Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 19 Haziran 2018

Üste git

Üste

“Demokratik Devrimimizin Büyük Lideri: Talat Paşa”

“Demokratik Devrimimizin Büyük Lideri: Talat Paşa”

Bugün, Hürriyet Devrimimizin Büyük Lideri Talat Paşa’nın ölüm yıldönümü. Cemil Gözel, Kırmızı Beyaz’ın 41. sayısında Talat Paşa’yı yazdı. 

“Demokratik Devrimimizin Büyük Lideri: Talat Paşa” başlıklı yazının tamamı:

1980’ler emperyalizmin ikinci aşaması diyebileceğimiz küreselleşme programının dünya çapında uygulamaya koyulduğu yıllar oldu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte, ABD’nin tek güç olma yolundaki stratejisi, “ulusal devletlerin sona erdiği” teorisini pazarladı. Ulusal devlete ve ulusalcılığa düşmanlık küreselleşme programının bir olgusu olarak ulusal devletlerde “emperyalizmin entelijansiya”ları tarafından uygulanmaktadır.

Tekelci kapitalizm, sermayenin sanayi ve ticaretten, yani üretimden kopması sonucu asalaklaştı ve çürümede zirveye doğru yükseldi. Asalaklaşmada ve çürümede zirveye yükselen kapitalizmin bu aşaması, küreselleşmedir.

Küreselleşme programının ekonomik siyasal düzlemdeki karşılığı ise sistemin mafyalaşmasıdır. Sistem kapitalist üretimin temelini oluşturan kar sistemi olmaktan çıkmış, faiz ve haraç sistemine dönüşmüştür. Artık sermaye, kapitalizmin gelişim sürecindeki sermayeyi yaratan sanayi ve ticaret üzerinden değil, kirli para ve borsa operasyonlarıyla büyümektedir. Sıfırlanamayan paraların, medya patronlarını ağlatan baskının kaynağı küreselleşme programının mafyatik karakteridir. Sistemin mafyalaşması,gladyo hukukuyla birleşerek devlet sistemi halini almıştır.

Emperyalist merkezlerden ulus devletlere yönelik yürütülen bu saldırının tarihçilik ve bilim alanında da tahribatları olmuştur. Toplumsal rızanın bir ahlak olarak üretildiği, mutlak akıl dışılaşma ve kuralsızlaşma olgularının kültürleştiği yeni ortaçağ evresi de bu sürece dâhildir. [1]

Neo-liberalizmin Bilinç Nakli

Ulus devletleri emperyalist çıkarlar doğrultusunda yeniden örgütlemek, onun tarih bilincini ve kimliğini çökertme hedefiyle mümkün hale gelebilir. Karen Fogg ortaya dökülen e-postalarında bu hedefi son derece özlü biçimde, “Türkiye gençliğinin milli kimliğini tahrip etmek” ve “Türk devletinin ve tarihinin hakkından gelmek” şeklinde formülleştirmişti.[2]

Üretilen bu “bilimsel” gerekçeyle (tarihin hakkından gelmek) Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesi zaafa uğratılmakta, bilinçlerde teslimiyet yaratılmakta ve gerçek ters-düz edilerek topluma “akıl tutulması” yaşatılmaktadır.    

Ulusun ve ulusal tarihin yerine emperyalizmin küresel karşı devrim hedefine uygun “yeni” bir tarih yazımına girişmek, bu temelde yürüyen ideolojik ve siyasal mücadelenin etkisini ve önemini açıklamaktadır. Her gün onlarca televizyon kanalında, gazetelerde ve dergilerde bu neo-liberal tarih yazımının borazanlarına rastlamak mümkündür. “Aydın”, “demokrat” ve “entelektüel” olmanın kıstası Türkiye’nin devrimci tarihine sövmek, devrimci değerleri karalamak, insanlık tarihinin bütün ileri kazanımlarını lekelemek olmuştur.

