında “Özellikle 141 yıldır yönetim ve istikrara musallat olan darbeci bir gelenekle karşı karşıya olduğumuz açıktır. Türk milleti darbelerden çok çekmiştir.” şeklinde açıklama gerçekleştirdi. Dönelim 141 yıl öncesine. Bahçeli’nin bahsettiği elbette ki 30 Mayıs 1876 Devrimi. Aynı konuşmada “Darbe varsa demokrasi yoktur.” da diyor Bahçeli. Muhakkak darbe karşıtlığı ve demokrasi savunuculuğu yapılmalı. Ancak darbe geleneği deyip 1876’dan almak, tarihi bilmemektir. Şimdi Bahçeli’nin ‘yönetim ve istikrara musallat’ olarak gördüğü 1876 Devrimi’ni inceleyelim.

BİZİ YABANCI VE HADIMLAR HÜKÜMETİNE TESLİM EDEN İDARE…

1876 Devrimi’nin öncülerinden Hüseyin Avni Paşa, Abdülaziz’i devirme planını bir arkadaşına aktarmış ve arkadaşı ona: “Biliyor musunuz? Siz bu teşebbüsle hayatınızı tehlikeye atıyorsunuz.” demesi üzerine Hüseyin Avni Paşa “Bir asker için hayatın manası var mı? Otuz seneden beri Osmanlı Devleti’nin harp gaileleri içinde hayatımla oynadım. Bir harp çıkarsa, yine harp meydanına koşarım. Hem de bu defaki başarı zahmetine değer. Maksat, bizi yabancı ve hadımlar hükümetine teslim eden idare usulüne son vermektir.” Paşa, memleketin yabancılara açık hale getirilmesinden duyduğu rahatsızlığı bu şekilde ifade etmekteydi.

Abdülaziz’in padişah olduğu dönemde ülkenin uçuruma yuvarlanmasından sadece üst düzey yöneticiler, aydınlar değil aynı zamanda öğrenciler de rahatsızdı. 10 Mayıs 1876’da Fatih Medreselerinden başlayan yürüyüş Süleymaniye ve Beyazıt medreselerinden çıkan öğrencilerle birlikte Babıali’nin önünde büyük bir eyleme dönüşerek tarihe “Talebe-i Ulum Mitingi” olarak geçmişti. Talebeler Babıali’ye geldiklerinde “Sadrazam ve Şeyhülislamı istemeyiz!” sloganları atarak ülkenin içinde bulunduğu felaketlere bir çare bulmak istediklerini söylemişlerdi. Abdülaziz talebelerin bu ayaklanmasından o kadar ürktü ki taleplere anında olumlu yanıt vererek sadrazam ve şeyhülislamı değiştirdi. Talebe-i Ulum Mitingi ile birlikte ayrıca Hüseyin Avni Paşa seraskerliğe, Mithat Paşa Şuray-ı Devlet başkanlığına getirildi. Talebelerin yaptığı eylemin esas hedefinde Osmanlı yönetimindeki Rus yanlısı politikacıların olduğu aşikardı. Rus büyükelçisi İgnatiyef, talebelerin eylemini sabote etmek için softa kıyafetinde Bulgarlar sokmuş ancak bu ajanlar öğrenciler tarafından tanınıp yakalanarak zaptiyelere teslim edilmişlerdi. Abdülaziz, Sadrazam Mahmut Nedim Paşa’yı görevden alarak istibdadını zora sokmuştu. Mithat ve Hüseyin Avni Paşaların yeni görevleriyle her şey devrime hazır hale geldi, sırada yapılacak plana koşulsuz uyum göstermek kalacaktı.

