Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 27 Mayıs 2018

Üste git

Üste

Yorum Yok

100 Yıllık Rövanşın İlk Basamağı

100 Yıllık Rövanşın İlk Basamağı

Avrupa ilerlerken gelişmelere ilgisiz kalan ve geriye giden Osmanlı… Kötü gidişe son vermek için Abdülhamit İstibdadını yerle bir ederek yönetimi eline alan İttihat ve Terakki önderliğinde başlayan modernleşme çalışmaları… Bunun yanında dünyada kapitalizmin evrilmesi ve emperyalizm halini almasıyla başlayan sömürgecilik ve silahlanma yarışları… Genel olarak bu tablo içerisinde Osmanlı’nın topraklarını paylaşma amacında olan Avrupalı devletlerin Ermenileri kendilerine hedef kitle olarak seçmesi ve onlara ayrı bir devlet kurmayı vaat etmesi üzerine Silahlı Ermeni Komiteleri oluşturuldu. Oluşan bu komiteler burada Ermenilerin isyan etmelerine ve Ermeni Sorununun başlamasına sebep oldu.

Kıvılcımı çakan bu vaat birçok Ermeni yetkilinin konuşmasına da yansımıştır. Birkaç örnek verecek olursak Taşnaklar’ın yönettiği Ermeni Milli Bürosu’nun Birinci Dünya Savaşı’nın başında Rus Çarı II. Nikolay’a gönderdiği bildiri, Taşnak partisinin genel olarak emperyalizme nasıl bel bağladığını gösterir.[i] Bunun yanında dönemin İstanbul Ermeni Patriği’nin Ermenilerin yayın organı Mşak’a verdiği demeçte Ermeni Sorunu’nun kökten çözümünün ancak ve ancak bölgede hâkimiyetin Ruslarda olmasıyla sağlanacağını belirtmesi durumu açık olarak ortaya koymaktadır.[ii]

Bunun yanında Çarlık Rusya’nın Ermenileri piyon olarak kullandığının somut örneğini 1915 Şubat’ında Tiflis’te düzenlenen Bütün Ermenistan Milli Kongresi’nde Taşnaksütyun Partisi’nin askeri temsilcisinin yaptığı konuşmanın bir bölümü vermektedir:

“ Bilindiği gibi, Rus hükümeti savaşın başında Türk Ermenilerini silahlandırmak ve savaş sırasında ülke içinde ayaklanma çıkarmak için hazır hale getirmek amacıyla hazırlık gideri olarak 242 bin 900 ruble verdi. Gönüllü birliklerimiz Türk ordusunun savunma hattını yarıp, ayaklananlarla birleşerek cephe ve cephe gerisinde anarşi yaratmak ve bununla birlikte Rus ordularının geçişinin ve Türk Ermenistan’ını ele geçirmesini sağlamak zorunda.”[iii]

İşte bu örneklerden de anlaşıldığı kadarıyla emperyalizmin güdümünde bölücü faaliyetler üstlenen Ermeniler ülkede bir sorun yaratmışlardır. Bu sorunun patlak vermesi ve en can alıcı halini alması I. Dünya Savaşı sırasında olmuştur. Kafkasya Cephesi’nde Ruslara karşı verdiğimiz mücadelede Rusların kışkırtmasıyla içeride ayaklanan Ermeniler Osmanlı’ya büyük sıkıntılar yaşatmıştır. Bu ayaklanmaların en büyüklerinden birisi 20 Nisan günü Van’da meydana gelmiştir.

İttihat ve Terakki’nin Devrimci Çözümü

24 Nisan günü Dâhiliye Nazırı Talat Paşa tarafından Ermeni Komite merkezlerinin kapatılması, elebaşlarının yakalanması ve merkezlerde bulunan tüm belgeler el koyulması kararı alınmıştır. Buna ek olarak da İttihat ve Terakki bölgede kontrolü ve asayişi sağlayabilmek adına 27 Mayıs 1915’te Tehcir (Sevk ve İskân) Kanunu’nu çıkarmıştır.