Eskiden üretilen her türlü hurafenin karşısında ulusun bağımsızlığı vardı, özgürlük ve bilim vardı. Emperyalist merkezlerden üretilen ve mazlum uluslara ihraç edilen neo-liberal politikalarla birlikte bütün kavramların içi boşaltıldı ve o boşluk kimlikçilik ve etnikçilikle dolduruldu.Bilinçli üretilen, anlam ve kavram kaosu yaratan bu neo-liberal söylem, bütün yapısını yalanlar üzerine inşa etti. “Özgürlük” ve “demokrasi” gibi kavramlar bilimsel olguların ve çağdaş toplumların kavramlarıyken, bugün bütün gericiliklerin ve yalanların maskesi yapıldı.[3]

Karşı Devrimin Hurafe Tezleri

Hurafeler üretmek aynı zamanda çöken bir uygarlığın (ABD ve Avrupa uygarlığı) yaklaşan sonunu gizlemek için başvurulan bir yöntem. Çünkü tarihin dönen tekerleğinin hızına yalnızca, o da geçici bir süreliğine, yalanlar üreterek karşı koyabilirsiniz. O yüzden gerçeği altüst eden bütün hurafelerin beslenme kaynağı yalanlar ve çarpıtmalardır.

Adına dezenformasyon, deniliyor. Yalanlar sistemi… Yalan üretme mekanizmalarının en önemlisi… İşte bu mekanizmanın ürettiği yalanların ve diğer bütün emperyalist yalanların en önemli beslenme kaynağı tarih üzerine üretilen yalanlardır.[4]Tarih üzerine üretilen yalanlar ve çarpıtmalar, toplumu ideolojik olarak yönlendirmede ve ulus devletlerin tarihini gerçeğin tam zıttı olarak yeniden üretmede belirleyici bir role sahiptir.

Tabi emperyalist merkezler tarafından üretilen tarihsel yalanların, “bilimsel dayanağının” da olması gerekir. O “bilimsel dayanak” da hurafelerin önünü açacak şekilde üretilmiştir: Artık, iki yüz yıldır insanlık tarihinin belirleyici öznesi olan ulus devletlerin ve ulusların devri kapanmıştır! Devir etnik, dinsel, kimliksel ve cemaatsel kültürlerin örgütlenme devridir. Dolayısıyla,ulus devletlerin bütün değer,kurum ve yargılarının bu “yeni” devre göre yeniden ele alınması gerekmektedir!

Bu yeniden ele alınan tarih en başta cumhuriyetin dayandığı temellerle oynamalıdır. Böylece, Türk Devrimi’nin meşru olmayıp “yapay bir devlet” olduğu, Türklerin “Anadolu’yu işgal ettiği”, Kemalizm’in “tepeden inme” olduğu, İttihatçı liderlerin “soykırımcı ve katil” olduğu noktasındaki hurafe tezler bilinçlere yerleştirilebilsin.      

Cumhuriyetin Dayandığı Temel

Ermeni soykırımı iddiaları da bu düzlemde ele alınmalıdır. Ermeni soykırımı iddialarına dair dergimizde doyurucu bir yazı okuyacağınız için, bu konuya girmeyeceğiz. Ancak bu iddiaların yüzüncü yılı münasebetiyle Talat Paşa’ya yönelik yoğun saldırılar yazımızın gündemindedir.