ELBETTE MEŞRUTİYET İDARESİ KURULACAKTIR

30 Mayıs 1876… Ordu, günün erken saatlerinde Abdülaziz’in kaldığı Dolmabahçe Sarayı’nın önünde bekleyişteydi. Şuray-ı Devlet başkanı Mithat Paşa ve Serasker Hüseyin Avni Paşa önderliğinde, sadrazam Mütercim Rüştü Paşa, şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi ikna edilerek Abdülaziz’i devirme planı harekete geçirilmişti. Mekteb-i Harbiye Nazırı Süleyman Paşa saraydaki görevlilere gidip Abdülaziz’i çağırmalarını istemişti. Ancak Abdülaziz’in yanına gidip Saray’dan çıkmasını annesi dışında kimse söylemeye cesaret edemedi. Abdülaziz derin bir uykudaydı. Kibirli ve bencil bir kişiliğe sahip olan Abdülaziz öyle bir noktaya varmıştı ki yakınları değil annesi bile oğluna bir şey söylemeye çekiniyordu. Devrik padişah Saray’dan çıkmamakta direnirse zor kullanılacaktı, direnmedi. Abdülaziz’in Dolmabahçe’yi terk edip Topkapı Sarayı’na yol aldığı vakitlerde V.Murad’a biat edilmiş; halk ve asker tarafından “Padişahım çok yaşa, millet çok yaşa” sloganları atılıyordu. Bir devir böylece kapanmıştı. Bu esnada Mithat Paşa’nın Süleyman Paşa’ya söyledikleri tüm bunların ne için yapıldığını açıklıyordu: “Evet, muradımız bir despotu kaldırıp yerine bir diğer despot getirmek değildir. Elbette meşrutiyet idaresi kurulacaktır.”

Abdülaziz’e karşı yapılacak harekattan V.Murad kadar, o zamanlar şehzade olan Abdülhamit de haberdardı. Ancak Murat’ın padişah olması durumunda Abdülhamit veliaht olacak ve padişahlık sırası ona daha çabuk geleceği için amcasına hiçbir şeyi açıklamamış, onun devrilmesine ses çıkarmamıştı. Yine II.Abdülhamit’in yazdıklarına göre Abdülaziz’in istihbaratı zayıftı ve gururundan yanına kimse yaklaşıp bir şey söyleyemez duruma gelmişti. İstibdatperverlerin birbirlerinden öğrendikleri çok şey vardı, Abdülhamit de amcasının hatalarından dersler çıkarıp 33 yıl boyunca ilericilere, hürriyet yanlılarına zulüm uygulamıştır.

SONUÇ OLARAK

Rus yanlısı sadrazamın ülkeyi uçuruma sürüklemesi, borç batağı, muhaliflere baskılar Abdülaziz döneminde meydana gelmiştir. Vatan ve hürriyet mücadelesinin ilk ve önemli ayağı Abdülaziz’in tahttan indirilmesi olmuştur. Türkiye’nin sonraki devrimci mücadele geleneğini yaratan ve besleyen 1876 Anayasa Devrimi böylece gerçekleşmişti. İlan olunan Kanuni Esasi ile yurttaşların hakkı güvence altına alınıyor, Mebusan meclisi ile hükümetin icraatları takip ediliyordu. Bugün meclisin ve onun nezdinde milletin iradesini yok etmeye çalışanlar elbette ki 1876 Devrimi’ne darbe demeyi kendilerine görev edinirler. Toplumsal hareketler sadece oluş biçimleriyle değil sonuçlarıyla da değerlendirilir. Hürriyet, anayasa kavramlarının rahatlıkla ifade edilebildiği “Yaşasın vatan, yaşasın millet” demenin yasaklardan arındırıldığı bir döneme darbe demek vatanseverliği mahkum etmektir. Şimdi soruyoruz Bahçeli’ye; Namık Kemal, Mithat Paşa, Jön Türklerin safında mı yoksa Abdülaziz, Abdülhamit gibi “millet”i yok etmeye çalışanların mı?

İbrahim Okan Özkan

TGB İstanbul İl Başkanı

İnciraltı Tarih Cemiyeti Merkez-i Umumi Üyesi