Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 23 Mayıs 2018

Üste git

Üste

Yorum Yok

Aydınlanma Devrimi: Köy Enstitüleri

Aydınlanma Devrimi: Köy Enstitüleri

Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın Önderi, “Halk egemenliğine dayalı, tam bağımsız, çağdaş bir devlet” diyordu. Gerici güçlerin idama varan fermanlarına, ayaklanmalarına karşın, yenilikçi ,ulusçu devinim; köylüsü, aydını, eşrafıyla emperyalizme karşı ilk bağımsızlık savaşını kazanmıştı. Ne ki, tam bağımsız, çağdaş bir toplum yaratmak ,düşmanı denize dökmekten çok daha zordu. Ülkemiz; iki yüz yıldan beri kendini yenilemeye çalışan Osmanlı Devleti, bilimsel, teknolojik, ziraatsal gelişmelere ayak uyduramadığı için yıkılmış, ortaçağ koşullarına tabii kalmıştı. Osmanlı’dan geriye saltanat ve hilafet, rehin kalmış bir ekonomi, cumhuriyetle bağdaşmayacak bir hukuk ve eğitim sistemi kalmıştı. Kurtuluş savaşımız nihayetinde kurulan cumhuriyetimiz “kul”u, “birey”;”birey”i, “bilinçli yurttaş” durumuna getirmeliydi. Bu amaçla 3 Mart 1924 tarihinde Hilafet kaldırıldı. Tevhidi Tedrisat Yasası çıkarıldı. Şeriye ve Evkaf Vekaleti kaldırılarak ,tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. Tekke-zaviyeler, türbeler, medreseler kapatılarak akılcı, laik eğitimin temelleri atıldı. Cumhuriyetin yarattığı yeni değerleri yaygınlaştırma çalışmaları sürüyordu. Yurttaşlar yasası ile kadın erkek eşit haklara kavuşuyordu. Eğitim halkın kendi diliyle yaygınlaşabilirdi. Toplumun yabancılaştığı, halkı kuşatmayan Arap abecesi, Osmanlıcayla bu mümkün değildi. Bu gereklilikler ışığında 1928’de yeni abece kabul edildi, 1932’de başlatılan Dil Devrimi bu büyük yenilikçiliği izledi.

Milli Eğitim bakanlarımız(Vasıf Çınar, Reşit Galip) eğitimde yeniden yapılanmayı gerçekleştirmek için canla başla çalışıyorlardı. Gazi Eğitim Enstitüsü’nün kurulması ile üniversite reformu yapılmıştı. Tüm bu ilerici hamlelere rağmen okulları medreselikten kurtarmak sanıldığı kadar kolay değildi. Ekonomik yapıya müdahale edilememiş, gerekli olan toprak reformuna kavuşamamıştık. Bu müdahaleyi sağlayacak sermaye , nitelikli insan gücü yoktu. Cumhuriyet köye, köylüye daha ulaşamamıştı. Eğitim sistemimiz tam olarak bilimsel ve ulusal bir kimlik kazanamamış, karma eğitim yeterince gerçekleşememişti. Köy eğitimi konusunda çeşitli fikirler vardı. Yunus Nadi’nin 28 Haziran 1927 günlü yazısı, köy enstitülerinin ön düşünceleri gibiydi.1935’te Saffet Arıkan, Milli Eğitim Bakanlığı’na getirildi. Arıkan’ın, İsmail Hakkı Tonguç’u İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne getirmesi eğitimimizdeki kurtuluş savaşının başlaması demek oldu.