Talat Paşa, Kemalist Devrim’in köklerindendir. Kuşkusuz Kemalist Devrim, ülkemizin iç dinamiklerinin ürünüdür ve milli kaynakları üzerinde yükselmiştir. Osmanlı Devleti’nin sömürgeleştirilmesi sürecine 1876 ve 1908 devrimleriyle hürriyet, eşitlik, kardeşlik ve adalet ekseninde cevap verilmiştir. Kemalist Devrim, bu temelde gerçekleşmiştir. 19. yüzyılda yükselen hürriyet mücadelesi, 20. yüzyılda ezilen dünyanın emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşını gerçekleştirmiş ve Osmanlı Devleti’ni yıkmıştır. Sonuç olarak Türkiye’nin milli demokratik devrim süreci, en önemli atağını gerçekleştirmiş ve bütün ezilen ulusların önüne, etkisi uzun yıllar sürecek bir örnek sunmuştur.[5]

Kemalist Devrim’i 1987 Anayasa Devrimi’nden günümüze dek uzanan milli demokratik devrim pratiğimizin bir ürünü olarak ele almak gerekmektedir. Talat Paşa bu sürecin özgün pratiklerindendir. Ancak Talat Paşa’yı önderlik ettiği devrimin ve yaşadığı dönemin koşullarından bağımsız ele almak bizi yanıltıcı sonuçlara götürür.

Talat Paşa, 1908 Hürriyet Devrimi’ne önderlik etmiştir. Onu hem İttihat ve Terakki içerisinde önderleştiren hem de 1908 Hürriyet Devrimi’nin önderi haline getiren, bugünün genç devrimcilerinin de örnek alması gereken özellikleri vardır. Talat Paşa çalışkan, zeki bir devrimcidir ve “bir örgüt ustası”dır.

İttihat ve Terakki’nin tek bir liderinin olmadığı, toplu önderlik uygulamasıyla cemiyetin yönetildiği bilinir. Talat Paşa, cemiyetin sivil kanadının önderidir. Ancak örgütün bütününde ağırlığı en çok hissedilen liderdir. Talat Paşa’nın askeri rüştiyeden sonra bir öğretmeni dövdüğü için örgün eğitim görmediği, Selanik’te yazıldığı hukuk mektebini bitiremediği dikkate alınırsa, mektepliler içerisinde bu kadar yükselmesi[6] ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir. Oysa şaşıracak birşey yoktur. Talat Paşa müthiş azmi ve çalışkanlığıyla kendisini yetiştirmiş, donanımlı ve bilgili bir lider haline gelmiştir.

Hüseyin Cahit Yalçın şöyle diyor: “Kabiliyeti, hizmeti, feragati, iman ve fedakârlığı onu yavaş yavaş yükseltti, İttihat ve Terakki’nin ruhu, mihveri, belkemiği ve bir nevi şefi haline getirdi. Sonraları Talat, Enver, Cemal üçlüsü ağızda geziniyordu. Enver’in de, Cemal’in de büyük nüfuzları ve hükümetin icraatında büyük tesirleri oldu. Fakat İttihat ve Terakki cemiyetinin ve fırkasının mekanizmasında en ziyade Talat’ın nüfuzu hissedilmiş ve mekanizma sonuna kadar Talat’a sadık kalmıştır.”

Türk Jakobeni Talat Paşa

Prof. Tarık Zafer Tunaya, İttihatçıları “Türk Jakobenleri” olarak tanımlamıştır. Bu tanımlamada hiçbir yanlış yok. İttihatçılar “Türk jakobenleriydiler” ve onların en isyankârı Talat Paşa’ydı. “Ben isyankâr doğdum” diyen Talat Paşa Jakobenliği benimsemiş, bir eylem ve hayatı yorumlama formülü olarak uygulamıştır.     

Talat Paşa devrimcilikle Edirne’de tanışmıştır. Edirne imparatorluğun ikinci başkenti ve İttihatçıların da önemli merkezlerinden biridir. Edirne, Talat Paşa’nın hayatında Fransız devrimini öğrendiği, Jön Türk yayınlarını okuduğu, ihbar üzerine tutuklanıp, karanlık ve rutubetli hücrelere atıldığı bir dönemin izlerini taşır.

