Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 23 Şubat 2018

Üste git

Üste

Yorum Yok

30 Ağustos’un Formülü: Ordu-Millet El Ele Tam Bağımsız Türkiye!

30 Ağustos’un Formülü: Ordu-Millet El Ele Tam Bağımsız Türkiye!

7 Ağustos 1921 tarihli Tekâlifi Milliye Emirleri:
Her ilçede bir tane Tekâlif-i Milliye Komisyonu kurulacak. Halk, elindeki silah ve cephaneyi 3 gün içinde orduya teslim edecek. Her aile bir askeri giydirecek. Yiyecek ve giyecek maddelerinin %40’ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek. Ticaret adamlarının elindeki her türlü giyim eşyasının %40’ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek. Her türlü makineli aracın %40’ına el konacak. Halkın elindeki binek hayvanlarının ve taşıt araçlarının %20’sine el konacak. Sahipsiz bütün mallara el konacak. Tüm demirci, dökümcü, nalbant, terzi ve marangoz gibi iş sahipleri ordunun emrinde çalışacak. Halkın elindeki araçlar bir defa olmak üzere 100 km’lik mesafeye ücretsiz askeri ulaşım sağlayacak.”(1)

Türk Milleti, Tekâlif-i Milliye emirlerinde ordusuyla yokluğu ve açlığı paylaşmıştı. Kıtlık, salgın hastalıklar, yıllarca farklı cephelerde yapılan savaşlar ve son kale Anadolu’ya giren düşman halkı kırıp geçiyordu. Paylaşılan yalnızca un, çarık, hayvan yani maddi varlıklarımız değildi. Anadolu insanı, canı dâhil her şeyiyle birleşerek millet oluyordu. Anadolu mehmetçiğin emperyalist ordulara karşı akıttığı oluk oluk kanla vatan oluyordu. Canımızı birbirimizin canına katarak, canımızı vatana katarak millet olduk. Aslında bayrakta sembolleşen vatan ve millet kavramları bu fedakârlığı içinde barındırıyor. İnsanın canını bile paylaştığı, canını kattığı, insanların aynı kanda kardeş olduğu yerdir vatan. Vatanın kutsallığı buradan gelir. Vatana canını katan insan da kutsaldır, şehittir. Türkiye ve Türk Milleti emperyalizmle dövüşe dövüşe var oldu ve varlığını korudu. Bu savaş hala sürüyor. Bu yüzden “Her Türk Asker Doğar” deniyor yıllardır kışlalarda. Ordumuz ve milletimiz Milli Kurtuluş Savaşımız sırasında birbiri içinde gelişmiştir. Etle tırnağa benzer, ayrılamaz.

Milleti ve orduyu ayıran tezleri pompalayan emperyalizmle Türkiye yüz dört yıl öncesi gibi karşı karşıya. O zaman Kocatepe’deydik, şimdi Karkamış’tan savunuyoruz vatanı. Ölmeyi emreden komutanlarımız ve fedailerimizin de sadece ismi değişiyor. Yoksa Hasan Tahsin’le Ömer Halisdemir’in birbirinden farkı yoktur.

Sivil toplumcu tezler, Amerikancı 1980 darbesinden beri Türkiye’nin üzerinde dolaşıyor. Tez: “militarist” kuvvetler küçültülmeli ve tamamıyla sivil idarenin emrinde olmalı. “Sivil irade” yani halk, tabi burada kastedilenin bu olmadığını çok iyi biliyoruz. Gerçekte TSK zaten millet meclisinin ordusudur ve tam anlamıyla meclis denetiminde çalışır. Burada esas amaç orduyu küçültmek. Ordunuzu küçültün ki PKK-PYD koridoruna müdahale edemeyin, ordunuzu küçültün ki Ege ve Karadeniz NATO denetimine girsin, ordunuzu küçültün ki 30 Ağustos’un öcünü alalım! Bu tezler dünyanın en büyük askeri gücüne sahip Amerika tarafından üretiliyor ve ezilen milletlere psikolojik savaş aletleriyle sokuluyor. Bunlar geçmişte Taraf, Zaman, Radikal, Özgür Gündem’di (kapatıldığı için geçmiş kategorisinde), şimdiyse Cumhuriyet, Birgün gibi gazeteler ve sosyal medya filozofları!