Tehcir Kanununda Sınırlamalar Var Mıydı?

Bölgedeki asayişi ve istikrarı sağlamak için çıkartılan bu kanunun kısa ve öz olduğunu görürüz. Ancak 30 Mayıs 1915 yılında Osmanlı sadareti Tehcir Kanunu’nun nasıl uygulanacağını anlatan belirli kurallar[iv] getirmiştir:

  • Göç ettirilenler, kendilerine verilen bölgelerde can ve mal emniyetleri sağlanacak şekilde nakledileceklerdir.
  • Yeni evlerine yerleşene kadar giderleri Göçmen Ödeneğinden karşılanacaktır.
  • Kendilerine önceki durumları ile eşdeğer emlak ve arazi verilecektir.
  • Muhtaç olanlar için hükümet tarafından konut inşa edilecek, çiftçi ve ziraat erbabına tohumluk, alet ve edevat temin edecektir.
  • Geride bıraktıkları taşınır malları, kendilerine ulaştırılacak; taşınmaz malları tespit edilecek ve kıymetleri belirlendikten sonra, paraları kendilerine ödenecektir.
  • Göçmenlerin ihtisasları (uzmanlık sahaları) dışında kalan zeytinlik, dutluk, bağ ve portakallıklarla, dükkân, han, fabrika ve depo gibi gelir getiren yerleri açık arttırma ile satılacak veya kiraya verilecek ve bedelleri sahiplerine ödenmek üzere mal sandıklarınca emanete kaydedilecektir.
  • Bütün bu konular özel komisyonlarca yürütülecek ve bu noktada ayrıntılı bir talimatname (emir yazısı) hazırlanacaktır.

Bu kurallarla birlikte Göçmen Umum Müdürlüğü kurulmuş ve göçmenlerin en rahat ve güvenli şekilde göç etmeleri istenmiştir.

Tehcirle birlikte Erzurum, Van, Bitlis vilâyetlerinden çıkarılan Ermeniler Musul’un güney kısmı ile Zor ve Urfa sancağına; Adana, Halep, Maraş civarından çıkarılan Ermeniler ise Suriye’nin doğu kısmı ile Halep’in doğu ve güneydoğusuna yerleştirilmiştir.

Günümüzde “vicdan” kelimesini ağızlarından düşürmeyen neoliberal düzenin taraftarları Tehcir’e saldırabilmek için “ Zorla göç ettirildi ve asıl soykırımlar bu zamanda gerçekleşti. Devlet yeteri kadar güvenlik önlemi almadı.” Veya “Çoluk çocuk, genç yaşlı dinlemeden götürdüler.” Gibi tezler kullanmaktadır. Ancak desteksiz ve sığ argümanlarla saldırdıkları için herhangi bir araştırmada gösterdikleri belgelerin veya söylediği sözlerin doğruluğu (!) aşikârdır. Osmanlı Devleti’nin tehcire tabi tuttuğu kesim için aldığı tedbirlerden bazıları şunlardır[v]:

  • Hem sevkiyat esnasında hem de yerleştirildikleri yerlerde kafilelerin emniyeti ve iaşeleri için ciddi bütçeler tahsis edilmiştir.
  • Kafilelere sıcak ve etli yemek verilmesi, hastalara bakılması ve güzergâhlar üzerindeki hastanelerin ihtiyaçlarının giderilmesi hakkında emirler verilmiştir.
  • Güzergâhların seçiminde emniyet mülâhazasıyla tren yolları ve ‘şahtur’ denilen nehir kayıklarının bulunduğu yerler tercih edilmiştir.
  • Göç edenlerin, o dönemde yaygın olan sıtma hastalığına karşı korunabilmeleri için ‘kinin’ dağıtılmış; hasta olanlar için sivil hastaneler yanında askerî hastanelerden de yararlanma imkânı getirilmiştir.
  • Mal ve mülkün yok edilmemesi, eşkıya baskınlarıyla insanların öldürülmemesi için kapsamlı tedbirler alınmıştır.
  • Kafilelere saldırıda bulunanlar, bu gibi saldırılara önayak olanlar ve gerekli tedbirlerin alınmasında gevşeklik gösterenler hakkında şiddetli kanunî tedbirlerin alınması ve Divan-ı Harp’e teslim edilmeleri için emirler çıkarılmış, hata yapanların idam cezasına kadar uzanan ağır cezalarla cezalandırılacağı belirtilmiştir.