Talat Paşa, Edirne hapishanesinde yattığı iki sene boyunca siyasal mücadele üzerinde duracak ve iktidar formülünü tartışacak ve araştıracaktır. Ülkenin yaşadığı sorunları çözebilmenin tek yolunun iktidarı ele almaktan geçtiğini ve iktidarı ele almak içinde güçlü bir teşkilata ihtiyaç olduğunu hapishanede geçirdiği yıllar boyunca kavrayacaktır. Bu fikirlerin hayata geçmesi sonucunda, 1906 senesinde İttihat ve Terakki Cemiyetinin temelleri atılacaktır.

Bir Örgüt Ustası

Talat Paşa’nın “bir örgüt ustası” olduğunu gösteren örnekler çoktur. Daima örgütünün başında olmuştur. İttihat ve Terakki iktidara geldiği zaman dahi, örgüt gizliliğini korumuştur. Meşrutiyet ilan edildikten sonra bazı üyeleri açıklanmış ancak cemiyeti kimlerin yönettiği bir sır olarak kalmıştır. Cemiyetin gizliliğini koruması gerektiğini savunan Talat Paşa’dır.

Talat Paşa örgüt ile içiçedir. Zor zamanlarda dahi örgütünü terketmeyi düşünmemiştir. 31 Mart gerici ayaklanması sırasında, 1912’de İngilizci Sadrazam Kamil Paşa yöneliminde, tüm ülkede bir İttihatçı avı başladığında da Avrupa’ya kaçmaktan söz edenlere, “Saklanmaya evet, ama yurtdışına kaçmaya hayır” yanıtını vermiştir.     

Talat Paşa’nın örgüt ustalığının en büyük örneği ise politika yaşamında üzerine daima Dâhiliye ve Posta Telgraf Nezareti görevlerini almasıdır. Çünkü bu iki bakanlık hem haberleşmeyi hem de örgütlenmeyi denetim altında tutmak için en önemli mevkilerdir.[7]

Vatan Savunması ve Tehcir

Talat Paşa, Birinci Dünya Savaşı’nda emperyalizme karşı vatan savunması yapan tek ülkenin başındaki devlet adamıdır ve Tehcir Kanunu vatan savunmasının bir gereği olarak uygulanmıştır.

İttihat ve Terakki Merkez-i Umumisi, seferberliğin ilan edilmesinden sonra Teşkilat-ı Mahsusa üyelerini çeşitli bölgelerde görevlendirir. Özel örgütün kurucularından Dr. Bahattin Şakîr de bunlardan biridir. Dâhiliye Nazırı Talat Paşa tarafından Erzurum’a yollanır. Dr. Bahattin Şakîr, İstanbul’a dönüşünde Doğu bölgesi ve Ermenilerin tutumu konusunda Merkez-i Umumi’ye ayrıntılı bir rapor verir ve tehcir kararının alınmasını önerir.[8]

Tehcir Kanunu’nun çıkış amacı, savaş halindeki Türk ordusunun cephe gerisini korumak, isyan ve ayaklanmaları önlemektir. Bu nedenle yasanın adı da “Savaş zamanında hükümet uygulamalarına karşı gelenler için asker tarafından uygulanacak önlemler hakkında geçici kanun”dur.

Bugün Talat Paşa’ya yönelik saldırıların temel dayanağını oluşturan tehcir, ihtimal dâhilindeki bir isyana karşı alınan önlem değildir. Tehcir, fiilen ortaya çıkan isyan ve düşman ordularla işbirliğine karşı alınan bir karardır. Dönemin koşulları dikkate alındığı zaman, dönemin en devrimci kararı olarak tarihteki yerini almıştır.

