Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 11 Aralık 2018

Üste git

Üste

Asya Çağını Açan Devrimler’den Çıkarılması Gerekenler

Asya Çağını Açan Devrimler’den Çıkarılması Gerekenler

John A. Hobson gibi burjuva iktisatçıları, 20. yüzyılın başında emperyalizmi bir ticaret politikası olarak görüyordu. Avrupa kapitalizmi, ulusun çıkarlarını bir bütün olarak, tüm iş hayatının kontrolünü gasp eden küçük azınlıkların menfaatlerine indirgemiştir. Ulusal kaynakları özel çıkarları için kullanan en büyük burjuva, krizi bir zamanların üretim verimliliğine sahip sistemi olan kapitalizmle çözememiş, emperyalizme geçmek zorunda kalmıştır.[1] Bir başka iktisatçı Rudolf Hilferding, tüccarların fiyat belirleme yetkisine sahip olduğu ticari işlemlerde piyasayı dahi sömürüp serbest rekabeti bozduğunu, kartellerin lehinde hareket etmeye başladığını cesurca göstermiştir.[2]

Lenin şimdiki kaba solcular gibi burjuva bilimini dışlamamış, ondan son derece yararlanmaya bakmış. Bahsi geçen iktisatçıların ışığında, fakat kendi yoluyla, emperyalizmin kapitalizmin son aşaması olduğunu görebilmiştir. Avrupa kapitalizmi kendini var edebilmek için orta çağla anlaşıp gericileşmiş, Asya’da milletlerin bağımsızlığını elinden alıp, halkların kaynaklarını sömürerek, devrimci görevi Asya’ya bırakmıştır. Hobson tespitlerini 1902’de, Hilferding ise 1910’da çoktan yapmış, bilimsel sosyalizm lehine işler başarmıştır. Elimizdeki “Asya Çağını Açan Devrimler 1905-1911” kitabını bu farkındalıkla incelersek, o tarihlerin bilim için de ne manaya geldiğini daha iyi anlarız.

Gerici Avrupa’nın baskıları Rusya, İran, Türkiye, Çin ve Moğolistan’da büyük delikler açtığı gibi, büyük halk hareketlerine de sebep oldu. Atatürk’ün deyimiyle, Asyai milletler aslanın pençesi altında kıpırdanmaya başladı. Yazarlarımız İran Meşrutiyet Devrimi’ni aktarırken tarihi sadece emperyalizm çağını temsil eden yüzyıllara sıkıştırmıyor, daha iyi anlaşılması için, Ahmed Ağaoğlu’nun İran tarihini 1500’lerden başlattığı “İran ve İnkılabı” kitabını öneriyor, fakat kitabın meşrutiyet döneminden verdiği bilgileri yetersiz buluyor.

Rusya’da 1861’de serfliğin kaldırılması halk hareketini yumuşatamamış, kuru bir gelişim olarak görülmüş ve devrim ilerletilmiştir. Çarlık Iskra’yı illegal kılmasına rağmen, Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi bu gazeteye desteğini sonuna kadar göstererek, esasında önceden daha cılız olan partiyi büyütüp halk hareketini taşımaya başlamıştır.

Kitabımız sadece RSDİP’ten bahsetmiyor, Sosyalist Devrimci Parti’den de sözü açıyor. Daha fazla ideolojik eklektizm sergileyen ve siyasal terörizm de dahil olmak üzere salt politik eylem biçimlerine daha fazla vurgu yapan bu partinin tutarsızlıklarından söz ediyor. Bir yandan devrimi monarşiyi sınırlamadan ibaret gören Özgürlük Birliği de çarlığa karşı kısmi mücadele rüzgarı estiriyordu.