Tehcire Tabi Tutulan Ermeni Nüfusu

Yer değiştirme uygulaması sırasında yeni yerleşim bölgelerine sevk edilen nüfus toplam 438.758, Halep’tekilerle birlikte iskân sahasına varan nüfus ise 382.148‘dir.Görüldüğü gibi, ikisi arasında 56.610 kişilik bir fark bulunmaktadır. Buradaki farkın yolda hastalık, hava koşulları veya çetelerin saldırması sonucunda öldüğü Genelkurmay arşivlerindeki belgelerde yer almaktadır.

Bütün Ermeniler Mi Tehcire Tabi Tutuldu?

Öncelikle bilinmesi gereken Tehcir Kanunu’nun kapsamı, savaş alanı içerisinde huzursuzluk yaratan ve asayişi bozan Ermenilerdi. Tehcirden muaf olanlar Katolik, Gregoryen ve Protestan Ermenileri ile savaş bölgesi dışında yer alan Ermeniler olmakla birlikte savaş bölgesinde yer alan diplomatik dokunulmazlığı olan, asker, subay ve sıhhiye subayları ve aileleri, Ermeni mebus ve aileleri, bazı meslek sahipleri ve tüccarlar ve zanaatkarlar, devlet adına üretim yapan Ermeni işçiler, reji idaresi çalışanları, Duyun-u Umumiye memurları, öğretmen ve aileleri, hastalar ve görme engelliler, kadın, çocuk ve yetimlerdi.

Yukarıda bahsettiğimiz önlemlerin alınmasına rağmen, Ermenilerin sorunsuz bir şekilde göç ettirildiğini söylemek şüphesiz doğru olmazdı. O dönemin Anadolusunda sorunsuz bir yolculuk mümkün değildi. Ancak Talat Paşa’nın 29 Ağustos 1915 tarihinde görevli vali ve mutasarrıflara gönderdiği telgrafta bulunan bu bölüm İttihat ve Terakki yönetiminin Ermenilere karşı aldıkları tutumda bir sıkıntı olmadığını göstermektedir. “Ermenilerin bulundukları yerlerden çıkarılarak tayin edilen bölgelere sevklerinden hükümetçe takip edilen gaye, bu unsurun hükümet aleyhine faaliyetlerde bulunmalarını ve bir Ermenistan Hükümeti teşkili hakkındaki millî emellerini takip edemeyecek bir hale getirilmelerini temin etmektir. Bu kimselerin imhası söz konusu olmadığı gibi, sevkiyat esnasında kafilelerin emniyeti sağlanmalı ve muhacirîn tahsisatından sarfiyat yapılarak iaşelerine ait her türlü tedbir alınmalıdır. Ermeni kafilelerine saldırıda bulunanlara veya bu gibi saldırılara önayak olan jandarma ve memurlar hakkında şiddetli kanunî tedbir alınmalı ve bu gibiler derhal azledilerek Divan-ı Harplere teslim edilmelidir.”

Bu bilgiler, Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli bölgelerinden yer değiştirmeye tabi tutulan Ermenilerin sayıları ile yeni iskân merkezlerine ulaşanların sayılarının birbirini tuttuğunu göstermekte ve dolayısıyla sevk ve iskân sırasında herhangi bir katliam olayının olmadığını ortaya koymaktadır.