Eğildiyse de Kurşunla Eğildi

20 Mart 1921 tarihinde Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde Talat Paşa cinayetine dair şu yorum yapılacaktır: “…Bu cinayetin sebebini her şeyden evvel, İngiliz suikastlarında aramak zaruridir. İngilizlerin, askerle ve politikayla başa çıkamadıkları Türkiye’ye bugün mikyası geniş bir suikast tertibatı ihzar ettikleri anlaşılıyor… Bu menfur cinayet İngiliz hıyanetinin beşeriyetin yüzünü kızartacak ne çirkin bir raddeye ilerlediğini bir kere daha gösterir. İngilizler, menfur politikalarıyla gasıb-ı harplerine şimdi bir de Türk ricalini saklıca arkadan vurmak şeneatını ilave etliler… Vefatı cidden şayan-ı eseftir. Cenab-ı Hak rahmeti aliyesine mazhar eylesin.”

Ankara yönetimi, 15 Mart 1921’de Berlin’de bir Ermeni tetikçi tarafından öldürülen Talat Paşa cinayetinin sorumlusu olarak İngiliz emperyalizmini görmektedir. Bu tespit son derce doğrudur. Talat Paşa cinayeti davasında Türkiye’nin devrimci kararlarının ve tarihinin yargılanmaya çalışılması, adeta cinayetin haklı çıkarılması, katilin serbest bırakılması vs. bu tespitin doğruluğunu kanıtlar boyuttadır.[9]

Hüseyin Cahit Yalçın, 25 Şubat 1943’te Cenazesi yurda getirilen Talat Paşa’yı ve o günü şöyle anlatır: “Artık onun mesut ve ebedi bir hayata kavuştuğuna emin olabiliriz. Talat yeis ve ümitsizlik içinde bıraktığı vatanını şimdi dirilmiş, kuvvetlenmiş, şeref ve itibarını tekrar kazanmış bir halde buluyor. Sağlığında o bu ideal uğrunda didinmiş, mücadelelere atılmıştı. Gayeyi elde eden Cumhuriyet Türkiye’si, Talat’ı layık olduğu hürmet ve muhabbetle kucağına alarak göğsüne basıyor ve hayatında tadamadığı zevki ve saadeti ona mematında (ölümünden sonra) temin ediyor.”

Gerçeğe Yaslanmak ve Gerçek İçin Yaşamak

Talat Paşa’ya yönelik saldırıların temelinde yatan ideolojik gerekçeleri yukarıda özetledik. Gerçeğe yaslanmak ve gerçek için yaşamak… Talat Paşalardan bizlere kalan devrimci karakterin özetidi

Bizim tarihimiz Namık Kemallere ve İttihatçılara dayanır. İttihat ve Terakki bizim devrimci geçmişimizdir. Talat Paşa da bizim demokratik devrimimizin devrimci önderidir. Talat Paşa’yı savunmak Türk Devrimi’ni savunmaktır, gerçeği savunmaktır.

Önümüzdeki yıllar Talat Paşa’nın çalışkanlığına, zekâsına, örgüt ustalığına, fedailiğine ihtiyacımız olan yıllar. Öyleyse yüz yıl sonra, yeniden, Talat Paşa’nın yıllarına giriyoruz.

Cemil Gözel

Dipnot

[1] Cemil Gözel, Küresel Düzene Karşı Ulusal Devrim, Aydınlık Gazetesi, 5 Eylül 2014, s.2

[2] Doğu Perinçek, Karen Fogg’un E-Postalları, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2002

[3] Mehmet Ulusoy, Ulusal Devrim ve Küresel Karşıdevrim, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2011.

[4] Karşı Devrimin Hurafe Tezleri, Kırmızı Beyaz Dergisi,

[5] Doğu Perinçek, Kemalist Devrim-3 Altı Ok, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2000.

[6] Sina Akşin, Talat Paşa ve İttihat Terakki, Teori Dergisi, Mart 2006.

[7] Hikmet Çiçek, Türk Jakobeni Talat Paşa, Teori Dergisi, Mart 2006.

[8] Hikmet Çiçek, Dr. Bahattin Şakir, Kaynak Yayınları, İstanbul,

[9] Talat Paşa Cinayeti Davası Tutanaklar, Kaynak Yayınları, İstanbul