Poltava ve Harkov’da köylü eylemleri baş göstermişti. Lenin’in bahsettiği gibi, zengin köylüler toprakları kalıcı şekilde satın almayıp, yıllarca kirada tuttukları için, geniş arazilerde rant peşinde koştuklarından kırsaldaki fakir köylünün kamusal zenginliklerini de elinden almış olurlar. Özellikle bu bölgelerde eylemlerin çıkması bu sebeptendir.

Potemkin isyanı da dahil olmak üzere 1905 olaylarının, çarın nihayetinde iktidardan çekilmesini sağlayacak olan devrim için bahane olduğu anlaşılıyor.[3]

Lenin’in en vahşi ve Asyatik diye adlandırdığı Avrasya imparatorluğu olan Rus Çarlığı, 1905 devrimine dek mutlak egemenliğini sürdürmüş. Egemenlik kısmen kaldırılana dek liberaller, sosyal demokratlar ve sosyalistler çarlığa karşı harekete geçmiş, gerici yönetimi daha demokratik hale getirmeyi başarmıştır.

İran’a neredeyse yarım yüzyıl hükmeden Nasırüddin Şah’ın yarattığı ekonomik problemler sonrasında, muhalefet Muzafferüddin Şah döneminde genişlemiş ve halka kendini ifade etme hususunda daha organize hale gelmiştir.[4] Tütün boykotu geniş yankı uyandırmış, teröre dayanmayan halk direnişleri için propaganda yapmak kolaylaşmıştı ve meşrutiyet ilan edilmişti. Fakat Rus Çarlığı’na verilen imtiyazlar sebebiyle bu durum pek uzun sürmemişti.

Jön Türk cesaretini öğretiyor kitap bize. Doğru düzgün hükümet desteği olmadan, aksine Abdülhamit istibdadının kısıtlamalarıyla, şehirlerde barikat kurmadan, marş söylemeden 20 ila 200 arası düzensiz gruptan oluşan bir avuç genç subay üç haftada Makedonya’nın tepelerine ulaşıp işgalcilere direnmişti.[5] Rumeli’de halk meşrutiyet talebi buyuruyor, Yıldız Sarayı’na durmadan telgraf çekiyordu. İsyanlar karşısında çaresiz kalan Abdülhamit anayasanın yürürlüğe konmasını ve meclisin toplanmasını kabul etmek zorunda kaldı.

Kitap Çin Devriminin de mazlum milletler ile emperyalistler arasındaki çelişkinin şiddetlenmesiyle başladığını gösteriyor ve sıralıyor: “1894-1895 Çin-Japon Savaşı, 1898 Yenilenme Hareketi, 1900 Yihetuan Hareketi ve aynı yıl Çin’in sekiz emperyalist ülke tarafından işgal edilmesi…”

Emperyalizmle üst üste savaşlar altında ezilen ve iç cephe isyanlarıyla çamura batmış Çin, 19. yüzyılın sonlarında oldukça karamsar ve çöken bir devlet olarak buldu kendini. Birinci ve İkinci Afyon Savaşları Çin’i Batı baskısı altına sokmuştu.[6] Halkın refahı düşmüştü, bu zorluklar hem Taiping hem de Nien isyanlarının sebebi olmuştu fakat köylü liderliğindeki bu direniş hareketleri başarılı olamamıştır.[7] Yenilenme Hareketi kapsamında kısmi reformlar yapan Çin, askeriyeyi düzenlemişti ve öğrencileri kendilerini geliştirmek için yurt dışına gönderiyordu.[8]

Çin-Japon savaşını da halkın karamsarlığı etkilemişti. Askeri donanım ve ekonomik gelişim tek başına uluslararası iktidarı belirlememiş, algılar da önemli bir rol oynamıştır.[9]

Yihetuan Hareketi isyancılarının amacı yabancı boyunduruğu memleketten atmak ve Çin Kültürünü, dinini ve yaşam tarzını koruma girişimiydi.[10]