8 Nisan 1916 günü Ermenilerin yeni bölgelere gönderilmesi durdurulmuş ve 4 Ocak 1919 yılında Ermenilerin eski yerleşim yerlerine dönebilmeleri için bir kararname çıkartılmıştır.

Sonuç olursak döneminin vatanseverleri olan İttihat ve Terakki’nin kurmay heyeti, Tehcir Kanunu’nu çıkartarak emperyalizmin planlarına çok büyük bir darbe vurmuştur. Doğuda Çarlık Rusyasına Batı’da da Çanakkale’de İngiliz, Fransız ve İtalyanlara karşı büyük bir savaş veren, vatanını savunan Osmanlı’nın ülkenin bütünlüğünü sağlayabilmek adına aldığı bu radikal kararın gerekliliğini tartışmak çok yanlıştır. O dönemin koşullarında bir zorunluluk olan bu karar, oluşabilecek daha büyük sorunların önüne geçilmesini sağlamıştır. Bunun yanında Doğu Cephemizde yer alan gücümüzü korumamıza olanak vermiş ve Kurtuluş Savaşı’nda büyük yarar sağlamıştır. Mustafa Kemal ve silah arkadaşları buradan aldıkları güç ve destekle batıda emperyalizme geçit vermemiş ve milli devleti kurabilmiştir.

Emperyalizm dediğimiz olgunun öznesi değişse de eylem noktasında bir sabitliğin söz konusu olduğunu, tarihte çarpıcı bir şekilde görebiliriz. Bundan 100 yıl önce İttihat ve Terakki tarafından yürürlüğe koyulan ve uygulanan Tehcir Kanununu ve Doğu Cephesi’nde yaşanan olayları gerçeklik temelinden kopartan küresel güçler emellerini gerçekleştirmek için çırpınmaktadır. Bundan 100 yıl önce Büyük Ermenistan’ı kurmaya çalışan emperyalistler, şuan Kürdistan kurma çabasındadır. Burada – günümüzde güç kaybeden – Amerikan emperyalizminin kazanacağı bir başarı, Milli Mücadele’nin meşruiyetini sorgulamaya açacaktır. 100 yıllık rövanşları için ilk basamak olan tehcirin katliamla eşdeğer tutulması ile 100 yıl önce kabul ettirilemeyen Sevr kabul ettirilmiş olacak, verdiğimiz mücadele Ermeni ve Rumlara yapılan soykırım tarihi olarak dayatılacaktır. Kısacası bir milletin katliamcı yaftasıyla diz çökmesini kolaylaştıracaktır. “Tarihle yüzleşme (!)” adı altında dayatılan bu yalana karşı alacağımız tutumun doğruluğu için o dönemin özelliklerinin iyice değerlendirilmesi can alıcı önem taşımaktadır.

[i] Ovanes Kaçaznuni, Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok, İstanbul, Şubat 2014, s. 13

[ii] Ovanes Kaçaznuni, Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok, İstanbul, Şubat 2014, s. 14

[iii] Ovanes Kaçaznuni, Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok, İstanbul, Şubat 2014, s. 15

[iii] Halaçoğlu, Prof. Dr. Yusuf, “Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918)” TTK Yayınları, Ankara 2001

[iv] http://abone.turk.net/mahirunlu/kanun.htm

[v] http://fakulteler.atauni.edu.tr/ermenia/mndty.php?al=3

Kaynakça:

– Kaçaznuni, Ovannes, Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok, Kaynak Yayınları, İstanbul

– Ortaylı, Prof. Dr. İlber , ‘ Soykırım’ İddialarının Arkasındaki Gerçek

-Halaçoğlu, Prof. Dr. Yusuf, “Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918)” TTK Yayınları, Ankara 2001

– Karaca Ali, Türkiye’de Ermeniler İçin Yapılan Reformlar (Örtülü Bir İşgal ) ve Tehcir Gerçeği (1878-1915)

– Teori ,sayı 298, Kasım 2014

– Teori, sayı 301, Şubat 2015