Okuyabilmek için Rumeli’den İstanbul’a gelmiş dirençli bir köy çocuğu olan Tonguç, toplumun gerçeklerine, hızlı kalkınma, çağdaşlaşma hasretine uygun yeni bir yol bulunması gerektiğini tüm hatları ile kavramış durumdaydı. Sürekli olarak yurdu geziyor, raporlar düzenliyordu. Köy eğitimi ile amaçlananın sosyal bilinçte, yenilikçi, insan ve memleketin; siyasal, ekonomik, kültürel hayatımızın gelişmesine katkıda bulunacak, doğaya tutsak değil egemen olabilecek güçte insanlar yetiştirmek olduğunu bir olgu halinde Tonguç’un raporlarında görmemiz mümkündü. Başlayacak eğitim savaşında, aranan niteliklerde insan olmayışı bel büküyordu. Aranılan insanları hayatta, kurslarda yoğurarak elde etmeyi önünde en büyük vazife olarak gören Saffet Arıkan’dan sonra Hasan Ali Yücel, Milli Eğitim Bakanı olarak bayrağı devralmıştı.1939 da toplanan maarif şurasının ışığında, eğitmen kurslarından ve sonraları enstitüye dönüşecek olan köy öğretmen okulu deneyimlerinden alınan sonuçların olumlu olmaları da hesaba katılarak, batıyı batı yapan baş yazıtların dilimize kazandırılması, yetiştirilecek nitelikli öğretmenlerin en uzak köye ulaşması konusunda fikirler şekillenmişti. Millet olma, insan olma davamızın asıl adının öğretim savaşımı olduğunu kavramıştık. Tüm bu koşullar neticesinde 17 Nisan 1940 tarihinde 3803 Sayılı Köy Enstitüleri Kanunu meclise sunuldu, 278 oyla kabul edildi. Yasa 1940-1943 yılları arasında 14 Köy Enstitüsü kurulmasını öngörüyordu. 1940’ ta dünyanın büyük bir bölümü savaşa tutuşurken, Türkiye’de, eğitim yoluyla gericiliğe karşı köklü bir aydınlanma savaşı verilmeye başlanmış, öğrenim seferberliği Köy Enstitüleri ile tüm yurda yayılmıştı. 400-1000 dekarlık alanlarda, ödenek sorunlarına karşın Kuva-yi Milliye anlayışıyla Anadolu’yu kucaklayan bir eğitim haritası oluşturuluyordu. Her enstitü üç dört ilden oluşan bir bölge kurumuydu. Öğrenci sayısı 800-1000 dolaylarındaydı. Eğitim sürekliydi. Derslerin yüzde 50’si kültür, yüzde 25’i tarım, kalan yüzde 25’i de teknik derslere ayrılmıştır. Köy Enstitüleri, kimileri için ilk

kez karyola gördüğü yer; kimileri için dünyaca ünlü yazarların Türkiye’ye gelir gelmez onu sormalarına sebep olan eserlerinin ilham kaynağı, kimileri içinse ekmekten önce kitabın geldiği bir yuvadır.

Derslikleri ,işlikleri, yemekhaneleri, yatakhaneleri, tarım alanları, müzik, spor salonları, ahırları kümesleri bağları bahçeleriyle; sürekli gelişen, yapısı işleyişiyle çağdaş eğitim kentleridir Köy Enstitüleri. Bünyesinden Talip Apaydınları Mehmet Başaranları Pakize Türkoğullarını Mahmut Makalları Fakir Baykurtları çıkarmış, bozkırımıza 300’ü aşkın çiçek açtırmış suyun adıdır, kaynağıdır köy enstitüleri.

1946 seçimlerinde meclise giren Demokrat Parti’nin alanlarda “Köylülere imece yoluyla okul yaptırmak zulümdür.”, “Köy Enstitüleri ahlaksızlık, komünistlik yuvalarıdır.” söylentileriyle halkın kendi yarattığı en büyük kazanımlarından Köy Enstitüleri’ne olan mevcut yaklaşımını değiştirme girişimleri başlatılmış oldu.26 Kasım 1947 tarihine yani enstitülerin vehim sonunu hazırlayan Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nün kapatılmasına kadar ki dönem de meclise sunulan kara propaganda araçlarının ve yaratılan psikolojik savaşının neticesinde, Yaşar Kemal’in dediği gibi; “20.yy da Türklerin yarattığı, insanlığa armağan ettiği en büyük iş” olan Köy Enstitüleri bir bir kapatıldı.1948’de okullara isteğe bağlı din dersleri koyuldu,1949’da ilahiyat fakültesi açılarak imam hatip okulu açma hazırlıkları başladı.1954 senesine gelindiğinde ise eğitimimizdeki yenileşmenin ışığı olan Köy Enstitülerinden bir tanesi dahi açık değildi.

Köy Enstitüleri yasası meclise sunulduğunda, bu yasayı reddeden isimlerin arasında Celal Bayarların, Adnan Mendereslerin, Fuat Köprülülerin olduğunu herkes gibi bizler; cumhuriyetin emanetçileri, aydınlık Türkiye’nin yüzleri gençler olarak biliyoruz. Türkiye’yi Küçük Amerika yapma projelerinin mimarları olan bu zihniyetlerin günümüzdeki mirasçılarını çok iyi tanıyoruz. Onlar ki cumhuriyet kazanımlarını reddedenlerdir. Cumhuriyeti var eden Kemalizm’i tarih derslerinden çıkarabileceklerini sanan bedbahtlardır. Onlar kendi ortaçağ karanlıklarında, örümcek ağı tutmuş beyinlerinde hapsolmaya mahkumdur. Bizlerin o zavallıllara cevabı ise Köy Enstitüleri Eğitim Andı’nda olduğu gibi kararlı ve nettir:

Türküm, doğruyum, devrimciyim Yasam iç ve dış gavuru dışarı atmak, Yurdumu tez elden kalkındırmaktır. Ülküm, işçiye iş Köylüye toprak, Bebeye süt Yavruya ekmek ve kitap Gence gelecek sağlamaktır. Varlığım ulusal kurtuluşumuza, Bağımsızlığımıza armağan olsun!

Ceren DEMİREL
inciraltitarih.com