King hükümeti 18. yüzyılda da 19. yüzyılda da stabil bir ekonomiye sahip değildi. Bakır madeni para arzındaki artışların enflasyonu şiddetlendirmesi, bu enflasyonun resmi pamuk ticaretini ve döviz kuru oranlarını zayıflatması, bu sebeple hükümetin askeri birliklere kışın yeterli kıyafetler bile sağlayamaması gibi şeyler yaşanıyordu.[11] Kitabımızda da bahsedildiği gibi King hükümeti ülke varlıklarını iyice satılığa çıkarmaya başlayınca Rus Çarlığı Çin topraklarında çoktan hegemonya kurmuştu. Ülke ekonomik anlamda tam anlamıyla çöküntüye girmişti.

1923’te Batı’nın baskılarına rağmen ilk devrimci örgütü kuran Sun Yat-sen, Sovyetlerle Sun-Joffe anlaşmasını imzaladı ve böylece Sun, Çin komünistlerinin Kuomintang’a bireysel olarak katılmalarına izin verme karşılığında, Ruslardan askeri ve mali yardım aldı. Sun Yat-sen komünist değildi fakat 1924’teki milliyetçilik konferanslarında, Sovyetlerle kurduğu dostluğun onun düşüncesini etkilediğini söylüyordu.[12]

Sun Yat-sen Çin devrimini yapsa da karşıdevrimci isyanlara dayanamamıştır. Kitabımız bu süreci özce çok iyi anlatıyor.

Moğol Devrimi ile ilgili çok fazla Türkçe kaynak olmadığı için kitap bu yönden de çok kıymetli. Çin hegemonyasından kurtulmaya çalışan Moğolistan, 1911’e kadar Çin ve Rusya tarafından paylaşılmaya çok karşı koyamamış, Çin bunalıma girdiğinde fırsatı değerlendirip bağımsızlığını ilan etmiştir. Şimdilerde sosyal demokrat sapmaya giren Moğolistan Halk Partisi, Marksist-Leninist iradesiyle bağımsızlığını korumayı başarmıştı. 1917 devriminin de bunda katkısı olduğunu belirtmek gerek. Beyaz Ordu orada da iç isyanlara kalkışmış fakat Kızıl Ordu ve Moğolistan güçleri beraber bu isyanları bastırmıştır. Vatan savaşı zaferle sonuçlanıp bağımsızlık elde edilince, feodalizm tasfiye edilmiş ve laiklik getirilmiştir.

Dipnot:
1. John A. Hobson, Imperialism: A Study, Cosimo Classics, syf. 46
2. Rudolf Hilferding, Finance Capital: A Study of the Latest Phase of Capitalist Development, Routledge & Kegan Paul, London 1981, syf. 211
3. Neal Bascomb, Red Mutiny: Eleven Fateful Days on the Battleship Potemkin
4. Abbas Amanat, Iran: A Modern History
5. Erik J. Zürcher, The Young Turk Legacy and Nation Building: From the Ottoman Empire to Ataturk’s Turkey, I.B.Tauris 2010, syf. 26
6. Glenn Melancon, Honor in Opium: British Declaration of War on China, 1839-1840, syf. 855-874
7. Chien Po-Tsan, Shao Hsun-Cheng, Hu Hua, Concise History of China (Peking: Foreign Languages Press, 1964), syf. 96-104
8. Jack Gray, Rebellions and Revolutions: China from the 1800s to the 1980s (New York: Oxford University Press, 1990), syf. 102-125
9. S.C.M. Paine, The Sino-Japanese War of 1894-1895: Perceptions, Power and Primacy
10. Peter Harrington, Peking 1900: The Boxer Rebellion, Osprey, syf. 7
11. James A. Millward, Beyond the Pass: Economy, Ethnicity, and Empire in Qing Central Asia, 1759-1864, Stanford University Press, syf. 72-73
12. Audrey Wells, The Political Thought of Sun Yat-sen: Development and Impact, Palgrave 2001, syf. 55

Fırat Elçi

inciraltitarih.com