Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 24 Temmuz 2019

Üste git

Üste

Yorum Yok

“1 KASIM’DAN” 1 KASIM’A

“1 KASIM’DAN” 1 KASIM’A

​22. Tarih Bilimi Kongresi’nde Çin Cumhurbaşkanı uzunca bir konuşma yapıyor. Bilim ve Ütopya Dergisi Kasım sayısında bu konuşmanın bir bölümünü yayımladı: “Bugünün dünyası, dünün dünyasının ulaştığı gelişimin neticesidir. Bugünün dünyasının karşılaştığı pek çok olayın izlerini tarihte bulmak mümkündür. Tarih içerisinde meydana gelmiş pek çok olay bugüne ışık tutan bir ayna işlevini görebilir. Tarihe önem vermek, tarihi araştırmak, tarihten ders almak insanoğluna dünü anlatır, bugünü kavratır, yarını inşa etmesi için gereken bilgeliği sunar. Bundan ötürü, tarih insanoğlunun en iyi öğretmenidir.” Bu kısa alıntı tarih felsefesinin özlü bir tanımı niteliğini taşıyor.

​Prof. Dr. Tuncer Baykara “İsviçreli çok yaşlı bir felsefe profesörünün” şu sözlerini aktarıyor: “İnsan ömrü bizim daha sıhhatli karar vermemizi sağlayacak bilgi ve tecrübe birikimi için kısadır, bereket ki tarih var ve biz, bu eksiğimizi onunla gideriyoruz.“(Tarih Araştırma ve Yazma Metodu)
​Dördüncü yüzyılın büyük bilim adamı İbni Haldun ise Mukaddime’sinde şunları söylüyor: “Toplumun doğasında gerçekleşen değişikliklerin; bir grup insanın diğer insanlara karşı gerçekleştirdikleri ve çeşitli büyüklükteki krallıklar ve devletlerin kurulmasıyla sonuçlanan devrimlerle ayaklanmaların; ister geçimlerini sağlamayı isterse çeşitli bilim ve zanaat alanlarında ilerlemeyi düşünsün, insanların yürüttükleri çeşitli işlerle uğraşların; ve genelde toplumun kendi doğası gereği uğradığı tüm köklü dönüşümlerin yazılı kaydı.

​Dünü anlamak için İbni Haldun’un vurgularının incelendiği “yazılı kayda” kaotik bir anlayışla dahi bakmak yeterli olabilir. Tarihe kaotik bir ardardalığı olarak bakan tarihçiler ekranları süslüyor. Ancak “bugünü kavramak ve yarını inşa etmek” için bir tarih felsefesi ve tarihsellik anlayışına sahip olmak gerekiyor. Aksi halde tarih sadece “tarih” olarak kalacaktır. Bu bakış açısıyla ele alındığında 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılması sadece “tarih” olarak kalmamakta, bugüne ışık tutan bir anlayışı yansıtmaktadır.

​1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasının veya padişahlığın kaldırılmasının üzerinden 93 sene geçti.

​Mustafa Kemal saltanatın kaldırılması müzakereleri esnasında herkesin bildiği şu sözleri söylemişti: “Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına vaziülyed olmuşlardı. Bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdir. Şimdi de, Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır. Burada içtima edenler meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.

​Mustafa Kemal’in bu söylevi bir toplumsal mücadeleler tarihi dersidir. Tarihin nasıl ilerlediği, özgürlük ve demokrasinin nasıl geldiği, halk egemenliğinin nasıl gerçekleştiği üzerine ciltler dolusu kitap okuyanların veya yazanların anlayamadığını Atatürk üç, beş kelimeyle ifade etmiştir. Ve en önemlisi bu sadece bir söylev boyutunda kalmamış, yapılmıştır. Denilebilir ki Türk devrim tarihi bu anlayışın hayata uygulanmasıdır.

​Mustafa Kemal’e Osmanoğulları’nın egemenliğinin şifresini çözdürten ve halk egemenliğinin nasıl kurulacağı sorusuna olabildiğince berrak yanıt verdirten formül, tarihin sınıflar üzerinden okunmasıdır. Tarih okunduğu gibi de yapılmıştır.

​1 Kasım 1922’den, 1 Kasım 2015’e demokrasi tarihimiz açısından çok şey yitirdik. Türkiye bir çözümsüzlük girdabına itilmiştir, “tekrarın sıtma nöbetine” tutulmuştur; vicdana ve akla ihanet geçerli akçe olmuştur; millet yalanla beslenmektedir; “Antenlerin, rotatiflerin, kitapların, beyaz perdede çıplak baldırlarına kızların, duaların, ninnilerin, rüyaların, sözlerin, seslerin yalanına” kanılmaktadır; “bu ölümlü, bu yaşanası dünyada, bu bezirgan saltanatı, bu zulüm” beslenmektedir. 1 Kasım 2015 seçimlerine Türkiye bu koşullarda gidiyor.

1 Kasım seçimlerinden hangi sonuç çıkarsa çıksın, Türkiye’yi ileriye taşıyacak devrimcilerin tarih anlayışı 1 Kasım 1922’den bugüne aynıdır. Ve gene yapılacak olan, aynı anlayışla yapılacaktır.
​Sırtımızı yaslayacağımız birikim ve anlayış masada işlenmeyi bekliyor!

Cemil GÖZEL