TSK’nın emir-komuta zincirini bozan, Türk Devriminin kaleleri olan tıbbiyelere saldıran KHK’lar hakkında Milli Savunma Bakanı Fikri Işık: “Doğru yoldayız; NATO’da görev yapan generallere sordum, olumlu cevaplar aldım”(2), dedi. Fikri Işık doğru yolda(!) Yola bakın, bir yanda FETÖ diğer yanda PYD-PKK ikisinin ortak noktası ABD emperyalizmi yani NATO! NATO ile göğüs göğüse gelen ordumuzu NATO’cular düzenliyor. İthal tehdit algıları üzerinden TSK’ya el uzatanlar Türkiye’yi yönetemezler. Türkiye Atlantik sisteminin kabuklarını kırmış ve milli devletin aygıtlarını bağımsızlık için seferber etmiştir. İkinci İsrail Koridoru TSK’nın müdahalesi ile dağıtılıyor. Bugün tekrar görüyoruz, TSK ülkemizin ve Batı Asya’nın bağımsızlığının sigortasıdır. 15 Temmuzda da ilk hedef ordumuz olmuştu. Önce genelkurmay ve darbeye direnecek vatansever kurmaylar-subaylar hedef alındı. Düşmanın yani amerikan emperyalizminin yüz yıla yakın süredir direncini kıramadığı en büyük kuvvet TSK’dır. Bu yüzden; Amerikancı darbelerle-12 Eylül de 5000 Atatürkçü subay ve Harbiyeli ordudan tasfiye edildi-,suikastlarla -Eşref Bitlis Paşa’nın şehit edilmesi-, çuvallarla, kumpas davalarıyla, yıllardır TSK’ya saldırıyor düşman. 15 Temmuzda da bunu tekrar yaşadık. Kafasına silah dayandığı halde darbe metnini imzalamayan Hulusi Paşa, ucunda ölüm olduğunu bile bile darbeci askerin kafasına sıkan kahraman Ömer Halisdemir bunun yalnız iki örneğidir.

Milletimiz ordusuyla el ele yüreği Suriye de ordumuzla beraber atıyor yani savaş meydanındayız. Savaş meydanında psikolojik savaş işlemez, savaşta doğru tektir. Bu yüzden milletimiz, 15 Temmuz’dan sonra TSK’ya yapılan operasyonları görüyor ve ordusuna sahip çıkıyor. Ordu’muz daha önce de büyük badireler atlattı, büyük bozgunlar yedi ancak kısa sürede toparlandı. Mesela Balkan Harbi’nde Türk Ordusu tarihinin en büyük bozgununu yedi, İttihat Terakki yönetimi orduyu bir dizi reforma tabi tuttu ve hızla gençleştirdi, savaşa hazır hale getirdi. Yüzlerce yaşlı alaylı komutandan ve personelden kurtulan ordunun nüfusu 800.000 kişiye düştü. Bu düzenleme sayesinde Türkiye emperyalizme tam sekiz yıl dayandı ve nihayet tam bağımsız Türkiye’yi kurdu. Ordu-millet birliği çağımızın tunç yasasıdır; ordu-millet birliği her sağlandığında tarihi işler yaptık. Bu birliğin hayati sonuçlarından biri de 30 Ağustos Zafer’idir kutlu olsun!

Mert GEZİCİ

Kaynakça:
1. http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-15/tekalif-i-milliye-emirleri-ve-uygulanisi
2. Aydınlık Gazetesi, 24 Ağustos 2016, sf.11, Soner Polat